BM çözümü değil işgali destekliyor!

Birleşmiş Milletler’in (BM) başarısız geçen 8 yıllık Suriye pratiği ve bugün Kürtler dahil edilmeden ilan edilen Anayasa Komitesi’nin varlığı, Türk devletinin Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetimi topraklarını işgal politikasını destekler nitelikte.

400 binden fazla sivil ölüme ve 6 milyondan fazla insanın yerini terk etmesine sebep olan 8 yıllık bir savaş. Suriye’deki bu iç savaşın sonlandırılması ve siyasi çözümün geliştirilmesi için BM öncülüğünde 7 yıl boyunca ısrarla Kürtsüz yürütülen Cenevre Görüşmeleri ve ardından gelen başarısızlık itirafları…

Tüm bu süreç gözler önüne alınarak geriye dönüp bir baktığımızda bugün Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in geçtiğimiz günlerde Kürtlerin içinde olmayacağı Suriye Anayasa Komitesi’ni kuruluşunu ilan etmesi, tamamen bölge halklarının geleceği ile dalga geçer nitelikte.

Suriye halkları adına 2012’den beridir siyasi bir çözüm arayışına öncülük edeceksiniz, başarısızlıklarla dolu bir süreç yöneteceksiniz, bugün tekrardan kalkıp 8 yıl boyunca ısrarla yaptığınız ama başarısız olduğunuz Kürtsüz çözüm arayışınızda ısrar edeceksiniz… Bunun adı çözüm değil, tam anlamıyla Suriye haklarının geleceğini bir on yıl daha savaşa mahkûm etmektir.

BM, Cenevre-1 görüşmelerini yönetip daha sonra istifa etmek zorunda kalan en deneyimli diplomatı Kofi Annan veya Cenevre-2 görüşmelerini yönettikten sonra kısa sürede istifa eden Lakhdar İbrahimi’nin istifa gerekçelerini neden açıklamadı acaba… Tüm bunlar Suriye halklarından gizlendi, yetmedi 2013’te Cenevre-3 görüşmelerini yönetmekle göreve getirilen Staffan de Mistura, 2018’in sonuna kadar BM nezdinde yürütülen görüşmelerin tamamının bir başarısızlıktan ibaret olduğunu itiraf ederek, görevinden ayrıldığında yine Suriye halklarına umut dağıtılmaya devam edildi.

Bugün açıklanan Suriye Anayasa Komitesi’nin çalışmalarının temelini aslında Staffan de Mistura yönetmiş ve ayırt etmeksizin Suriye topraklarındaki her kesimin bu komite içerisinde yer alması gerektiğini savunmuştu. Eğer bu komite her kesimi kapsamazsa yeni anayasa adına yapılacak ve yürütülecek hiçbir çalışmanın başarıya ulaşmayacağını dile getirmişti. De Mistura, önüne konulan anayasa komitesi listesinin bir çözüm getirmeyeceğini iyi bildiği için görevinden ayrılmadan önce ise bir toplantı gerçekleştirmişti. Suriye’nin aktüel haritasıyla basının karşısına çıkan de Mistura, “Eğer siz bu haritada gördüğünüz gerçekliği masaya yansıtamazsanız veya bütün kesimleri bir araya getiremezseniz buradan bir çözüm çıkmaz” diyerek, bir anlamda Kürtsüz kurulacak bir anayasa komitesinin veya tekrardan içine girilecek bir çözüm arayışının tıpkı Cenevre görüşmeleri gibi başarısızlığa mahkûm olacağını işaret etmişti.

Tüm bunlar bilinmesine ve yaşanmasına rağmen bugün hale neden Suriye topraklarının yüzde 32’ni kontrolünü altında tutan ve bölgenin en büyük siyasi ve askeri gücüne sahip olan Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetimi, ilan edilen Anayasa Komitesi içerisinde yer almıyor?

Bu gerekçe, BM tarafından doğrudan açıklanmamış olsa da, BM kulislerinden edinilen bilgi, bunun Kuzey-Doğu Suriye Özerk yönetimi topraklarını işgal hazırlığında olan Türk devletinin tavrına ve Avrupa ülkelerinin Türk devletine karşı sessizliğine bağlanıyor olması yönünde.

BM ne kadar siyasi bir çözüm arayışında olduğunu göstermeye çalışsa da, aslında yeniden ortaya koymak istediği Kürtsüz siyasi çözüm arayışı veya Anayasa Komitesi çalışmalarında Kürtleri masa dışında bırakmak istemesi, bugün Türk devletinin işgal politikasını destekler ve elini güçlendirir nitelikte.

Hiç kuşkusuz ki, BM’ye bu kararı aldırtan sadece Türk devletinin tavrı değil, aynı zamanda kendi siyasi ve ekonomik çıkarları gereği Kürt’te bir yüzyıl daha köleliği dayatmak isteyen Avrupa ülkelerinin tavrı. Kendi ülkelerinin huzuru ve güveni için Erdoğan’ın mülteci tehditlerine buyun eğen başta Almanya olmak üzere birçok Avrupa ülkesi, BM’nin bu kararına destekleyerek bir anlamda Türk devletinin işgal politikasına ortak oluyor.

İşin özü, BM başta olmak üzere mülteci sorunu ile karşı karşıya kalmak istemeyen Avrupa ülkeleri, kendi çıkarları gereği uluslararası bir konsept dahilinde Türk devletinin işgaline ortak oluyor. Bu anlamda, Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetimi topraklarını işgal girişimine karşı tavır koyacak olan sadece bölgedeki güçler değil, Avrupa’nın dört bir köşesinde yaşayan bizler olmalıyız. Buralardan doğru sergilenecek güçlü bir tavır, bir taraftan bölge halklarına büyük bir moral verirken, diğer taraftan işgale ortak olmak isteyenlerin kirli politikasını boşa çıkaracaktır.

Yazarın diğer yazıları