Bir kentin parkları nasıl kurulmalı

Bir evin, bir köyün, bir mahallenin, bir sokağın, bir caddenin, bir parkın, bir kentin nasıl düzenlendiği, nasıl inşa edildiği son derece ideolojik bir meseledir. Bütün bu mesken tutma, yerleşme, yerleşim planı meselesi yaşamın kim için, hangi ilişki biçimi üzerinde şekillendiği ile çok yakından ilintilidir. 

Köy ve gelişmemiş kasaba yerleşim düzenlerinde çok fazla sınıfsal farklılığa dayalı bir yapılaşma olmadığı gibi son derece demokratik, hiyerarşik olmayan yatay bir yerleşim söz konusudur. Evler, ev sakinlerinin rahat ve işlevsel kullanımlarına uygun olduğu kadar diğer meskenlerde oturanlarla kolay bir şekilde ilişki kurabilme ve sosyalleşmeye olanak verecek şekilde düzenlenmiştir. Ekmek pişirme, çamaşır yıkama, su kaynağı vb ortak kullanım alanlarının etrafına ev yapılmayarak başkasının bunları kullanımını zorlaştırmamak incelikle hesaplanır şeylerdir.  

Asıl mesel şudur ki günümüz koşullarında Kürdistan nüfusunun çok önemli bir bölümü artık kentlerde yaşamaktadır. Ve kentlerde barınacak ev yapmak hem köye oranla çok pahalı hem de dilediğin yere ihtiyaçlarına göre ev kurmak çok da mümkün değildir. Özellikle Kürdistan’da yaşanan savaş nedeniyle köylerinden kentlere birden bire göç etmek zorunda kalmış olan halk kentlerin çeperlerinde köydekine benzer, köydeki sosyal ilişkilerini sürdürebilecekleri bir yerleşimi olanaklarının el verdiği ölçüde gerçekleştirmişlerdir. Ancak devasa büyüyen kentler, ilçeler, zorlaşan kent yaşamının yaşattığı kültürel ve sosyal erozyon, arsa, toprak üzerinde gelişen rantçı sistem bu yapıyı ciddi bir şekilde dağıtmaya başlamıştır.  

Devasa apartmanların yükseldiği kentler, siteler nerdeyse toplumsal yaşamın, ortakçı yaşamın tüm dinamiklerini yerle bir etmiştir. Kentlerin bu şekilde kurulmuş olması kapitalizmin toplumsalı parçalama ve bireyciliği geliştirme stratejisinin son derece planlı bir uygulamasıdır. Demokratik, halkçı belediyecilik yapma, dolayısıyla kent mimarisini, yerleşim planını buna göre örmesi gereken belediyelerin bu kapitalist planının değirmenine bunca su taşıyan bir uygulama içinde olmaları doğrusu anlaşılabilir bir şey değildir. 

Kürt özgürlük paradigmasını esas alacak bir belediyecilik yapmaya çalışan belediyelerin öyle sanıyorum ki başarabildikleri tek ve önemli şey kentlere, ilçelere çok sayıda yeşil alan, park alanı kazandırmış olmalarıdır. Fakat ne yazık kentlerin, mahallelerin orta yerindeki bu parkların, yeşil alanların sosyal yaşamın ve ilişkinin güçlü olduğu köy toplumlarındaki hangi kullanıma tekabül ettiğini bilmemeleri bu parkların son derece işlevsiz kalmasına yol açmıştır. 

İnsanların evlere, apartman dairelerine, sitelere hapsolduğu bir yerleşim sisteminde bu parklar neredeyse tek sosyalleşme alanlarıdır. Park denilen şey sadece insanların gidip oturduğu, dinlendiği, serinlediği yerler olmamalıdır. Her parkın içerisinde mutlaka konser, tiyatro, sergi, film gösterimi vb etkinliklerin gerçekleştirilebileceği alanlar olmalı ve buna dönük organizasyon planları belediyelerce yapılmalı. Her parkın kendine özgü bir karakteri ve işlevi olmalı. Bir parkta sanatsal organizasyonlar öne çıkarken bir park küçük el işi atölyelerinin olduğu, bunların üretilip satılabildiği bir yapıda tasarlanmalı. Çamaşır evleri, ekmek pişirmek için tandırlar ve hatta belki küçük çapta bostanlar bu parkların içinde kurulabilir. Bu ve buna benzer sosyal ilişkiyi geliştirecek pek çok sayıda şey sıralanabilir. 

Sadece kentlerimizdeki plansız, lalettayin yapılmış parklara bile bakarsak belediyeciliğin nasıl ideolojik paradigmal bakış açısından bihaber yapıldığını anlamak son derece kolaydır. Toplumsal yapıyı, sosyal ilişkiyi geliştirmekten uzak kurulacak her yapı, geliştirilecek her proje ideolojik olarak karşıtına hizmet etmeye götürür.

Yazarın diğer yazıları