Bir kez daha Damat Berat davası üzerine

Redhack’in ele geçirerek kamuoyu ile paylaştığı e-postaları haberleştirdikleri için geçtiğimiz Ocak ayından bu yana cezaevinde tutulan 3 gazeteciden Ömer Çelik iki gün önce özgürlüğüne kavuştu. Gazeteciler Tunca Öğreten ve Mahir Kanat’ın hala tutuklu olduğu Damat Berat Davası, diğer basın özgürlüğü davaları içinde özgün bir yerde duruyor. Soruşturma ve dava aşamasında yaşanan tüm hukukdışı uygulamaların yanı sıra -ki bu uygulamaları protesto etmek için Derya Okatan gözaltında tutulduğu 27 gün boyunca açlık grev yapmıştı-, iddianamede geçen bir cümle, aslında davanın neden açıldığını somut bir şekilde gözler önüne seriyor.

İddianamede dikkat çeken ifade şöyle: “… Türkiye Cumhuriyeti Devleti meşru hükümetinin ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanının DAEŞ terör örgütü ile irtibatlı olduğuna dair algı oluşturulmaya çalışıldığı tespit edilmiştir.”

İddianamede gazetecilere getirilen “Enerji Bakanı şahsında meşru hükümeti yıpratmak”, “milli enerji politikasını başarısızlığa uğratmak”, “duruma göre devlet sırrı olabilecek bilgileri yayınlamak” gibi suçlamaların dışında, davanın özünü oluşturan AKP/Saray iktidarının faşist cihatçı DAİŞ ile yaptığı işbirliğinin ifşa edilmesidir. Belli ki, bu işbirliği, Saray savcıları tarafından “duruma göre devlet sırrı olabilecek bilgiler” kapsamına alındı ve gazeteciler daha önce emsali görülmemiş bir biçimde uydurulan yeni bir suçlama ile karşı karşıya kaldı.

Çok açık ki bu dava bir intikam davasıdır. Söz konusu e-postalar yayınlandığında, daha önce defalarca Redhack soruşturmalarından gözaltına alınıp haklarında dava bile açılmayan gençler, işkence ile “suçu üstlenmeye” zorlandı. Bu tutmayınca, bu kez gazetecilerden “suç faili” yaratılmaya çalışıldı.

Buradaki en büyük suç, DAİŞ ile işbirliği yapmaktır. Bunu yapan ise hapsedilen, hapis cezası tehdidi altında olan gazeteciler değil, Saray’ın damadı ve bakanı Albayrak’tır.

AKP/Saray iktidarını ve kirli işlerini yürüten Damat Berat’ın bu saldırganlığının elbette, kendileri bakımından haklı gerekçeleri var. Ortadoğu’da oynadıkları at, yenildi. Reqa’nın özgürlüğünü daha birkaç gün önce kadın savaşçılar, dünyaya duyurdu. Reqa’nın özgürlüğü DAİŞ barbarlığının gadrine uğramış, kaderini Rojava Devrimi’nin geleceğine bağlamış herkesi sevindirdi. Ancak sevinmeyenler de oldu elbette; AKP/Saray rejimi gibi. Çünkü, Ortadoğu’da kaybettiler. Hem de fena halde. Saray iktidarını, Rusya ve İran’la girdiği anlaşma sonucu yerleştiği İdlib ile Efrin’i işgal planlarının da kurtaramayacağı ortada. Yuvarlandıkları sonda, El Nusra ve DAİŞ gibi dünyanın başına bela olan Selefi örgütler ile geliştirdikleri ortaklığın bedelini ödeme ihtimali bile onlar için kabus. Bu nedenle suçlarının, halklar tarafından bilinmesinden korkuyorlar. 

Tüm dünyanın DAİŞ’in petrollerini pazarladığını bildiği bir şirketin -Powertrans- ortağı olmak suçtur. Berat Albayrak, bu şirketin ortağı olarak halklara karşı suç işlemiştir. Bu suçun delili de, belgesi de söz konusu e-mailler arasında mevcuttur. Damat Berat, “ev sahibini bastıran yavuz hırsız” misali bu yüzden davaya müdahil olmuştur. Daha davaya müdahilliği bile kabul edilmeden, gazeteci Çelik’in anadilinde yaptığı savunmaya itiraz etmesi de halet-i ruhiyesinin göstergesidir.

Gazeteciler ilk gözaltına alındığında havuzun amiral gemisi Sabah, hukuksuzluğu “Redhack algı birimine operasyon” başlığıyla duyurmuştu. Zaten gazetecilerin arkadaşları, aileleri, avukatları da, bu haber ile durumdan biraz haberdar olmuştu. İddianame de, Sabah’ın çerçevesini çizdiği temelde kuruluyor ancak ne omurgası var, ne de çatısı. 

Algı yaratmanın, anlamı nettir; bir şey yokken varmış gibi davranıyorsanız, algı yaratıyorsunuz demektir. Örneğin, Melih Gökçek’in entelektüel biri olduğunu söylemek algı yaratma kapsamına girer. Çünkü Gökçek’te entelektüellik namına tek bir kırıntı bile yoktur. Ancak, Albayrak’ın, ucu DAİŞ ile işbirliğine giren e-postlarını haber yapmak, “algı yaratmak” anlamına gelmez. Çünkü, suç bilgi ve belgesi ile birlikte ortadadır. Bu bilgi ve belgeye ilişkin haber yapmak, halkların geleceğini, hayatını yakından ilgilendiren bir gerçeğin açıklanması anlamına gelir ve bu kutsal bir iştir. Çünkü, gazetecilerin açıkladıkları gerçek öyle bir gerçektir ki; Suruç’tan Orlando’ya yüzlerce insanın canını alan bir suçun ortaklığıdır. DAİŞ’in yeryüzünde halklara karşı gerçekleştirdiği katliamların sorumlularından biri de Berat Albayrak ile bakanı olduğu hükümet ve damadı olduğu Saray’dır, Erdoğan’dır. 

Eğer siz, “Kürtlerle her yerde savaş” adına, DAİŞ’e silah yardımı yaparsanız, eğitirseniz, hastanelerinizde tedavi ederseniz, el koyduğu petrolleri satmasını sağlarsanız, üyelerini karakolun ön kapısından alıp arka kapısından çıkartırsanız, derneklerini kapatmazsanız, canlı bomba yeleği dikilen yerleri görmezden gelirseniz, katliamlar karşısında kılınızı bile kıpırdamazsanız, tüm bu katliamların ortağısınızdır. İşte, Damat Berat’ın e-postaları da bu ortaklığın belgesidir. Bu gerçeği, gazetecilik mesleğinin bir sorumluluğu olarak yerine getiren gazeteciler bu nedenle hapistedir ve tutuksuz yargılananları da hapis cezası tehdidi altındadır.

Yazarın diğer yazıları