Biraz onurlu ol, be!..

31 Mart 2019 seçimleri öncesindeki süreçte, Kürtler ezelden (başlangıcı bilinmeyen geçmiş) gelip ebede (sonsuz gelecek) uzanan zaman boyunca, Türkleri önüne “düşman“ olarak konuyordu.

Kemalistlerin, Birinci Cihan Savaşı’nda “yedi düvelle savaşarak“, kazandıkları topraklar üstünde devlet kurdukları faslı ise büyük bir yalan ve hiç bir dayanağı olmayan bir masaldır. Çünkü, işgalci güç olsa, belki çatışma, itişme olabilirdi. Ama geride, hiç bir işgalci kalmamıştı. Fransızlar, Rus, İtalyan ve İngilizlerden oluşan ana güç, Kürtlerin dışında kimseden doğru dürüst tepkide de görmeden, kendiliklerinden çekip gitmişlerdi. Giderken, fazlalık olan silahlarını da Kemalistlere vermişlerdi.

Kala kala bir tek, Yunanlılar kalmışlardı. Onlar da, müttefikleri tarafından aldatılmış ve terk edilmişliğin hüznüyle kalakalmışlardı. Yabancı topraklarda kuşatma altındaydı. Söz dinmeyen inatçılıkları yüzünden, başlıca destekçileri İngilizlerin öfkesi de üstlerindeydi. Cezalandırmak isteyen İngilizilerin yardımıyla, baskına uğrandıklarında, güçleri yetersiz, yardım alabilecekleri kapı da yoktu.

Eğer, “yedi düvelle savaş“sa hepsi bu. Türk ordularının giriştiği başkaca da savaş yoktur.

Ama bu süreçte, Pontuslu Rumları kırmaya devam ediyorlardı. Atatürk, İngilizlerin isteği ve Sultan’ın oluru ile Pontuslu Rumları katleden çeteleri durdurma amacıyla, Karadeniz’e gönderilmişti. Ama Atatürk, Samsun’da karaya çıktıktan hemen sonra, çetebaşı Topal Osman’la bir araya gelmiş, ”kutsal göreve berdevam” demiş, onu daha sonra, çetesinin başında Binbaşı rütbesiyle, kendine baş koruma yapmıştı.

Kemalistlerin Kürtlerle savaşı ise daha TC ilan edilmeden, 1920 yılında başlamış, zamanla bütün güçlerin katılımı ile İkinci Cihan savaşına kadar sürdü. Kanlı, kirli ve ayıplı bir savaştı, onlarınki…

Kürtlerin tabiriyle, temel plan ve başat amaç, kıra kıra bir halkın “kökünü getirmek”ti. Onun için bebektir, çocuk veya bacakları titrek ihtiyardır diye, hiç bir ayırım tanıyıp “kıymazlık“ etmediler. Önlerine çıkanı kırdılar.

Kemalistler, Kürtlerle sonu gelmeyen kanlı bir döngüyü, kezzaplı bir kan davası başlatmalarına rağmen, dünyanın önünde, “Kürtleri yok etmek, bizim için beka meselesidir“ demediler. Ki proğramlanmış temel amaç, yok edicilikti. Ama “eşkıya ile, ağa ve şeyhlerle mücadele ediyoruz“ yalanıyla öne çıktılar.

Türk devleti tarihinde, ilk defa, 31 Mart 2019’da yapılan belediye ve muhtar seçimlerinin kampanyası, evrensel Kürt düşmanlığı merkezli olarak kurgulandı. Seçimi, Kürtlerle savaşta “beka meselesi“ olarak sloganlaştırdılar.

”Türklerin bekası” (geleceği)’nı, Kürtlerin yok olması projesine bağladılar.

İşin korkunç tarafı, bütün Türk partilerini de bu görüş etrafında toplamayı başardılar. Dünün Pontus, Ermeni, Pomak, Kürt, Çerkez, Gürcü dönmeleri, en hızlı “beka“cılardı. Hiç bir partiden, “bu ülkede 25 milyon Kürt yaşıyor, onlara karşı barbarlıktır, bu“ sesi çıkmadı.

Hep birlikte cellat kesildiler. Kürtler saldırı altındaydı. Tutuklanıyor, itilip kakılıyor, kurşunlanıyorlardı. Bu arada meydanlarda, ekranlarda biri ötekini bir Kürde selam vermekle suçluyordu.

Hitler Almanyasında, Yahudi düşmanlığını merkeze oturtan böylesi sonsuz bir kampanya yaşanmamıştı. Güney Afrika’da da benzeri görülmedi. Köleci, eski Amerika’da da…

Ahmet Türk’ün, eski bir tanıdığı olan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile bir çay içmesi ise gündemi değiştiriyor, gümbürtüsü günlerce yankılanıyordu.

Derken, 31 Mart seçimleri akşamı, Kürtlerin onur yarasının öfke ve kini ile AKP’yi atar damardan vurduğu görüldü. Talan iktidarı sarsılmış, yol görünmüştü. En önemlisi, AKP vurgun alanı büyük şehirleri, daha acısı, büyük rant ile talan hazinesi olan İstanbul’u kaybetmişti.

AKP’nin, dili o akşam değişti. Kürtleri artık terörist diye aşağılamıyorlardı. “Beka da ha beka“ teranesi, anında kesilmiş, “Kürt kardeşlerimiz“ baloncukları, havada uçuşmaya başlamıştı.

Oysa, insanın en kutsal değer yargısıdır, haysiyet de dediğimiz onursallık. Onurun pahası (fiyatı) veya bedeli, gerektiğinde bütün bir hayattır, insan için. Onu korumak için savaşlara girdiler, düellolara giriştiler, idama, intihara yürüdülerler.

Ama kimileri, böyleydi.

Hırsızlar, madrabaz, dolandırıcı ve kalpazanlar için, çıkar yoluna serilen sergiydi. Paspas olarak da kullanılabilinirdi, çıkar söz konusu ise eğer…

Ve şimdi, onurunu pazara çıkardı, kimileri. Bir oy için, dün horozlanıp avurtlarını şişire şişire, terörist dedikleri Kürtlerin kapısında birer dilenci. Başları eğik, ibikleri düşük, avuçları göğe açık.

Araya aracı sokup “medet“ diyorlar. Hatta katil, hırsız ve yalancıdan dindar çıkarmış “din kardeşiyiz“ diye yaltaklanıyor.

Halbuki, insan olan son kertede “çi di be bila bibe” diyen düellocu Kürdü örnek alırdı. Bu kadar düşmezdi. Sözünün adamı olarak durur, tükürdüğünü, toz ile, toprak “rixh û zivil” ile yalayıp yutmazdı. Değil rezil adam! Bir oy için, bu kadar rezilleşmeye, değer miydi?

Biraz onurlu ol, be!..

Yazarın diğer yazıları