Birlik için umut ve sevgi!

Nurettin DEMİRTAŞ

“Sevgi sabırlıdır, sevgi şefkatlidir. Sevgi kıskanmaz, övünmez, böbürlenmez”.

Ortadoğu çıkmazından çıkışın bir ön koşulu da halk birliğimizi yaratmak ve diğer halklara ve inançlara doğru temelde yaklaşmaktır.

Soykırım rejimiyle ortaya çıkan çatışma ve saptırmalar yüzünden kendi halk birliğimiz parçalanmış; Ortadoğu’nun diğer kadim halkları ve inançları hakkındaki bilgilerimiz ise karmaşık hale gelebilmiş; milliyetçiliğin yarattığı ön yargılar da buna eklenince sevgi ve birlik kültürü yerini çatışmacı mantığa terk etmiştir.

Önder Apo’nun, halkların ve inançların gerçekliğini demokratik ulus anlayışı temelinde ele alması hepimizin ufkunu açmış, ön yargıları ortadan kaldırdığı gibi ilgi ve merakı da artırmıştır. Bu sayede ortak mücadele kültürü derinlik kazanmaya başlamıştır.

Halklar ve inançlar konusundaki hassasiyetimize rağmen bir küçük tutum, bir terim veya kelime düzeyinde bile yanlış yapma lüksümüzün olmadığını belirtebiliriz. Buna rağmen kişisel hatalarımız olabilmektedir. Bunu da en aza indirmek ve ortadan kaldırmak, demokratik ulus zihniyetini bilinç ve ruhta derinliğine yaşamakla mümkündür.

Ermeni, Süryani, Keldani, Arap, Êzîdî, Alevi ve diğer kadim halklara ve inançlara yaklaşımda sonuna dek demokratik olmayı esas alırken bile bazen yanlış bilgi kaynakları veya eksik bilgi nedeniyle hatalara düşülmekte, hatta hiç farkında olunmadan hassasiyetlere dokunulabilmektedir.

Her şeye rağmen bu konuda en az yanlış yapan yine bizleriz diyebiliriz. Çünkü kendi tarihimiz başkaları tarafından yazılmış ve bunun derdini yakından çekmişiz. Elbette bu tür yanlışları bile-isteye yaşamayız.

Yine de dönüp yüzleşmemiz gereken bir gerçek vardır; aynı yanlış yaklaşımlara düşmenin kaynağında egemenlikçi, milliyetçi anlayışların etkilerinin olduğunu görmemiz ve bununla mücadele etmemiz gerekiyor.

“Biz bunları aştık, yanlış yaklaşmayız” deyip de boş böbürlenmelere girmek yerine daha bilimsel yaklaşmakta fayda vardır. Çünkü tüm mücadelemizin sebebi olan daha büyük bir illetle karşı karşıyayız ve onunla mücadele sürekli olmak zorundadır.

Bunların kökeninde nihayetinde kapitalist modernite yatmaktadır. Dönüp dolaşıp kapitalist moderniteyle karşılaşıyoruz. Onunla hesaplaşmamız her zeminde sürüyor.

Tüm bu yaklaşımlar kaynağını sadece çarpıtılmış bilgi yapıları, karartılmış tarih ve inceleme yöntemindeki sorunlardan değil kısmen de toplumların yaşadığı iç ayrılıklardan almaktadır. Fakat bunlar kapitalist modernitenin vahşi saldırı ve çarpıtmalarıyla kıyaslanamaz.

Halkları, inançları ve kültürlerini kapitalist moderniteden ayırmayı başarmadan demokratik ulus yaklaşımını pratikte tutarlı şekilde sergilemek de mümkün olmaz.

Bugün Türkiye’de yaşanan seçim süreci demokratik ulus örgütlenmesi için bir fırsattır. Halklar ve inançların farklılıklar temelinde ama hiçbir ayrım yapılmadan katılımı ve birlikteliği sağlanmalıdır.

Önyargılardan uzaklaşılmalıdır. Bu konuda görev sadece Kürtlere değil herkese düşüyor. Kapitalist modernitenin parçalayıcı karakterinden herkes biraz nasibini almış. Kapitalist modernite etkilerinden sıyrılınca ortada sadece doğal güzellikler kalır.

Tüm kadim inançların temelinde sevgi, barış, hoşgörü ve ölçülü yaşam vardır. Bu özelliklere güvenilmelidir. Birliğin harcı tam da doğal toplumu yansıtan bu özelliklerdir.

Kürt birliği için de bu yaklaşıma ihtiyaç vardır. Artık herkes biliyor ki Kürt ve Kürdistan’ın birliği için KDP’yi tarihi bir görev bekliyor. Dün Kerkük, bugün Efrîn’di ama yarın Hewler hedef haline gelebilir.

Benzer bir yaklaşım Rojava Kürdistan’ı için de geçerlidir. İşgal altındaki Êfrîn’deki işgalcileri meşrulaştıracak yaklaşımlara giren ENKS ve diğer örgütlerin tutumu karşısında KDP dolaylı veya doğrudan sorumlu tutulmaktadır. Yine Türk askerinin Başur’daki varlığı ve işgalci saldırıları karşısında KDP’nin sorumluluğu inkâr edilemez.

Gerilla her gün bu işgal güçlerine ağır darbeler vurmakta, tarihi rolünü oynamaktadır. KDP’nin bazı yetkilileri ise gerillaya yardım etti diye halkı gözaltına alıp tehdit edebilmekte, yol geçişlerini engelleyebilmektedir. Bunlar ufak şeyledir denilip görmezden gelinemez. Halkın beklentisi ve çağrısı KDP’nin de bu konularda Kürt halkının çıkarlarını korumasıdır. Böyle yaparsa KDP demokratik birlik adına yeni bir sürecin başlamasına vesile olabilir. Bu anlamda halk KDP’yi umuda ve sevgiye ortak olmaya çağırıyor. Bundan daha değerli bir çağrı olabilir mi?

Tüm halklara ve inançlara demokratik ulus anlayışıyla yaklaşırken elbette Kürt halkının kendi içinde bu anlayışı geliştirmesi en başta gelen görevdir. Kürtler birbirine umut vermeden ve birbirini sevmeden başkasını nasıl sevecek? Kürtler kendi birliğini sağlamadan başka halklarla nasıl birlik yaratacak? Halkın sorduğu bu sorular elbette duygu ağırlıklıdır fakat boşuna değildir.

Umut ve sevgi kültürünün en kadim temsilcilerinden biri de Kürt halkıdır. Umutla ve sevgiyle yaklaşmak ve demokratik birliği sağlamak yerine neden çatışmacı kültürle Kürtlerin ve tüm halkların düşmanlarının ekmeğine yağ sürelim ki? Gelin tüm halk düşmanlarına tarihi bir ders verelim, demokratik birliğimizi yaratalım!

Yazarın diğer yazıları