Bir devrimin anatomisi

Politik bilincim, aklım ve duygum devlet ve iktidarla kopuşu yaşamaya başladığından beri devletin zor aygıtının uygulayıcısı olan insanların ruh halleri, devlet ve iktidar için şiddet uygularkenki motivasyonları benim için hep merak konusu olmuştur.

Savaşa giden, devlet adına hiç tanımadığı ve düşman olarak tanımlanmış insanları öldüren bir askerin, öldürdüğü insanlarla empati kurmasını engelleyen şeyin ne olduğu beni hep düşündürmüştür. Öldürdüğü insanla oturup bir çay içse, sohbet etse. Onun bir baba, bir eş, bir evlat olduğunu gözlemlese, görse, tanık olsa yine de onu öldürmek için tetiğe basar mı? Ya da gerçekleştirdiği öldürme eyleminin ne işe veya kimin işine yaradığını sorgulasa ne olur? Bunu sorguluyor mudur acaba tetiğe basmadan önce. Konuşturmak, bilgi almak yahut iradesini kırmak için şiddet uyguladığı, dövdüğü, kendisine öğretilen envai çeşit işkenceyi üzerinde uyguladığı insanla o esnada nasıl bir bağ kurmaktadır bir işkenceci. Bir düşman olmak dışında başka hiçbir değeri, anlamı, bir tanımlaması yok mudur zihninde, duygularında? Ya da onlarca yıl hapis cezası verirken bir insana, onu sevdiklerinden koparıp dört duvar arasına hapsederken sadece onun bir düşman olduğunu mu düşünüyordur bir yargıç?

Devlet adına öldüren, işkence eden, hapseden hasılı kelam devletin tüm şiddet biçimlerini insanlar üzerinde uygulayan bu kimselerin devletin özel tedrisatından geçmiş, duyguları alınmış, bir aileye sahip olmayan, sevdikleri ya da onları sevenlerin olmadığı bir iklimde yetiştiklerini düşündüm çok uzun zaman. Bu insanların da tıpkı bizler gibi yiyen, içen, düşünen, korkan, ağlayan, seven, sevilen, endişe eden, hayal kuran insanlar olduğunu çok uzun süren bir gözaltı deneyimimde öğrenmiştim. Gözaltı ve işkence merkezi adeta bir fabrika gibi çalışıyordu. Posta posta getirilen çocuk yaştan ayakta duramayacak yaştaki insanlara kadar onlarca insan getiriliyordu her gün. Önce gözlerim kapalı olduğu için dinlediğim çığlık sesleri daha sonra beni öldürmeye karar verdikleri için açtıklarını düşündüğüm gözlerimin tanık olduğu şeyler bende bunu yapanların asla bir insan olmayacağı kanaatini şüpheye yer vermeyecek kadar kesinleştirmişti. Bunlar, duyguları ve bilinçleri yok edilmiş, alınmış, robotlaştırılmış insanlardı. İnsan formunda robotlardı. Eğer buradan sağ çıkarsam bütün bu duyduklarım ve gördüklerime rağmen yaşamaya devam etmem ancak bu kanaatimin doğru olmasına bağlıydı.

Her günkü gibi sıradan işkence ve sorgu mesaisinin yaşandığı bir gündü. Sıra sıra insanların çıplak ve gözü bağlı harap bitap diz çöktükleri duvarın köşesindeki beyaz telefon çaldı. İşkencecilerden biri işine ara verip uzanıp telefonu açtı. Sonra işkenceyi ve sorguyu koordine eden, işkencecilerin bile korktuğu adama dönerek korkuyla seslendi. “Komiserim, oğlunuz düşmüş başı yarılmış, hastaneye götürmüşler.” Bir cellat yüzüne ait soğuk, duyarsız, kayıtsız, mimiksiz ifade gitti yerine bir babanın çocuğu için duyduğu endişe, acı, korku gelip yerleşti. Yüzü, duyguları olan bir insan yüzüne dönüştü. O an dipsiz bir uçuruma yuvarlanmış buldum kendimi. Bu dehşetengiz işler yapan adam da bir insandı, hepimiz gibi sevdiği ve onu seven birileri varmış. Normal bir insan gibi aramızda yaşıyormuş. Meğer devlet ve iktidar zaten buymuş, her türlü vahşeti uygulamanın ve bunu görmeyi normal kabul eden kalabalıklarmış.

Bu duygu ile bu durum ile gerçekten baş etmem çok zor oldu benim için. Biz de onlar gibi yapmalıyız onlar elimize düştüğü zaman diye düşündüm. Böyle yapmıyoruz diye bize öfkelendim. Ahlaki, vicdani, insani her şeyi ayaklar altına almayı amaçlarını gerçekleştirmek, iktidarlarını sürdürmek maksadıyla mubah gören bu insanlara karşı ahlaki ve vicdani ölçülerle hareket etmenin bir lüks olduğunu düşündüm. Bunu savundum.

Özgürlük Hareketi’nin devrim ve iktidar analiziyle daha derinden yakınlaştıkça neden vahşi katillerle bile ahlak ve vicdan dışı yöntemlerle savaşılmayacağını adım adım öğrendim. Kürt Özgürlük Hareketi ne kelle kesen DAİŞ karanlığına, ne de Ortadoğu diktatörlüklerine, ne bunların işvereni olan kapitalist moderniteye karşı karşı zamanı, mekanı sınırlı bir zafer kazanmadı. Özgürlük Hareketi insan bedeninde, insan ruhunda, insan zihninde ahlaki ve vicdani bir zaferin talibi olarak zamanı ve mekanı olmayan bir yürüyüş gerçekleştirmektedir. Devrimi, her türlü canlının özgürlüğüne tasallut olmuş iktidarcılığa karşı vicdan ve ahlakta gerçekleştirmeyi şiar edinmiş bir fikriyat, fiziki imha ne denli büyük olursa olsun yenilgiye uğratılamaz.

Yazarın diğer yazıları