Birkaç yazar birkaç yorum

Başka kavramlar için söylenemez belki ama ‘hakikat’ izafi değildir. Kendisinden başka hiç bir şeye göndermesi olmayan bir netlikte ve yetkinliktedir. Hiçbir güç, hiçbir yapı veya siyaset hakikati görmeme lüksüne sahip değildir.

Montaigne, "Hayat kendiliğinden ne iyi, ne kötüdür; ona iyiliği de kötülüğü de katan bizleriz" diyor. Sorgulamak, düşünme yeteneği olan beyinlere has bir özelliktir. Eski veri tabanlarıyla yenilenmek mümkün değildir. Bazen eskileri atmak, akıl ve mantıkta bir dönüşüm, bir açılım yapmak gerekir. Yoksa zihinsel gevişin ötesine geçemeyiz. Böyle bir durum toplum zihinselinin değişimine yol açamayacağı için yatıştırıcı ve uyuşturucudur. Toplumsal bilincin köklü demokratik dönüşümünü ve adalet talebini ancak yüzleşme ve hakkaniyet bütünlüğü sağlayabilir.

***

Toplum, şiddetin her türlüsünün hakim olduğu bir süreçten geçiyor. Aklın, dimağın ve vicdanın kabul edemeyeceği, etmemesi gerektiği bir durumdayız. Bir akıl tutulması yaşanıyor sanki. Düşünmeye vakti ve gücü olmayan bir toplumun akıl tutukluğu bu sanki. Akıl tutulması; gözlerine ışık tutulmuş tavşan gibi kalakalmaktır. Elinde şemsiyesini tutup da şemsiye aramak gibi.

Adına ‘akıl tutulması’ demese de eleştirel felsefenin babası sayılan Immanuel Kant aydınlanma nedir sorusuna cevap verirken bu hür seçimin nasıl gerçekleştiğini şöyle açıklamıştı: "Aydınlanma, insanın kendi suçu ile içine düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır.

Akıl tutulması, hele de hayati yönde yönetici sorumluluğu olanlar için onarılmaz tahribatlara yol açabilir.

***

Demokrasi, barış, eşitlik ve adalet gibi her söylem artık suç sayılıyor. Eleştiriye karşı direncimiz yok. Kendimize yöneltilen eleştirilerden dersler çıkarma yerine, ya bir kasıt arıyor ya da hemen savunmaya geçiyoruz. "Birisini eleştirmek istiyorsak en uygun yer aynamızın karşısıdır" der B.Shaw. Araştıran, kafa yoran, günün olaylarına ve geçmişe geniş bir perspektifte bakabilen, gelecek için ve yeni insansal değerler üreten ve doğrularını hayata geçirebilme sorumluluğu taşıyan bir duruş gerekir bize.

Sözüm her türden devlet ya da devlet dışı siyasal yapılaradır.

Toplumda her etkiye karşı bir tepki oluşur. Bu doğa yasasıdır. Acının seyrini sevince evirmek kolay olmuyor tabii… Turgut Uyar’ın dizelerinde ifade ettiği gibi o süreçlerde daha hızlı dönüyor dünya: "Böyle kargaşalı günler döneminde / Beşer onar koparılan bir takvim sanki bahara / Ben şimdi diyorum ki bir bak şu alanlara / Taşlara sopalara aman vermez silahlara / Kan içinde adamlara / Kan umutsuzluktur/ Ona kendini hazırla."

***

Artık papağan gibi tekrarlayıp durduğumuz hamasi ezberleri bırakıp başımızı ellerimiz arasına alarak düşünmemizin zamanının geldiğini anlamamız gerekir. Hamasi söylemler bir yol yordam belirleyemiyor. Zihinlerdeki olumsuz imajları olumluya, kökleşmiş saplantıları anlayışa, düşmanlıkları dostluğa çevirecek akl-ı selime ihtiyaç var. Bunun için yanlış politikalar nereden gelirse gelsin eleştirilebilmelidir. Eleştiriden, farklı görüş ve önerilerden korkmamak gerek.

Ülke birliğini korumanın yolu, her kişi ve görüşe hayat hakkı vermekten, yani özgürlükleri genişletmekten, özgürlüklerin esas alınıp yasakların kaldırılmasından geçer. Yoksa ülke birliği, farklı görüş ve eleştirileri düşman belleyerek korunmaz. Farklı bir düşünce ya da kimliğin kendini ifade ettiğinde gösterilen o ‘ulusal öfke’nin asıl bir insanın hayatı tehlikeye girdiğinde gösterilmesi gerekmez mi?

Görünen o ki bugün artık hayat bizden yeni tanımlar, yeni roller ve hamleler bekliyor. Yoksa olan biteni bir kadermiş gibi kabullenip acılardan sıyrılıp kurtulamayız.

Yazarın diğer yazıları