Bir turnusol testi

Walter Benjamin, Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı başlıklı metnine yazdığı önsözde, yalnızca sanat teorisinde değil, pek çok başka politik söylem karşısında da konum alırken kullanılabilecek müthiş bir ölçüt veriyor bizlere: “Aşağıda sanat kuramına yeni getirilen kavramların daha alışılagelmiş olanlardan ayrılan yanı, faşizmin amaçları açısından bütünüyle kullanılamaz nitelik taşımalarıdır.” Bunu bir ölçüt olarak saptayan düşünür ise “Anti-Stalinist Sanat” başlıklı yazısıyla Susan Buck-Morss: “İçimizden biri, kendi çalışmalarının, sınıf sömürüsünün ayan beyan ortada olduğu fakat bunu tanımlaması gereken dilin yıkıntılar içerisinde kaldığı yeni dünya düzeninin amaçları bakımından bütünüyle kullanılamaz nitelikte olduğunu söyleyebilir mi?” Buck-Morss’un sorusu bir yandan insanı tedirgin de eden bir soru; çünkü bir vakitler ‘objektif ajanlık’ olarak tanımlanmış bir olguya açılan bir boyutu da var bu sorunun. Gerçekten de örneğin bir faşistin şahsen benim bir yazımdan, bir fikrimden alıntı yapması, onu kullanması, beni fena zedeler. Çünkü bundan o fikrin ne kadar nesnel olduğu sonucu çıkmaz; o fikrin faşizm açısından da pekâlâ ‘kullanışlı’ olabileceği sonucu çıkar.

İçinden geçtiğimiz dönem, bazı anlamsız tartışmalardan sakınabilmek için böylesi bir ölçütün elimizde olmasının da gerekli olduğu bir dönem. Yani pek çok entelektüelin, yazarın, çizerin yapıp ettiklerinde, artık ortada bir ‘kamu’ olmasa da en nihayetinde kamuya sundukları ürünlerde, şöyle bir ölçütü devreye sokabilirmişiz gibi geliyor bana: Bu söz, bu fikir ya da eleştiri, her kime yöneltiliyorsa, bir faşist de pekâlâ yöneltebilir mi bunu aynı kişilere? Bu türlü bir ölçüt, kendisine eleştirel olarak sunan düşüncelerin gerçekten eleştirel mi, yoksa faşist retoriğin daha incelmiş versiyonları mı olduğunu saptamayı kolaylaştıracaktır. Yine aynı hattan olmak üzere, faşist retoriğin çözümlenmesine de katkı sunacaktır. Hangi yapısal tekrarlar söz konusu olmaktadır? Hangi endişe ya da kaygılar, gerçekte Türkiye Devletinin kuruluşuna damgasını vurmuş olan paranoyaların belki nesnesi biraz değişmiş olarak yeniden açığa çıkmış halleridir? Ve keskin bir soru daha: Nasıl bir yaltaklanma içermektedir bu türlü söylemler? Hangi ‘büyük ötekine’ nasıl bir yaltaklanma söz konusudur?

Benim şahsen bu topraklarda yaşayan biri olarak şaşkınlıkla gözlemlediğim olgulardan bir tanesi de toplumun neredeyse her köşesine sirayet etmiş bir şey: Neredeyse bütün ilişki biçimleri nasıl olur da bu kadar yoğun bir ‘duygusal şantaj’ boyutu içerir? Bu duygusal şantajın en net ve yoğun haliyle görünür olduğu önermelerden bir tanesi de “Ya sev ya terk et” biçimindeki faşist slogan değil midir? Bunun çok daha incelmiş versiyonları yapısal bakımdan yine de bunu tekrar ediyor değiller midir? O halde bir retorik veya bir söylem inceldiği için faşist olmaktan çıkmaz; tıpkı inceltilmiş işkencenin vandal şiddet biçimlerinden yapısal düzeyde pek farkının olmaması gibi. Belki diğerinin balta kullandığı yerde beriki neşter kullanmaktadır, o kadar.

O halde tanınma arzusu ile iktidar arzusu da birbirinden ayırılmalıdır. Bu ayrım aslında iktidar arzusunun da nasıl bir ‘tanınma’ maskesinin arkasına saklandığını ortaya koyar; çünkü kendi kendisini ortaya koyma, görünür kılma biçimi, onay arzusu şeklindedir. Gündelik dilde kullanılan “Anladın mı?”, “Tamam mı?” gibi ifadeler aslında onay arayışındaki ifadelerdir. Neden onay aramaktadır? Çünkü iktidarını var saymaktadır ve bunun bıraktığı izi görmenin peşindedir. Fakat bir yandan da kendisinden asla tam olarak emin olamadığını, kendisinin varsaydığı kadar tamamlanmış olmadığını da ortaya koyar bu onay arayışı. Faşist retoriğin çıkıp geldiği boşluk da buradadır; asla kendisinden tam olarak emin olamadığı için oluşan boşluğu retorikle doldurmaya kalkışır. İşte faşist-milliyetçi-kurucu paranoyanın kendisini gösterdiği yer de bu türlü kaygılar, anksiyetelerdir.

Kendi kendimize daima şunu sorabilmeliyiz: Bunu söylüyorum, fakat örneğin bir faşist de benimkinden son derece farklı kendi konumunu berkitmek, belki yatışmak için kendisine bunu söyleyebilir mi? Yanıtımız evetse, içimizdeki erkekle yeterince hesaplaşmamış olduğumuz anlamına da gelecektir bu.

Yazarın diğer yazıları