‘Bizim medeniyet’in şafaklarında yüzen vahşet!..

Recep Tayyip Erdoğan’ın, Davutoğlu’nu koalisyon hükümeti kurmakla görevlendirmesi, seçim sandığına giden yolun açılmasında ilk adımdır. 

Çünkü AKP’nin geçmişi kirlidir. Irkçı ruhu gereği, HDP Türkiye partisi olmasına rağmen, Kürtlere sövmediği için, ciddi anlamda ortaklık teklifi zaten imkansızdır. CHP ya da MHP’nin ortaklığa yanaşması ise öteki imkansızdır.

İmkansızlık, aralarında derin tutum ve düşünce ayrılığı olduğundan değildir. Üçü de aynı hamurdandır. Ancak, AKP iktidarının gerisinde, ayakkabı kutularından sızan, hediyelik elbise ambalajından fırlayan dolar tomarları, "paraları sıfırla oğlum, polis geliyor" paniği ışıldıyor. CHP ve MHP bu ışıltının pislik olduğunu açıklamış, dahası "oyunla hırsızı yakala ey millet" diye bağırmışlardır.

Şimdi, aynı AKP ile ortaklık pisliğini yıkamak demektir ki, bu suç ortaklığı dolayısıyla bitişleri demektir. Bu nedenle, koalisyona yanaşmalar imkansız görünüyor.

O zaman tek çıkış, yeniden seçimdir. AKP, bu hazırlığın taşlarını döşemeye başladı bile. Yalan, dolan taklalarıyla Kürtlere dönüşü, oylarını avlama hesabıdır.

Erdoğan, bu hesapla ağız değiştirip, "Kobanê düştü düşüyor sözüyle yanlış anlaşıldım" diyor.

Oysa yanlış anlaşılma yok. Kürt hareketinin IŞİD’i Til Abyad’dan püskürtmesi üzerin, aklını kaybetmiş gibi bir panikle "devlet olmalarına izin vermeyeceğiz" diye nara atması taze, Kürt düşmalığıyla yapılan askeri yığınak da yerindedir. 

Din, iman ve kardeşlik üstüne dilediği kadar takla atsın. Kiralık Kürtleri, kapısında bağlayabilir ama onur savaşçılarını, artık kandıramaz…

Çünkü AKP, Kemalist rejimin "ayak takımı" diye adlandırıp, tetikçilik gibi "pis işlerde" kullandığı, "ayak işlerine" koşturduğu kesimlerin tortusuydu, şimdi güç. Devir ve teslim aldıkları rejimi, "bizim medeniyetimiz" adıyla sürdürendir.  

"Bizim medeniyetin şafaklarında yüzen vahşette" Kürt olmak yasaktı.

Çocukluğumda, Jandarma (asker) kolları, Kürdistan’da devletti. Devlet, yasaklanmış Kürtlüğü denetlemek, kılık ve kıyafetle ya da konuşarak yasağa riayetsizlik eden varsa yerinde cezalandırmak için, bugün AKP rejiminin Roboskî ve Çukurca yaylalarında yaptırdığı gibi, yol boylarında tek ağacın, çalının, kayanın ardında, kendalın dibi, newalın kıvrmında gizlenip, pusuya yatıyor, suçüstü yakaladığı Kürdü döverek, cebini, kemerini soyarak, eşeği, katırına el koyarak Türk ırkının, başa çıkılmaz bilek gücünü gösteriyor, "vahşetin şafaklarında yüzen medeniyet"in insaniyetini kanıtlıyorlardı.

Kendi yurdunda esir Kürtler, pusuda başlarına gelenlerden bahsedince, Türk devleti medeniyetinin tedrisinden geçmiş ihtiyarlar, "bu bir şey değil" diyerek, insanların diri diri yakılmasını, tecavüzcülerden kaçan kadınların intihar anlarını, kama ve kasatura darbeleriyle dökülmüş barsaklarını tutup umuda koşanlarını tökezlenmesini, insan başının meydanlarda top niyetine tekmelenmesini anlatıyorlardı.

Gençliğimde, Türk devleti köyleri, Silvan ve benzeri kasabaları işgal ediyor, kadın, erkek esirlere meydanlarda yat-kalk talimleriyle, "medenileştirme" koşusuna çıkarıyor, ihtiyarları çırılçıplak soyup talime çıkarıyor, "vatana hizmet görevini" layıkıyla yapmayanlara hayvan pisliği yediriyorlardı.

Tarihte, insanlığa iğne ucu kadar da olsa, insanlığa bir hizmeti geçmemiş olanlar, vahşice buluşlarında mahirdiler. Daha sonra Diyarbakır’daki askeri kışlaya doldurdukları Kürtler üzerinde denedikleri insan pisleşmesine, Naziler dahil, tarihte hiç bir ırkçı rejim tenezül etmedi. 

AKP rejimi, günümüzde hala ırkçı doruklarda dolaşıyor. Avrupa’da sınır kalmadı. IŞİD’e sınır, sonuna kadar açık. TIR’lar cephane, silah, yiyecek taşıyor Kürt katillerine. Yunanistan, Bulgaristan ve Gürcistan sınırları da komşu kapısı…

Ama Kürdün Kürtle ticareti, Türk ırkçılığının onurunu kırıyor. Onurunu kurtarmak için Roboskî’de, Çukurca’da Kürt toprakları işgal ve yasak bölge ilan ediliyor. Türk ordusu, Kürt katırlarını katletmek için pusuya yatıyor. Mizah diliyle katırlarla meydan savaşlarına girişiyor.

Utanmazlığa bakın sonra, oy için yalvarmaya çıktıklarında kardeşlikten bahsediyorlar. Sanki, tarih boyunca Kürtlere insanca bakmış gibi…

 Her şeyi yalan olan AKP’nin, oy isteme kampanyalarındaki "Kürt yasağını ben kaldırdım" demesi de büyük yalan. İlk defa Özal, "benim anam da Kürttü" diyerek yasak kapısını araladı.

Demirel, Kürdistan çocuklarının zorlamaya devam etmesi, 1991 yılında Diyarbakır’a gidip, "Kürt realitesini tanıyoruz" demek zorunda kaldı.

AKP iktidarında, 2007 yılına kadar Kürt Alfabesinde Q, X, W harfleri yargılanıp mahkum edildi. Sırrı Sakık, Kürtçe "bana bir bardak su verebilir misiniz?" dediği için…

7 Haziran tükrüğü daha kurumadı. Ağızlarından sıçrayan tükrük arasında ‘Kürtler İslamla ne alaka, onlar Zerdüştü’. AKP’nin öbür dünyada cehennem ateşine dayanıklı kefen pazarlayan "din alimlerinden" Cübbeli Ahmet’in bağırtıları arasında Kürdistan’ın çocukları dinsiz, imansız ve de Türk ırkçılığında Ermeniler aşağılık ırk ya, onlar da Ermenidir.

Seçim yakın. İpliği pazarda yuvarlanan AKP, bir kere daha "kardeşlerim" diyerek Kürtlerden oy isteyecek. Sırrı Süreyya’nın deyimiyle, "bizim bir kaç köpeğimiz de kapılarında havlayacak!.."

Ne yapalım ki, ihanet eden köpekler soyundan…

Yazarın diğer yazıları