Bismark’ın kurtaramadığı Erdoğan

Erdoğan’ın Berlin ziyareti, tarihte bir benzerini hatırlatacak kadar, şiddet ve baskı rejimi yüklüydü.

2 Haziran 1967’de İran Şahı Muhammad Reza Pahlavi’nin Berlin’i ziyaretini protesto eden öğrenci Beno Ohnesorg, polis kurşununa hedef olmuş ve yaşamını yitirmişti.

Bu olay tarihe, 68 Öğrenci Hareketi’nin başlangıcı olarak geçti.

51 yıl sonra, baskı ve katle aynı çapta hükmeden, Erdoğan Berlin’e geldi.

İstenmeyen adam olarak geleceği önceden biliniyordu.

Basın, Erdoğan’ın ziyaretine karşıydı.

Die Welt Gazetesi’nin Civey kamu araştırma Enstitüsü üzerinden gerçekleştirdiği ankette: Erdoğan’ın Almanya’da bir devlet töreniyle karşılanmasına karşı olanların oranı yüzde 69 olarak kaydedildi.

Hıristiyan Birlik Partisi seçmenlerinin yüzde 69,3’ü, SPD seçmenlerinin yüzde 58’i, FDP ve Sol parti seçmenlerinin yüzde 70’e yakını Erdoğan’ın devlet konuğu olarak gelmesine karşıydı.

Erdoğan buna rağmen geldi.

Erdoğan Türkiye değildir, betimlemesi daha önceden de biliniyordu.

Bu defasına, Erdoğan Almanya’da “sevilmeyen Türk” olacaktı.

Biliyordu, buna rağmen geldi.

Tahminen, Türkçe’yi cüzi bilen annem Zehra Hanım’ın “Allahım sen büyüksünüz!” duasıyla Alman topraklarına ayak basmıştı.

Steinmeier’le görüşmesi başladığı andan itibaren Erdoğan kendisini, yanlışlıkla havuzda bulan ve boğulmamak için çırpınıp duran bir çocuk rolünde buldu.

Ve kendisine göre, spontane, yolsuz bir yol planı buldu:

İlk adımda, Merkel’e 69 kişilik isim listesi göndererek, Almanya’yı Osmanlı İmparatorluğu’nun batı Avrupa’daki vilayeti normunda tepki vermesini dikte ettirdi. Bu listedeki “terörist”lerden biri de, kemalist kimlikli Can Dündar’dı.

Sonrasında, akılsız danışmanlarının oyununa geldi: Bismark’ın “Türklerin ve Almanların birbirlerine sevgileri hiçbir zaman sarsılmayacak kadar köklüdür” alıntısının kendisini kurtaracağına inanacak kadar naifleştirildi.

Öyle zannediyordu ki, Türkiye’de Mevlana’dan alıntı yaparak, kendisini taraftarlarına sevdirdiği gibi, Bismark’ı sevenlerin gazabından kurtulacak.

Bismark O’nu kurtaramadı.

Berliner Kurier Gazetesi, Erdoğan’ın  Almanya’dan ayrıldığı gün O’nu Manşet yaptı:

“Türk despotu Berlin’i eziyet ediyor!“

Manşet’in devamı var:

“Erdo-Çılgınlığı.“

Sonrasında, Can Dündar’ın katılacağı bir yemeğe katılmama tehdidinde bulundu.

Kalesine, inanılmaz bir gol attı ve Dündar, yemeğe katılmaması ricası sonucu katılmaktan feragat etti.

Önemli hadiselerden biri de, Merkel’le yaptığı basın toplantısında, “Gazeteciler’e Özgürlük“ yazılı Tişört‘ün sahibinin, salonu, zora dayalı terketmek mecburiyetinde bırakılmasıydı.

Bu da, Kenan Evren rejiminin ilk Mahkemeleri’nin birinde, çoğunlukla Yunan Milletvekilleri’nden oluşan bir delegasyonun, Mahkeme salonunda, “Genel Af” tişörtleriyle protesto eyleminde bulunmalarından sonra, salondan yaka paça çıkarılıp, hırpalanmalarını hatırlattı.

Önceden planlanan devasa Miting’in Köln’de yapılmasına izin verilmeyecekti, Erdoğan’a fısıldadılar; gönüllü feragat etti.

Sonuçta Erdoğan Berlin ve Köln’den mutsuz ayrıldı.

Ancak Köln dönüşünde tarihi ve tüm olanları aşan bir görüşme yapıldı.

Ekonomik işbirliği konusu bu çalışma kahvaltısının ana konusuydu. Erdoğan’a rağmen sermaye kazandı ve kazanmaya devam edecek gibi görünüyor.

Erdoğansız bir Türkiye ve Erdoğansız yükselecek ekonomik ilişkiler, Alman sermayesinin kar hırsına dayalı politika bu ziyarete damgasını vuran başlıklar oldu.

Yazarın diğer yazıları