BM’nin Şengal pratiği yeni katliamlara gebe

Tarih 3 Ağustos 2014’ü gösterdiğinde, modern dünyanın gözleri önünde bir halk kimliği ve inancından kaynaklı tarihinin en büyük soykırımlarından birini yaşadı.

Bir kesim tarafından, bölgesel ve uluslararası güçlerin 21. yüzyılın ‘modern projesi’ olarak tanımladığı DAİŞ terörizminin ilk hedeflediği kesimler arasındaydı, Êzîdî Kürtleri… O gün, Güney Kürdistan denetimindeki Şengal’e saldıran bu terör örgütü, aralarında çocuklarında bulunduğu binlerce Êzîdî’yi katlederken, yüzlerce kadını ise esir alarak köle pazarlarında satışa çıkarmıştı. Bu vahşetten geriye kalan binlerce Êzîdî ise açlığın ve sefaletin hüküm sürdüğü bir coğrafyadan, günler belki de aylar süren bir sürgün yolculuğuna çıktı.

Yaşananların üzerinden günler geçtikçe Kürdistan coğrafyası artık tarihinin en ağır soykırımından geriye kalan tarifsiz acılara tanıklık ediyordu. O gün o coğrafyadan yükselen bir halkın çığlığı, kısa sürede sınırları aşarak uluslararası toplumun gündemine oturmuştu. Günlerce süren vahşet ve acı karşısında sessiz kalan uluslararası güçler, artık ardı sıra gelen soykırımı lanetleme açıklamalarında bulunuyordu.

O gün yaşanan acılar, 5. yılında daha da katlanarak devam ederken, peki uluslararası alanda neler oldu? Tarihsel olarak savunmasız bırakılarak adeta katliamlara yüz yüze bırakılan Êzîdî Kürtleri’nin uluslararası alanda sesleri ve talepleri hiçbir şekilde karşılık bulmadı.

Êzîdîlerin taleplerine kulak vermesi gereken en önemli kurumların başında gelen Birleşmiş Milletler (BM), bir kez yine aynı tarihsel hataya düşerek yaşanan soykırım karşısında somut çalışma içerisine girmedi. Soykırım sonrasında güvenlik gerekçesiyle Şengal’e bir heyet bile göndermekten kaçınan BM, Mart 2015’te yayınladığı bir raporda Şengal’de yaşananları savaş ve insanlık suçu olarak tanımlayacaktı. BM İnsan Hakları Konseyi tarafından açıklanan bu rapor, yaşanan acılara dikkat çekerek, konuya ilişkin BM Güvenlik Konseyinin harekete geçmesini talep ediyordu.

Politik çıkarlar ve dengeler gereği bu çağrıya kulak vermeyen BM Güvenlik Konseyi, soykırımın sorumlularını açığa çıkarmak bir yana dursun, insani anlamda yaşanan mağduriyeti giderme noktasında bile bir pratik içerisine girmedi. Bu tavır üzerine Haziran 2016 tarihinde tekrardan bir rapor yayınlayan BM İnsan Hakları Konseyi, bu defa BM Güvenlik Konseyi’ni Şengal’de yaşananları bir soykırım olarak tanımaya ve soykırımın sorumlularını uluslararası mahkemelerde yargılamaya çağırıyordu.

Evet, acıları daha dünkü gibi taze olan soykırımın 5. yılındayız, ama BM ne kendi kurumlarından gelen çağrılara ne de soykırımın mağduriyetini yaşayan insanların taleplerine bir karşılık vermedi. Bu durum karşısında sessiz kalan sadece BM olmadı. Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu gibi önemli kurumlarda soykırım karşısında sergiledikleri tavırla Êzîdîlerin öfkesini kazandı.

İşin özü, söz konusu Kürtler olunca varlık gerekçesini askıya alan bu kurumların yaşanan soykırım karşısındaki 5 yıllık tavrı ve pratiği, yeni katliamlara ve soykırımlara davetiye çıkarak nitelikte.

Bu durumun iyi farkında olan Avrupa’da yaşayan Êzîdî diasporası ve onların dostları, soykırımın 5. yılında eş zamanlı olarak düzenledikleri eylemlerle, taleplerini bir kez yine haykırdılar. Aynı acıların bir daha yaşanmaması için alanlara çıkan binlerce insan, 3 Ağustos tarihinin Êzîdî Soykırımı olarak tanınmasını, soykırımın sorumlularının uluslararası mahkemelerde yargılanmasını ve Şengal’in özerk statüsünün uluslararası alanda tanınmasını talep etti.

5 yıldan beridir her fırsatta dile getirilen bu talepler, başta BM olmak üzere uluslararası kurumlar nezdinde ne kadar karşılık bulur bilinmez ama gerçek olan o ki; aynı politika ve tavırda ısrar Şengal’e yeni katliamlar getirir…

Yazarın diğer yazıları