Boynu bükük bir yazı

Yarın bayram. Ayrıca 1 Eylül Dünya Barış Günü.

İlk etapta ‘ne güzel bir yazı çıkar burdan’ diyorum. Sonra azcık düşününce hiç de öyle kolay olmadığını anlıyorum.

Etrafta biraz güzellik, bir parça barış havası görünse bayram ve barışa birer güzelleme yazmak kolay olacak ama nerde.

Yazıyı hangi yöne evirsem, hangi kavramla, hangi sözcükle başlatsam başlatayım cümleler sonunda iç karartan mecralara taşınıyor.

Bayram sevinci desem; Bayram kavramının tüm sözlük ve kaynaklardaki sevinç neşe ve eğlence olan anlamı havada kalıyor. Barışın, kardeşliğin, dayanışma ve paylaşımın esamesinin görülmediği bildik klişe bir dileğin ötesine geçemiyor, ne yazık ki.  

Kaza ve belaların bertaraf olacağı bir bayram desem; bayramlarda azan trafik canavarının toplu katliamları geliveriyor aklıma.

Ama hiç olmazsa fakir fukara sofrasında et yüzü görmüş olacak desem; “Sanki bir gün et yemekle bütün yıl boyunca beslenme sorunu çözülecek mi?” sorusu gerçekle yüzyüze getiriveriyor insanı.

Dini literatüre hakim birçok ilahiyatçı kurbanın dinen şart olmadığını, bunun yerine yoksullara başka şekilde-mesela ameliyat için parası olmayana bu konuda yardım etmenin daha makbul olacağını söylese de; İlle de kurban diye direten şartlanmış geniş bir kitle var. Şair demiş ya hani: “Din şehit ister, asuman kurban / Her zaman, her yerde kan kan kan!”

“Kurban” kelimesinin bünyesinde barındırdırdığı ürkünç çağrışım zaten başlıbaşına yeterli bir vurgun yaratıyor insanın yüreğinde. Kurban varsa cellat da var demektir.

Şunu da ifade ve itiraf etmeden geçmeyeyim hadi; Bayram haber görüntülerinde kurbanlık hayvanların iplerini koparıp kaçtığı sahneleri her zaman sevmişimdir. Dahası, kurbanı keseyim derken o hengame sırasında kendini yaralayanlara, parmaklarını kesenlere içten içe ‘oh olsun’ demem hangi patalojik duruma tekabül eder? Bu konuda psikolojik yardım almam gerekir mi onu da bilemiyorum doğrusu.

***

Evet. Yarın aynı zamanda “1 Eylül Dünya Barış günü” dedik. Bayram kavramı gibi barış konusunda da dünyada ve ülkede yaşanan çatışmalardan, savaştan dolayı iç açıcı cümleler kuramadığı için de boynu bükük bu yazının.

İçerde ve dışarıda birçok yerde savaş hız kesmeden devam ediyor. İktidarlar savaş için sarfettikleri çabanın zerresini barış için göstermiyor.

İşin insana en acı veren yanı bu savaşların geniş kitlelerce benimsenmesi ve desteklenmesi. Düşünmeyen, araştırmayan, biat kültürüyle şekillendirilmiş indanlar yalan, -yanlış bilgi ve propagandalarla savaşın hem sebebi hem mağduru durumuna getirilmiş.

Nazi Almanya’sının hava kuvvetleri komutanı, Nazi partisi önderlerinden Hermann Göring’in Nürnberg duruşması sırasında sarfettiği şu sözler son derece anlamlıdır;

“Elbetteki insanlar savaş istemez fakat, her şeyden öte ülkelerin politikalarını belirleyen liderlerdir. İnsanları bu yola sürüklemek her zaman kolay bir şey. Bütün yapacağın onlara saldırıldıklarını söylemek, barışçıları vatansever olmamakla ve ülkeyi tehlikeye sokmakla suçlamaktır. Bu yöntem her ülke için geçerlidir.”

Oysa aslolan her alanda savaşa karşı barışı savunmaktır. İnsanlığın barışı hayal olmaktan çıkarıp gerçekleştirmesinin başkaca da yolu yoktur.

***

Savaşların, ölümlerin olmadığı, açlığın, yokluğun yaşanmadığı, herkesin özgür ve barış içinde yaşadığı bayramlar dileğiyle.

Yazarın diğer yazıları