Birinci yol yenildi ikincisi ölü Üçüncü yol çoktandır yolda

Türkiye krizde. Çok yönlü bir kriz bu. Yapısal karakterde.         Çözüm hakkında piyasada dolaşan laflar hiç bir ciddi teori ve analize dayanmıyor.

Basitten başlayalım.

Deniyor ki, “reel üretim”, yani sanayi üretimi olmadan olmaz. Sermayeyi betona yatırmak krizin nedeni. Beton yerine fabrika yapsak kriz aşılır.

Aşamazsın. Bu imkanı kaybettin.

Aslında betona yapılan yatırımla Türk kapitalizmi muazzam bir birikim yaptı. Betoncuların, inşaat patronlarının elinde para birikti. Böyle bir birikim stratejisini çizenler ahmak değildi. Biriken parayla yeniden beton yapmayacaklardı. Eğer 2010 Arap Baharında Ortadoğu’da güç merkezi olmayı başarabilseydiler, Mısır’da, Tunus’ta, Libya’da, Suriye’de, Afrika ülkelerinde Müslüman Kardeşlerle, olmadı DAİŞ’le başarıya ulaşsaydılar, inşaatta biriken sermayeyi, bölgenin mali, sınai ve hizmet sektörlerinde en karlı alanlara yatıracak, bu ülkelere sermaye ihraç ederek maksimum karlar elde edeceklerdi. Bölgede güç merkezi olsaydılar, onlara AB kapısı ardına kadar açılacaktı. Davutoğlu’nun “bölgesel emperyalist stratejik derinliğinin” özeti buydu. Ciddi bir stratejiydi, neredeyse başarıya ulaşıyordu. Kürdün gazabına uğradılar. DAİŞ yenildi. Türkiye Ortadoğu’da güç merkezi olma imkanını kaybetti. Hıncını DAİŞ’i yenen Kürt halkından almaktan öte artık hiç bir perspektifi yok.

Olmadı. Muazzam pazarları kaybettiler. Şimdi enayi sermayeyi faiz yerine fabrika yapmaya ikna etseler, iç pazar yoksulluk ve işsizlik nedeniyle, iflaslarla, Cemaat sermayesine çökmeler yüzünden daralmış, o fabrikanın mallarını satacak dış pazarları da artık yok. Olmadığı için ve de sermaye enayi olmadığı için, parasını fabrikaya yatırmaz, tarıma da yatırmaz, bu konjonktürde ya dövize yatırır ya da faize. Ya da Türkiye’den kaçar. Öyle de oluyor işte.

Bölgesel emperyalist stratejiler çöktüğü için kriz var. Tekelci sermaye tekrar “tekelci olmayan aşamaya” dönemez. Dönmeye kalkan tekel, dönmeye kalkmayan tekel tarafından yutulur. Tekellerin hep birlikte “tekelden” vazgeçmesi tekelciliğin doğasına aykırıdır. Herkes bir diğerinin batmasını bekler.

Bugün artık “emperyalist olmayan kapitalizm” yoktur, olamaz. “Kendi yağında kavrulma” romantizmine ise hiç yer yoktur. Uluslararası işbölümüne girmişsin. Koskoca bir ülkesin. Muazzam bir pazarsın. Bu pazarda “yerli ve milli tekeller” batsa, elinde kavrulacak yağ kalmaz, Türkiye pazarı uluslararası ve bölgesel tekellerin pazarına dönüşür. Uluslararası ve bölgesel emperyalizm pazarda boşluk tanımaz.

Bölgesel emperyalist yayılmacılık birinci yoldur. Savaştaki yenilgi sonucu tıkanmış, krize girmiştir. “Tekelci olmayan” nostaljik kapitalizm ise çoktan zamanını doldurmuştur. İkinci yol “hayali küçük Alilerin” mırıltılarıdır.

Üçüncü bir yol vardır: Kürdistan emekçi halkının öncülüğünde, Kürdistan’ın bütün parçalarını özgürleştirmek, özgürleşen bu parçaların öncülüğünde tüm Ortadoğu halklarını birleştirmek, onların mücadelesiyle, demokratik cumhuriyetlerin toplamından ve demokratik ulusun birliğinden oluşan Konfederal Ortadoğu Ortak Evi’ni inşa etmek ve bu Ortak Ev’de birinci ve ikinci yola karşı üçüncü yolu, yani kadın özgürlükçü, ekolojik ve komünal, yani “yeni sosyalist” toplumu kurmak…

Eğer bu Üçüncü Yol etrafında birleşilmezse, yenilmiş bölgesel emperyalizm, kendi krizini faşizmle, olmadı sahte reformlar yoluyla aşmak, yeniden güç toplamak, bir kere daha şansını savaşta, yayılmacılıkta, işgal ve ilhakta aramak için her şeyi yapacaktır. İkinci “hayali yol” ise zaten adı üstünde hayal olduğu için birinci yolun, yani bölgesel emperyalizmin bugüne kadar olduğu gibi, yine ağlaya, zırlaya peşine takılacaktır.

“Ama bu Üçüncü Yol da pek gerçekçi görünmüyor” diyenleri duyuyorum.

Onlara, ”Kuzey Kürdistan’da Türk emperyalizmine ve sömürgeciliğine karşı savaşan güçler gerçek değil mi; DAİŞ’i yenen Rojava gerçek değil mi; şimdi Güney Kürdistan’da kurulan milis güçleri gerçek değil mi; AKP’yi seçimlerde perişan eden siyasi hareket gerçek değil mi, açlık grevleri ve ölüm oruçlarıyla tecritte gedik açan Leyla Güven ve arkadaşları gerçek değil mi; alanlarda “ulusalcı” ön yargılarını kırıp, Kürt özgürlükçüleriyle ve sosyalistlerle halay çekenler, horon tepenler gerçek değil mi?” diye sorunuz; ardından da lafı şu soruya getiriniz: Sizin gerçeğiniz nedir?

Bunu sorduğunuz zaman, kısır döngü yeniden başlayacaktır; kimisi bir kere daha ya Rusya’nın ya da ABD’nin ya da AB’nin “himmetiyle” bölgesel emperyalizm türküsünü mehter eşliğinde söyleyecek, kimisi de “Kemalist milli ekonomi” güftesini İzmir Marşı bestesiyle terennüm edecektir.

Oysa birinci yol yenilmiştir; ikinci yol geleceğe değil, tarihin çoktan bitip tükenmiş mezarlığına götürmektedir.

Üçüncü Yol ise denenmemiştir ve on milyonlarca Kürt bu yolda sosyalistlerle, Alevilerle, laiklerle ve dindarlarla ve en önemlisi beyaz tülbentli ve tülbentsiz analar ve kadınlarla yürümektedir.

Haydi birinci yolcular gibi diyelim: Üçüncü Yol’da durmak yok, yola devam.

Ve bir de ikinci yolcular gibi diyelim: Güneş ufuktan şimdi doğar, üçüncü yolda yürüyelim arkadaşlar…

Yazarın diğer yazıları