Bir tuz tanesinin gücü

19 Ağustos günü yapılan siyasi darbeyle Amed, Mêrdîn ve Van Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanları görevden alınarak yerine kayyumlar atandı. AKP/MHP aklı artık göstermelik yargılamalara bile gerek görmeyecek kadar pervazsızlaşarak bir halkın iradesini yok saymak istiyor. Ancak yaptıklarıyla bir kere daha baltayı ayağına vurdular. Zira yapılanlar halklar nezdinde hiçbir kabul görmeyerek Kürt illerinden Ege kasabalarına kadar her yerde sivil itaatsizlik eylemleri ve protestolarla karşılık buldu/buluyor.

“Açıkça ilan etmek, tanıklık etmek” anlamındaki “protesto” kelimesi eski Fransızca’dan Latince’ye oradan da batı dillerine geçen bir kelime. Dilsel gelişim sürecinde önce “itiraz”, ardından da “gösteri” anlamını kazanmış. Amerikalı dilbilimci Geoffrey Nunberg’e göre protesto kültürü ilk olarak ABD’de, özellikle de Vietnam Savaşı sırasında yerleşti. Zira ABD’nin en büyük yenilgiyi yaşadığı bu savaş 1960’larda birçok protestoya ilham kaynağı oldu. Bunlardan en çarpıcı olanı 17 Nisan 1965 günü Washington’da yapılan yürüyüştü. Amerikalı bir genç, askeri muhafızların kendisine doğrulttuğu süngülere çiçek takarak onları protesto etti. Güçlü bir mesaj veren bu eylem, bundan sonraki protestolara ilham kaynağı oldu. 1970 yılının Mayıs ayında Ohio’da eylem yapan üniversite öğrencilerden ölen dört kişiden biri olan Allison Krause’nin bir gün önce namluya çiçek takan eylemcilerden biri olması ise bu eyleme daha özel bir anlam kazandırdı.

Sivil direniş denilince akla gelen isimlerden biri de kuşkusuz ki Mahatma Gandi. Onun gerçekleştirdiği “Tuz Yürüyüşü” tarihin gördüğü en ilginç protestolardan biriydi. Gandi, Hindistan’ın İngiliz sömürgeciliğine karşı verdiği özgürlük mücadelesinde bir tuz tanesini sembol olarak seçti ve İngilizlerin dayattığı tuz vergisini protesto etmek için 1930 yılının Mart ayında denize doğru 23 günlük bir yürüyüş gerçekleştirdi. Yolda kendisine katılan eylemcilerle 24’üncü günde denizden tuz elde etmeyi yasaklayan yasayı ihlal etti ve bunu izleyen sivil direnişlere milyonların omuz vermesiyle bir tuz tanesi bağımsızlığın kapısını açtı.

ABD’deki Afrika halklarının özgürlük mücadelesinin sembol ismi Martin Luther King, 28 Ağustos 1963 günü Lincoln Anıtı’nda “Bir rüyam var” diyerek 200 bin kişiye hitap etti ve bu konuşma sonrasında gelişen siyasi hareketle ilerleyen yıllarda Siyahilerin haklarını güvence altına alan önemli yasa değişiklikleri gerçekleşti.

Kaç gündür Amed, Mêrdîn ve Wan başta olmak üzere birçok şehirde sivil itaatsizlik eylemleri yapılıyor. Yapılan hukuksuzluk karşısında öfkesini ve taleplerini basın açıklamaları veya oturma eylemleriyle dile getirmeye çalışan sivil halka devletin güvenlik güçleri pervasızca saldırıyor. Ege’deki yangınları söndürmek için su ve araç bulamayan devlet, insanlara tomalarla su sıkıyor.  Anneler tartaklanıyor, muhalif gazeteciler haber takibi yapmaya çalışırken engellenip göz altına alınıyor, çıplak arama gibi insanlık dışı uygulamalara maruz bırakılıyorlar. Yine toplumun vicdanı olan yazarlar ve sivil toplum örgütü üyeleri tutuklanarak devrimci-demokrat insanlara gözdağı verilmek isteniyor.

Oysa halkın yaptığı sadece sivil bir protesto eylemi. Haksızlığa, hukuksuzluğa, sınırları aşan pervasızlığa karşı haklı bir duruştan başka bir şey değil. Buna bile tahammül edemiyor, binlerce askeri, polisi ve özel savaş elemanıyla halkı ablukaya alıyor ve nefesini kesmeye çalışıyorlar. Sebep oldukları ekonomik ve idari krizi, uluslararası arenadaki siyasi ve askeri başarısızlıkları Kürt halkına ve kazanımlarına saldırarak saklamak istiyorlar.

Saldırıların en büyüğünü de onlara hiç bir şekilde boyun eğmeyerek kazanımlarını savunan kadınlara yapıyorlar. Kadınların eşit temsiliyet hakkını hedefleyerek onları susturmayı ve eve kapatmayı amaçlıyorlar. Bunu başaramayacaklar, çünkü bir tuz tanesi kadar güçlü değiller. Bir gün gelecek sırtını dayadıkları o iktidar yıkıldığında dımdızlak ortada kalacak ve “ben sadece verilen emri yerine getirdim” diye ağlayıp duracaklar. Unutmayalım ki, haklı olanlar hep kazandı ve hep kazanacaklar…

Yazarın diğer yazıları