Bir ‘trafik’ oyununun sonuna doğru!..

İMC TV’den Banu Güven KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanları Cemil Bayık ve Bese Hozat’la önemli bir söyleşi yaptı. Bu söyleşinin geniş bir özetini gazetemizde okumuş olmalısınız. Bu söyleşide Eşbaşkanlar, AKP’nin çözüm sürecini İmralı-Ankara-Kandil güzergahında bir “tıkanmış trafik oyununa” çevirmesine dur dediler. Onlar, yapılacak kongrenin “başkanlık” kürsüsünün artık “boş” kalmasının mümkün olmadığını açık bir dille dile getirdiler. PKK Önderi Kongre’ye bizzat katılmalı ve AKP’nin “silahını almak istediği” gerillayla bizzat konuşmalı…

Sanıyorum, anlamayan kafalar anlasın diye, biraz da mübalağa “sanatına” başvurarak, onlar “eşbaşkan oldukları halde” gerillaya “silah bıraktıramayacaklarını” ifade ettiler. Burada söylenen PKK’nin artık kendi önderliği ile “aracısız” görüşme talebidir ve aynı zamanda PKK önderini artık o “özgürlük şartlarındayken” dinleme istekleridir. 

Bu çoktan olgunlaşmış bir talep ve istektir. Bunu anlamak için soralım: Eğer PKK Önderi şu anda Kandil’de olsaydı, siz PKK ile “müzakere masasına” oturmayacak mıydınız? 

Bu soruya namuslu bir cevap, artık PKK Önderi’nin İmralı’da tutulması için hiçbir neden kalmadığını herkese çok güzel anlatır. Uluslararası komplonun amacı, elbette PKK ile “müzakere” etmek değildi. Tersine… PKK Önderi’ne karşı yapılan komplonun amacı PKK hareketini önce bölmek, sonra zayıflatmak ve en nihayet tasfiye etmekti ve bununla da “inkar” siyasetini zafere ulaştırmaktı. 

Ne oldu?

PKK imha edilemedi ve inkar siyaseti sürdürülemedi. 

Böylece PKK Önderi’ne karşı yapılan uluslararası komplo çöktü. Öcalan’ı İmralı’da tutarak devlet kazanabileceği hiçbir avantaja ulaşamadı. PKK’yi artık resmen tanıdı ve onunla masaya oturdu.  Buradan çıkan sonuç şudur: Demek ki, şu anda Öcalan Kandil’de olsaydı, siz yine onunla masaya oturacaktınız. 

O halde tekrar soralım:

Madem PKK’yi tasfiye edemeyeceksiniz, madem onunla savaşmak yerine müzakere masasına oturdunuz, Öcalan’ı neden hapiste tutuyorsunuz?

“Efendim yargı kararı var” diyecekseniz, fena halde kafanızı taşa vurursunuz. Çünkü sizin en büyük “yargı kararınız” PKK’nin “ölüm” kararı değil miydi? Şimdi ya bu kararı iptal ettiniz, o halde Öcalan’la ilgili kararı da iptal edeceksiniz; ya da bu “kararınızı“ iptal etmeyip, yedekte tutuyorsunuz, o zaman PKK’nin de size güvenerek “silahsızlanmasını“ beklemeyeceksiniz. 

Yani iki kere iki dört.

KCK Eşbaşkanlarının Kongre için öne sürdükleri “Öcalan’ın Kongre’ye katılması“ ya da KCK yönetimiyle yüz yüze, doğrudan görüşmesi talebi AKP hükümetinin ve Türk devletinin “çözümdeki” samimiyetini en kesin bir şekilde testten geçirecek güçte bir taleptir.  Tekrar ve tekrar sormaya devam edelim:

Eğer PKK Önderi İmralı’da değil de Kandil’de olsaydı, siz bu savaşı sona erdirmek için Öcalan’la masaya oturacak mıydınız, oturmayacak mıydınız?

Bunu açık ve dürüstçe cevaplayınız. 

“Evet, Öcalan şu anda Kandil’de, örgütünün başında olsaydı biz yine onunla görüşme masasına oturacaktık” diyorsanız, o takdirde Kürt halkının güvenini kazanmak için bir saniye bile zaman kaybetmeden Öcalan’ı serbest bırakırsınız; yok eğer serbest bırakmıyorsanız, demek ki, siz çözüm sürecinde samimi değilsiniz, PKK Önderi’ni elinizde bir tür “rehin” gibi tutarak, aslında PKK’yi imha ve Kürt sorununu inkar yolunda ısrar ediyorsunuz. 

İşte böyle. KCK Eşbaşkanları demek ki, “Öcalan’ın şartlarının köklü bir şekilde değişmesini” talep ederken, hükümetin “çözüm süreciyle” ilgili çizgisini de kesin bir sınavdan geçirmiş oluyorlar. 

Ve hele şu “Öcalan iyi Kandil kötü, Demirtaş hepsinden kötü” şeklinde oynadıkları orta oyununun iç yüzü de işte bu sağlam taleple perme perişan oldu. Böylece madem “biz çözüme karşıyız, Önderlik çözümden yana, bırakın da özgür Önderlik bizi çözüme ikna etsin” denince, herkes her şeyi anlıyor…

Yazarın diğer yazıları