Bir kez daha AKP-DAİŞ işbirliği üzerine

Demokratik Suriye Güçleri (DSG), faşist dinci DAİŞ çetelerinin Deyr el Zor’daki işgaline son vererek, dünya halklarına bir hediye daha sundu. Tıpkı 2017 yılının Eylül ayında Rakka’nın özgürleştirildiği günlerde olduğu gibi, özgürlüğün ilk bayrağını YPJ’liler dikti. DAİŞ çeteleri, ilk olarak Irak’ın Felluce kentinin kontrolünü 2014 yılının Ocak ayında ele geçirdi. Suriye’de ise ilk olarak Rakka’yı işgal edip, “başkenti” olarak ilan etti. 2014 yılının 3 Ağustos günü Êzîdîlerin yurdu Şengal bölgesine soykırım saldırısı başlattı. DAİŞ’in soykırım saldırısının önüne HPG/YJA Star gerillaları ile YPG/YPJ savaşçıları geçti. İki yüz bine yakın Êzîdî, savaşçıların açtığı koridordan Rojava’nın Derik kentinde kurulan çadır kentte yerleştirildi. Rojava halkları bir yandan DAİŞ’e karşı bedeli ağır bir direniş sergilerken, diğer yandan da soykırımdan kurtarılan insanlarla ekmeğini bölüştü. Katliamlarının yanı sıra yayınladığı infaz videolarının dehşetiyle insanlığı teslim almak DAİŞ’i Kürt direnişçilerinin öncülüğündeki DSG durdurdu. DAİŞ vahşetini durdurmak ve Rojava devrimini savunmak için 11 bin kişi canını verdi; 21 bin kişi yaralandı. Sonuçlarının çok ağır olduğu bu savaşı halklar kazanırken, AKP iktidarı ve Erdoğan başta olmak üzere DAİŞ’i destekleyen devletler yenildi.

Erdoğan ve iktidarı, Rojava devrimine karşı cihatçı çeteleri desteklerken, DAİŞ ile tam bir işbirliği halinde halklara karşı savaştı. Erdoğan, DAİŞ çetelerinin Kobanê’nin yüzde 80’nini işgal ettiği gün olan 7 Ekim 2014 tarihinde Antep’te “Kobanê şu sıralar düştü, düşüyor” duyduğu sevinci açık açık göstermişti. Bu açıklama Erdoğan’ın DAİŞ ile işbirliğinin açık ilanıydı.

Kobanê savunması günlerinde DAİŞ çetelerinin Türk askerleri ile can ciğer kuzu sarması halleri sınır boylarında bir çok kez kameralara yansıdı. Ellerini kollarını sallayarak sınırdan gelip geçiyorlardı. O gün dünya alemin gördüğü gerçeği, bu günlerde çete üyelerinin itiraflarında da görüyoruz. Bu itiraflardan biri Ebu Mansur El Mağribi adlı çete üyesinden geldi. Cihatçı çetelerin Türkiye’den Rojava’ya geçişini organize eden çete üyesi el Mağribi, MİT ile birçok kez görüşmeler yaptıklarını anlatıyor. Yaralıların tedavisinin Türkiye’deki hastanelerde yapıldığını da söylüyor. Bu da bir sır değil. Daha önce defalarca bu çete üyeleri hastanelerde görüntülenmişti. El Mağribi’nin anlattıklarından biri hayli ilginç: Erdoğan’ın kendisiyle özel görüşme yapmak istediği. Bu açıklama hiç de yabana atılır değil. Basının önünde DAİŞ”in Kobanê’yi işgal etmesinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Erdoğan’ın Rojava konusunda umudunu bağladığı bir çetenin yöneticisi ile de görüşmesi olasılık dahilinde.

Çete üyesinin anlattığının dışında DAİŞ ile AKP arasındaki işbirliğini gösteren başkaca veriler de var elbette. Kullandıkları silahların MKE üretimi olduğunu gösteren sayısız bilgi ve belge YPG/YPJ arşivinde mevcut. MİT zaten TIR’lar doluyu silah gönderdi. 5 Haziran Amed, 20 Temmuz Suruç ve 10 Ekim Ankara olmak üzere DAİŞ’in gerçekleştirdiği katliamlarda devletin polisinin, askerinin rolünün de belgeleri dava dosyalarına girdi.

Ayrıca çok sayıda Türk şirketinin, DAİŞ’in bomba yapımında kullandığı kimyasal maddeleri temin ettiği bilgisi Conflict Armament Research’ün (CAR) raporunda yer alıyor. Şubat 2016 raporuna göre, DAİŞ, silah ve bomba yapımı için gerekli olan maddeleri 20 ülkedeki 50 şirketten sağlıyor. Bu 50 şirketin 13’ü Türkiye’de. Raporda, şirketlerin isimleri ise şöyle sıralanmış: Gültaş Kimya, 3D lojistik, Marikem Kimyevi ve Endüstriyel Ürünler, Metkim, Mert Global, EKM Gübre, Diversey Kimya, İlci, Nitromak Dyn Nobel, Hes Kablo, Kablo Türk, Erikoğlu, Ünal Kablo. CAR’ın internet sitesinde yayınlanan araştırma raporunda da, “DAİŞ’in silah ve mühimmat imalatında kullandıkları ürünlerin çoğu Türkiye’den. Bulgular Türkiye’de büyük bir satın alma ağını gösteriyor” deniliyor. Bu gerçekler bilinmesine rağmen söz konusu şirketler ile ilgili herhangi bir hukuki işlem yapıldığına dair kamuoyuna açıklanmış bir bilgi yok.

Canlı bomba yelekleri için Antep’te atölyeler kurulduğu ortaya çıkmıştı. Zaten Antep, çetenin karargahı durumundaydı. DAİŞ’in dernekleri, kahvehaneleri, atölyeleri… Bütün bunlar alenen ortadaydı.

Açığa çıkan tüm bu bilgilerin yanı sıra çok önemli bir bilgi de Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’a ilişkin. Albayrak’ın Enerji Bakanı olduğu dönemde, DAİŞ’in işgal ettiği topraklardan çaldığı petrolleri uluslararası alana pazarlayan Powertrans şirketinin sahibi olduğu artık bir sır değil. Bu bilgi, Redhack tarafından ele geçirilen Albayrak’ın maillerinde yer aldı. Sadece bu da değil, Wikileaks’in “Berat’s Box” ismiyle yayınladığı maillere ilişkin bilgi notunda, Berat Albayrak ile Powertrans arasındaki ilişkinin 2012’de başladığı belirtiliyor.

Elbette başkaca bilgi, belge, tanıklık, Erdoğan iktidarının DAİŞ çeteleri ile işbirliğini ortaya koyuyor. Bu işbirliğinin bedelini Erdoğan iktidarı elbette ödeyecek. Bunun farkında oldukları için 31 Mart seçimlerini “beka sorunu” olarak tanımlıyorlar. Halklara karşı işlenen bu suçların hesabını, Kuzey ve Doğu Suriye halkları, DAİŞ’i yenilgiye uğratarak verdi. AKP faşizminin de tamamen yenilgiye uğratılacağı zamanlar hiç de uzak olmadığını, kendileri de biliyor.

Yazarın diğer yazıları