BM kadar her devlet sorumludur!

Bölgesel ve uluslararası güçlerin kendi çıkar politikaları doğrultusunda 8 yılı aşkındır devam ettirdiği bir savaş… Hiç kuşkusuz ki, bu savaşın ve bu savaşı durdurmanın en yetkili tarafı, dünya barışını ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olan Birleşmiş Milletler, özele indirgersek BM Güvenlik Konseyi. Bunun yanı sıra, Cenevre Konvansiyonları altında imzası olan her bir devletin, bugün Kuzey Doğu Suriye’de savaş suçu işleyen Türk devletine karşı harekete geçme sorumluluğu var.

BM, sadece savaşları durdurmakla yetkili olan değil, aynı zamanda savaş süreçlerinde yaşanan insanlığa karşı işlenmiş suçların açığa çıkarılması ve sorumlularının yargılanmasında da en büyük yetkiye sahip olan taraf.

Uluslararası insani hukuku ve evrensel insan haklarını korumakla yükümlü olan bu kurum, maalesef, Suriye’deki varlığını sadece belli bölgelere insani yardım ulaştırmayla sınırlamış durumda.

Suriye’de işlenen suçların araştırılması amacıyla BM İnsan Hakları Komiserliği tarafından 2011 yılında kurulan, Bağımsız Suriye Soruşturma Komisyonu, bugüne kadar savaş ve insanlığa karşı işlenen suçlara dönük onlarca rapor yayınladı.

Bu raporlarda, DAİŞ, Suriye rejimi ve adına muhalif denilen ama aslında bölgesel güçler destekli cihatçı gruplardan ibaret olan kesimlerin işlediği savaş ve insanlık suçlarına dikkat çekilerek, BM Güvenlik Konseyi’nden harekete geçme talep edilmişti. Ne yazık ki, yapılan onca çağrıya rağmen BM Güvenlik Konseyi bırakın yaşanan suçların üzerine gitmeyi, aldığı kararla Suriye’deki savaşı derinleştiren bir politika sergilemekten öteye gitmedi.

Aynı Güvenlik Konseyi veya BM, bugün ise uluslararası hukuku ciddi bir şekilde ihlal ederek Suriye topraklarını işgal eden Türk devletine karşıda büyük bir sessizlik içerisinde. Hem Türk ordusunun hem de ona bağlı çete gruplarının yaptığı sivil katliamlara ve zorla yerinden edilmelere dikkat çeken birçok kurum, BM Güvenlik Konseyi’ni işgale karşı harekete geçmeye çağırıyor. Çağrılar, BM Güvenlik Konseyi’ne yapılıyor çünkü, Türk devletinin Suriye’deki varlığına son verme yetkisine sahip uluslararası hukuku korumakla yükümlü olan, bu konseydir.

Türkiye’nin Suriye’deki varlığını uluslararası hukukun ciddi bir şekilde ihlali olduğuna dikkat çekerek, bu konudaki sorumluluğun Güvenlik Konseyi’nde olduğuna vurgu yapan uluslararası hukuk uzmanları ise savaş suçlarına karşı durmanın yetkisinin ise aynı zamanda Cenevre Konvansiyonlarını korumakla yükümlü olan her bir devlette olduğunu işaret ediyor.

2. Dünya savaşının ardından 1948 yılında aralarında Türkiye’nin de olduğu 190 ülkenin imzası ile kabul edilen ve her devletin korumakla yükümlü olduğu bu konvansiyonlar, savaş süreçlerinde yaşanacak birçok ihlali yasaklıyor. 4’üncü Cenevre Konvansiyonları, savaşta tarafların sivillere saldırmayacağını, askeri ve sivil hedefler arasında kesin ayrım yapılacağı, tarafsız kuruluşların sivil halka yardım etmekten alıkonulmayacağını ve esir alınan savaşçıların öldürülmeyeceğini garanti ediyor.

Konvansiyonlar, savaş bölgelerine girmede yetkilendirdiği Uluslararası Kızıl Haç’ı aynı zamanda yaşananları denetleme ve yaşanan hak ihlallerini açığa çıkarma veya onlar üzerinde araştırma ve inceleme yapmak için görevlendiriyor.

Özetle, Türk devletinin Suriye’deki varlığına son verme ve işlediği savaş suçlularından kaynaklı yargılamasını sağlayacak yetkili kurum ne kadar BM Güvenlik Konseyi’yse, aynı zamanda Cenevre Konvansiyonları altında imzası olan her devlette Türk devletinin bu işgal saldırılarına karşı durmakla yükümlüdür.

Bu minvalde, BM Güvenlik Konseyi’nin uluslararası hukuku koruma yetkisini bir tarafa bırakmış olsak da, Cenevre konvansiyonlarını açıktan ihlal ederek işgal hukukunu bile uygulamaktan uzak olan Türk devletine karşı harekete geçmenin sorumluluğu her devlette aittir.

Yani Cenevre konvansiyonları altında imzası olan her devlet, görevi ve sorumluluğu gereği Kuzey Doğu Suriye’de yaşanan savaş suçlarına karşı Türk devleti hakkında soruşturma başlatma ve onu mahkum etme hakkına sahiptir.

Yazarın diğer yazıları