Bir yaşlı devrimcinin fantastik önerileri!..

Seçimlerde ne olur?           

Seçmenin, medyanın, hatta partilerin merak ettiği bir sorudur bu.

Ben ise seçimlerde ne olursa olsun, “seçimlerden sonra ne olur?” sorusunun cevabını merak ediyorum. Merak etmemin sebebi, kendi kafamdaki öngörüyle ilgili.

Bir kaç olguyu sıralayalım:

Seçimlerden sonra ekonomik kriz tahminlerin ötesinde derinleşecek.

ABD ile Türkiye arasındaki ihtilaflar da kriz düzeyine yükselecek.

Seçimde, Kürdistan’da kayyımların tasfiyesi ve Batı’da İstanbul ve Ankara’nın AKP’nin elinden alınması durumunda da, tüm kamuoyu araştırmalarına rağmen yolsuzluk, hırsızlık yoluyla seçimi AKP-MHP’nin gaspetmesi durumunda da “sistem içi bütün partiler” derin bir krize girecek.

Ve buna bir de Gül-Babacan grubunun parti kurması eklenirse, krizin boyutunu tahmin etmek bile zorlaşacak.

Sistem içi çatlaklar derinleştiği zaman, şimdiye kadar bastırılan kitlesel gösterileri durdurmak artık çok zor olacak; çünkü bu kitlesel gösterilerin yelpazesi, CHP ne yaparsa yapsın bu partinin tabanını, Saadet’in tabanını, Kürt özgürlük hareketiyle birlikte kapsayacak.

Seçimlerden sonra ayrıca “bahar” da gelecek, HPG ile TSK arasındaki savaş tırmanacak.

Saray rejimi ne yapacak?

Selahattin Erdem’in Y.Özgür Politika’da önceki gün yayınlanan yazısında dediği gibi, rejim elindeki bütün imkanları, silahları, zorbalıkları, yolsuzlukları, diplomatik manevraları “pazara sürdü”. Pazara sürebileceği yeni olarak hiç bir şeyi kalmadı. O nedenle Saray “delirecek”. Akla hayale gelmedik çılgınlıklar yapacak. Yaptığı zaman da Türkiye’de bu defa “devrimci kriz” mayalanacak.

O durumda neler olacağını ise demokratik güçlerin seçim kampanyasını seçim sonrası mücadeleye hazırlıkla birleştirme derecesi belirleyecek. Seçime bir asılalım, seçimden sonra Allah Kerim diyen “devrimci kriz” trenini kaçırır.

Şu anda Leyla Güven’in başlattığı açlık grevi, onun ve tüm açlık grevcilerinin bedenini hücre hücre eritirken, aynı zamanda toplumu giderek kendine getiriyor, direniş yayılıyor, dünya ölçeğinde yankılar uyandırmaya başlıyor. İnsanlar, açlık grevcilerinin ölümü göze almasına bakıyor ve buradan “demek ki ölümü göze almak mümkünmüş” sonucuna varıyor. Leyla Güven seçime ve seçim sonrasına “hazırlığın” ruhu olmuştur.

HDP’nin seçim kampanyası da seçimde faşist rejimin kayyımlarını tasfiye etmeye yöneliyor, eğer bu kampanya salt seçim kampanyası mantığıyla ele alınmaz ve seçim sonrasına devrimci bir hazırlık olarak örgütlenirse, “tecridi kırmak, faşizmi yıkmak ve Kürdistan’ı özgürleştirmek” hedefinde kitleleri harekete geçirecek.

Erdoğan rejimine karşı mücadelenin yeni aşamasında, işaret fişeğini bir kadın olarak Leyla Güven ateşledi. Şimdi 8 Mart yüzbinlerce “Leyla”nın seçimlere ve seçim sonrasına anti-faşist yürüyüşünü başlatacak. Az sonra 21 Mart’la birlikte o kadınlarla erkekler, yaşlılarla çocuklar, dindar sünnilerle Aleviler, Müslümanlarla Hıristiyanlar, sosyalistlerle liberaller, büyük yürüyüşü başlatacak. Üstelik bu yürüyüş dünya çapında bir yürüyüş olacak.

Yürüyüşün ilk durağı “sandıklar”… “Sandık başında” bir anlık soluklanıp, HDP’nin aday göstermediği yerlerde oylarımızı Selahattin Demirtaş’ın dediği gibi, CHP’ye ya da Saadet’e değil, ama AKP/MHP’ye “kaybettirme” amacına vereceğiz, Kürdistan’da HDP oylarını Kürt ulusal birliğinin gücüyle büyük bir oranda yükselteceğiz.

Bütün bu işlem hepi topu sabahın erken saatlerinden günün ortasına kadar sürecek.

“Soluklandığımız yeter” diyerek o gün ve o günün gecesi verdiğimiz oylara, bu defa çok daha büyük bir heves ve azimle sahip çıktıktan sonra, seçim sonuçları ne olursa olsun, çizdiğimiz yolda, yürümek ne kelime, koşmaya başlayacağız.

Ya seçim zaferinin hızıyla ya da seçim hilelerine duyulan öfkeyle…

Leyla Güven “bedeli ne olursa olsun” dediğine göre, bizler de “sonucu ne olursa olsun, nasıl bir bedel ödenecek olursa olsun” hedefe doğru koşacağız.

Seçim sonrası için diyelim ki, belli bir günde ve saatte hem Türkiye’nin Batısında, hem de tüm Kürdistan’da, her bir kentin ve ilçenin yine diyelim ki beş ya da on noktasında, ellişer, yüzer, mümkünse biner kişilik gruplar halinde sokaklara döküldüğümüz zaman buna ne Soylu’nun polisi güç yetirebilir, ne de Akar’ın ordusu.

Ardından bu Türkiye çapındaki ellişer, yüzer, mümkünse biner kişilik yerel grupların birleşmek üzere yürümeye başladığını hayal edin. Rejim nerede durdurmak için mevzilenmişse, bir başka merkezde toplanmak üzere esnek bir taktik izlendiğini varsayın. Sarayın imamesi şaşar.

Bu nasıl mümkün olur?

Konfederal bir örgütlenmeyle… Her mahallede üç kişilik bir yerel merkez. Her ilçede aynı şekilde. Her ilde de öyle. Ve ülke çapında tek bir koordinasyon merkezi… Elde internet… Olmadı telefon zinciri…

Bu yaşta benim aklıma gelen bunlar. Yeni kuşağın gençliği yepyeni mücadele yöntem ve biçimlerini mutlaka yaratacaktır, yaratmalıdır.

Önemli olan seçime ve seçim sonrasına hazırlanmanın devrimci içeriğini kavramaktır.

Yolumuz açık, ufkumuz aydınlık olsun.

Yazarın diğer yazıları