Biz savaşa da barışa da hazırız, ya TC?

Yazıyı gönderdiğim gün Amed’de Newroz kutlamaları yapılıyor. Milyonlarca yürekten dile gelen sloganlar, açılan "Başkanım, savaşa da barışa da hazırız!" pankartı özgürlük mücadelesinde de bu mücadelenin barışla buluşmasında da halkın kararlılığının ifadesi.  

Ve PKK lideri Öcalan’ın beklenen tarihi açıklaması bu kararlı duruşun üzerine oturuyor.
Bu açıklamanın içerdiği konular günlerdir kamuoyunda tartışıldığından, hiç bilinmeyeni söylemese de Öcalan’ın ağzından çıkması ve BDP milletvekilleri tarafından Newroz alanında okunması ile Kürtler bu açıklama ile kendilerini bağladıklarını ilan etmiş oldu.
Bu tarihi açıklama Kürt Özgürlük Hareketinin süreci yönettiğinin göstergesi olmakla birlikte, barış konusundaki kararlılığını ve sürece Kürt halkının desteğini "resmen" göstermesi bakımından, bu güne kadar söylenilenlerin ciddiyetinin ispatı bir anlamda.
Bu tablo dosta düşmana, dünya aleme Kürtlerin silahların susması, demokrasi ve özgürlük için silahların dışında yöntemlerle yol alınması isteğini ve iradesini gösterdi.
Bir anlamda silaha başvurmanın devletin baskısı ve şiddeti karşısında bir meşru müdafaa, baskıya karşı direnme hakkının kullanımı olduğunu ve terör yaratanın devlet olduğunu gösterdi.
Aynı zamanda, Kürtlerin sadece kendileri için değil, ülkede yaşayan herkes için demokrasi, eşitlik ve özgürlük talep ettiğini ve bu hali ile barış için silahların susması yanında demokrasiye, eşitliğe, özgürlüğe dayalı bir devlet yapılanmasına olan ihtiyacın altını çizdi…
Bu açıklama aynı zamanda devlet katındaki pek çok eksiğe de gösterge oldu.
AKP iktidarının ve devlet güçlerinin halen sorunlara demokratik çözüme kapalılıkları, şiddet dilinden vazgeçmemişlikleri ve tüm halkları ilgilendirmesine rağmen çözüm-barış düşüncesine uzaklıkları daha bir görünür oldu.
Bu açıklama bir anlamda TC’yi köşeye sıkıştırmış oldu. Öcalan silahlı güçlerin sınır dışına çekileceğini açıklayarak devletteki savaş inadına darbe vurmuş, savaş yerine siyasetin yöntemlerine zorlamış oldu.
Bu güne kadar, AKP iktidarının ağzından sadece devletin neler yapmayacağını öğrendik. Genel af yok, tahliye yok, pazarlık yok… Ve halen barışa dair bir yol haritası bulunmayan, sürece belirsiz, dengesiz söylemler ve yaklaşımlarla müdahale eden iktidarın şimdi ne yapacağı sürecin gidişatını belirleyecek.  
Kimi iktidar yanlısı köşe yazarları ve siyasetçiler kızsa da ben de söyleyeyim, PKK’nin çıktığı yola devam edebilmesinin koşulu devlet tarafından atılacak güvenilir adımları gerektirir elbette.
Bu gün tarihi bir gün. Buna itiraz söz konusu değil. Ancak bu tarihi günün istenen sonuçları yaratabilmesi, devam eden günlerde yaşanacaklara bağlı. PKK’nin yol haritasına uygun hareket edeceğinden iktidar dahil kimsenin kuşkusu olmadığına inanıyorum. Buna karşın, hükümetin ne idüğü belli olmayan tutumu kimseye güven telkin etmiyor.
Talepleri karşılayacak yeni anayasa, sürecin gerektirdiği yasal düzenlemeler, parlamentonun yasa yapıcı pozisyonunu aşan katılımı, iktidarın tatmin edici bir yol haritası açıklamasına dair umutlarımızı korumakla birlikte, iktidar yönetme anlayışının kanun kural tanımazlığı, sorumsuzluğu bu umutlarımıza gölge düşürmeye devam ediyor.
Bu yüzden diyebileceğimiz şu; elbet yol haritası daha pek çok ayrıntıyı gerektiriyor ancak bu gün için Kürtler kendi üzerlerine düşeni yaptı, sıra iktidarda. Pankartta dediği gibi biz "Savaşa da barışa da hazırız", devletinse savaşa düşkünlüğü malum, barışa mesafesini de bu süreçte göreceğiz.

Yazarın diğer yazıları