BM ve Kızılhaç’ın Heyva Sor ‘a yaklaşımı

Suriye’deki iç savaşın ortaya çıkardığı mağduriyet, gün geçtikçe bütün çıplaklığı ile kendisini daha çok hissettirmeye devam ediyor. Milyonlarca insanın yardıma muhtaç bir şekilde yaşaması, ne kadar gündeme getirilmeye çalışılsa da uluslararası insanı yardım kuruluşları ve BM’nin ortaya koyduğu pratik, temel bir hak olan insanı yardımın nasıl politikleştirildiğini gözler önüne seriyor.

Suriye’deki iç savaş 7. yılını ardında bırakmaya doğru gidiyor. Ülke içinde yaşanan çatışmaların yoğunluğu ne kadar düşmüş olsa da savaşın yarattığı mağduriyet, hala bütün çıplaklığıyla kendisini hissettiriyor. Yaşanan sivil ölümler bir yana, evinden edilmiş milyonlarca Suriyelinin kaderi, bir taraftan sürgüne gitmek zorunda kaldığı ülkelerin ırkçı yönetimlerinin inisiyatifine teslim edilmiş durumda. Diğer taraftan ise Suriye sınırları içerisindeki mülteci kamplarında yaşamak zorunda kalan milyonu aşkın insan ise BM ve uluslararası insanı yardım kuruluşlarının destekleri ile ayakta kalmaya devam ediyor.

2012’de BM üyesi devletlerin desteği ile kurulan BM Uluslararası Suriye İnsanı Yardım Hareketi, savaştan kaynaklı yaşanan mağduriyetleri gidermeye çalışıyor. Bugüne kadar Suriye’nin birçok noktasına eksikte olsa insanı yardım ulaştırmayı başaran BM’nin, yardımları ulaştırılırken ortaya koyduğu yaklaşım ise tamamen politik bir temelde. Yardımları ya rejim üzerinden ya da savaşın tarafı konumunda olan Türkiye veya diğer devletler üzerinden alana ulaştırmaya çalışan BM, 13 mülteci kampının bulunduğu bölge olan Kuzey Suriye Federasyonu yetkilileri ile doğrudan bir iletişim kurmaktan kaçınıyor. Bu 13 mülteci kampında yaşayan insanların temel ihtiyaçlarının büyük bir çoğunluğu Heyva Sor a Kurdistan tarafından giderilmesine rağmen BM, hala doğrudan Heyva sor a Kurdistan ile ortak bir çalışma yürütmüş değil. Bir taraftan Türk diğer taraftan Suriye Kızıl Ay’ı gibi kurumlarla doğrudan ilişki içerisinde olan BM’nin Suriye İnsanı Yardım Hareketi, Heyva Sor a Kurdistan’ı ise herhangi bir devletin yardım kuruluşu olmadığı için tanımaktan kaçınıyor.

BM’nin yanı sıra Suriye’ye insanı yardım ulaştırmaya çalışan diğer bir kuruluş ise hepimizin yakından tanıdığı ve dünyanın en büyük yardım kuruluşu unvanına sahip Uluslararası Kızıl Haç Örgütüdür. Görevi ve kuruluş amacı, din, dil, inanç, ırk, politik görüş farkı gözetmeksizin insan hayatı ve sağlığını korumak amacıyla herkese eşit bir şekilde yardım ulaştırmak olan bu örgütün de, Suriye’de ortaya koyduğu pratik, insanın yardımın nasıl politikleştirildiğinin göstergesi olarak karşımıza çıktı.

Birçok uluslararası insan yardım kuruluşuyla birlikte Suriye’nin birçok merkezine insanı yardım ulaştırma cabasına giren Kızıl Haç’ın politikası, ne yazık ki tıpkı BM gibi Suriye iç savaşının bölgesel ve uluslararası tarafı konumunda olan devletlerin sergilemiş olduğu politikanın dışına çıkmadı. İnsanı yardımlarını ya doğrudan ya da Suriye ve Türkiye Kızılay’ı üzerinden bölgeye ulaştırmaya çalışan Kızılhaç, yapılan bütün girişimlere rağmen Heyva sor a Kurdistan ile birlikte çalışmaktan kaçındı. Heyva sor Kurdistan yetkilileri ile resmi olarak yan yana bile gelmekten kaçınan Uluslararası Kızıl Haç Örgütü, gerekçe olarak ise Heyva sor’un herhangi bir devlet tarafından resmi olarak tanınmamış olmasını gösterdi.

Başta Kuzey Suriye bölgesindeki 13 mülteci kampı olmak üzere birçok bölgede yaşanan mağduriyetin giderilmesinden önemli rol oynayan Heyva Sor’un devletsiz bir halkın yardım kuruluşu olmasını sorun haline getiren, Kızılhaç ve BM’nin tavrı insanı yardımın nasıl politikleştirildiğinin en güzel kanıtı olarak karşımızda duruyor.

“Herhangi bir devlete tabi değilsen veya herhangi bir devlet tarafından tanınmamışsan sizinle çalışamayız” yaklaşımı, insanı yardımın politikleştirilmesinin yanı sıra aynı zamanda devletsiz bir halkı cezalandırmak isteyen egemen güçlere açıktan verilmiş bir destek anlamı taşımaktadır.

Bu kuruluşlar, kendi kuruluş amaçlarını yok sayarak Heyva sor a Kurdistan’a karşı tavrını ne kadar bu şekilde sürdürür bilinmez ama gerçek olan o ki; devletsiz bir halka karşı ortaya konan bu yaklaşımın hiçbir haklı ve ahlaki gerekçesinin olmadığı…

Yazarın diğer yazıları