Bir oyun değeri nedir, düşünün!

Yokluğu, yoksulluğu, yolsuzlukları, soygunları eleştirenlere karşı Erdoğan “Ya düşünün, bir merminin fiyatı nedir düşünün” demişti. Çok düşündük ama bilemedik. Erdoğan da hep vatandaşın bilmediği yerlerden soruyor.

Mermiyi alan satan, komisyonu cebe atan kendisi ama fiyatını bize soruyor. Söylese de hepimiz de öğrensek. Ama biz ona ve medyadaki besleme tetikçilerine daha kolay bir şey soralım:

Bir oyun değeri nedir biliyor musunuz?

Ama biraz düşünün de cevap verin ya da hep birlikte düşünelim.

Kayyım nedir ya, kayyımlar nedir? Demokrasilerde kayyımların yeri, anlamı nedir? Bunca atanmış bakan, vali, müsteşar, müdür, amir yetmedi mi?

TBMM’yi hallettiler. Halkın elinde işe yarar tek hak olarak yerel yönetimleri seçmek kalmıştı, ona da göz diktiler. Hayasızca, pervasızca halkın elinde kalan son hakka da saldırıyorlar.

Siyasi hayatları boyunca sandık diyen, oy diyen, milli irada diyen egemen sağ siyasetçiler halk kendilerini seçmeyince ne mal olduklarını ortaya koydular. Korkudan kudurup halkın iradesini çiğneyip sivil darbeye başvuruyorlar. Böylece ne kadar sahtekar ve halk düşmanı olduklarını ortaya koyuyorlar.

Halkın malını, parasını her şeyini çaldılar. Bunların hesabını vermekten kurtulmak için şimdi de halkın en büyük değeri, onuru olan oyunu çalmaya, iradesini gasp etmeye kalkışıyorlar.

31 Mart seçimlerinden sonra seçimleri kaybedince yönetimi devretmemek için uzun süre ortalıktan kayboldular. Oyalama taktiğine başvurup bu arada suç delillerini yok etmeye çalıştılar. İstanbul’da bu süre de yetmeyince seçimleri yenileme kararı aldılar. Ama bir daha ve daha büyük bir farkla kaybettiler. Fark 30 binden 900 bine çıktı. Bir daha tekrar ederlerse daha da artacak. Bunun üzerine sandıktan söz etmez oldular. Sandıktan umutları kalmayınca besleme medyaları eliyle gerçekleri ve gündemi saptırma yarışına girdiler.

Erdoğan-Bahçeli çetesi iktidarlarını korumak için besleme medyayı ve tetikçilerini cepheye sürdü. Yem boruları kesilmeye başlayınca tetikçiler iyice kudurdu. Sahiplerini korumak, yağlı kemikleri kaybetmemek için saldırıya geçtiler.

İstanbul belediyesini nasıl yedikleri belli olmaya başladı. Mardin’de ise memurlardan birisi kayyımın hırsızlıklarının belgesi olan faturaları getirip teslim etmiş. Şimdi parayı kayyım nasıl yedi, kimlere nasıl yedirdi belgeleriyle anlaşılacak. Daha bunlar işin lê lê lê’si.

Bu nedenle Erdoğan da, kulağı geçen fedaisi pejmürde soysuz da belediyelere ve seçilmiş belediye başkanlarına saldırıyor. Artık yasama, yargı yok. Sadece darbeci Erdoğan-Bahçeli ve suç ortakları var.

Darbeciler eskiden sadece HDP’lilere saldırırlardı. Şimdi iktidarlarına muhalefet eden herkese saldırıyor. CHP de yetmedi, AKP içindeki muhalifler de hain-düşman ilan ediliyor.

İşte darbecilik, diktatörlük budur, kendisini desteklemeyen herkesi düşman olarak görür ve kendisini böyle ele verir.

Halkın her şeyini çaldılar, her şeyine el koydular. Sıra oyuna ve iradesine geldi.

Ama halk direniyor. Oy namustur, irademe dokunamazsınız diyerek darbeci çetenin bütün zulmüne rağmen direniyor.

Bu direniş sadece HDP’nin ya da sadece Kürtlerin değil demokrasiden, özgürlükten, insan onurundan yana olan herkesin direnişidir.

Darbecilere karşı halkların direnişidir. Kazanacak olan darbeci faşistler değil halkların iradesidir.

Seçilmişler değil darbeciler, kayyımlar ve sahipleri pejmürde olacak. Amed Belediye Eşbaşkanı Dr. Adnan Selçuk Mızraklı’ya kulak verelim: “Bu sabah hava berrak, bu sabah her şey billurdan gibi. Gök masmavi bu sabah, Güzel şeyler düşünelim diye, Yemyeşil oluvermiş ağaçlar” Rojbaş Amed, Günaydın!

Rojbaş Türkiye, günaydın!

Yazarın diğer yazıları