Bu da Hewlêr’e ders olsun!..

Cellat, idam mahkumunun boynuna ilmiği geçirirken görevli, yasa gereği, son isteğini soruyordu. Az sonra ruhunu teslim edecek mahkum, zoraki bir gülümseyişle “bu, bana ders olsun" cevabını veriyordu.

Demek istiyorum ki, Kürtlerin hali idam mahkumunun nafileliği ifade eden, son sözlerini andırıyordu. Kürt, yüz yıllardır yerde can çekişirken, “kavmimden kopuk yalnızlığım, bana ders olsun" sözünü tekrarlıyor, fakat, onca acı ve göz yaşına rağmen, bu söz asla tutulmuyor, arkadan gelen tarafından çiğnenerek, ölüm yoluna devam ediliyordu.

Mesud Barzani, 2007’de Türklerin etrafında dolanıp saldırı manevraları yapmasından sonra, PKK’nin, “sen aradan çekil, gerisini bize bırak" demesi üzerine, “Kürtler arasında birakujî dönemi, artık kapanmıştır" demişti. Birlik ve dayanışmanın büyülü sıcaklığı hayalini kuran Kürtler, duyduklarıyla sevinç hüznüyle ağlamışlardı.

Ancak, söz uçucuydu. Kalıcı olan niyetti. Güney yönetimi, bir süre sonra Türklere kapılarını açınca, “dostluklarını satın aldıklarını" sandılar. Onlara sarılıp, kardeşlerini yadsıdılar.  

Neden demeyin. Belki, uzun sürmüş “el, ayak altı" hayat alışkanlığının, alt beyne aşıladığı köle ruhuydu, sebep. Köle ruh, çok tehlikeliydi. İnsanı, kendi olmaktan çıkarıyor, efendiye tabi uyur-gezer ediyor, kavim-kardeşe de yabancılaştırıyordu.

Bu ruh yapısında, soyun katili, nine ve anaların tecavüzcüsü “tatlı"dır. Alt beyni köleciliği hücrelerine kadar sindirenler arasında, atanın da değil, atalar katiline hayranlık büyüktür. Köleci ruhtur, bu. Köle için, efendinin gülücüğü ödüldür. Beraber görünmek ve ona hizmet etmek şereftir.

O olmazsa, yolunu bulup yaşayamayacağına inanır. Onun için, ne yapar eder, birini bulup tepeye oturtur, köleci ruh. Efendisine söz söyleyen, babası, öz kardeşi de olsa, anında “düşman" ilan edip dışlar.

Bu ruh hali kısmı ya da bölgesel değil Kürtler gelinde de yaygındır. Bilimsel adı da “katiline aşık olma sendromu"dur.  

Palavrayı bırakıp gerçeği konuşmak gerekiyorsa eğer, ta İdrisê Bitlisi’den beri, hiç bir Kürt hareketi, düşmanına yenilmedi. Başkaldırıların tümü, Kürt’ün Kürt’e ihanetiyle zarara uğradı, söndü. Şemzinan’dan yola çıkıp Kürdistan’a yayılan, ta Kürtlerin kadim şehri Horasan’a kadar uzanan, 1925’de İstanbul’dan getirilip Şeyh Said’den önce, Amed surlarının dibinde asılan Seid Abdülkadir’in babası, Şeyh Ubeydullah başkaldırısı, Osmanlı, Pers, Rus ve İngiliz ittifakına değil, kardeşlerine yenildi. Şeyh Said’i Amed‘de, İhsan Nuri Paşa süvarilerini Zilan tepeleri, Ağrı Dağı etekleri ve Küçük Ağrı platolarında vurup hareketsiz eden de Kürtlerdi. Seid Rıza, peşine düşen kelle avcılarına duyduğu tiksintiyle teslim olmaya gitti.

Yine kuzeyde, rezaletler serisinin devamı olarak, günümüzde üniformalısı, siviliyle korucu taburları, gizli ajanlar, ağı AKP kadroları, Türk medyasında, Kürtleri daha sunturlu ve etkili biçimde aşağılayıp Türk propagandası yapması için, boy ile kalem gösteren kiralık Kürtler…

Güneyde, Batıda benzer ihanetler yaşandı. Rojava’da ise Türklerin, her türlü desteğine rağmen etkin olamadılar.

Gördük işte. “Birakujî kapandı" sözünün tükrüğü daha kurumadan, namlu göstermeler başladı. Birakujînin başka şekli olarak Rojava sınırına hendekler kazıldı. Kapılar kapatıldı. Türklerin Şengal taarruzuna öncülük edildi.

Türk ordusu için, Güney Kürdistan toprakları nişancılık eğitimin atış poligonu haline geldi. Cinayetler, yangın ve yıkımlar, Hewlêr yönetimini hiç ırgalamıyordu. İki gün önce, Güney Kürdistan’ın Amediye kentine yakın köylere bağ ve bahçelerine napalm bombaları bocalayarak, 7 insanı katlettiler. Amediye 100 yıllık direnişin sembollerindendi. İnsanlar, napalm yanığı sevdiklerinin beden parçalarını toplayıp gömerken, Hewlêr “ker û lal" ülke, katile tepki konusunda, ölü sessizliğindeydi.  

Pembe ekranlı aile televizyonu, katil Magandayı yağlama, yıkama ile meşguldu. O sırada Türk ordusu da, sınırdan içerye dalmanın manevralarını yapıyor, manevra görüntülerinin üstüne, zekası ironik fıkra ve karikatürlere konu Binali’nin “haklarımızı kullanıp müdahale edeceğiz" kelimeleri dökülüyordu. Katlin yaklaşan ayak sesine, kurda sesleniş gibi “höt, hu" sesi bile yoktu.

Ankara’nın petrole karşılık, gerdiği koruma kalkanı hayali, büyük yalan çıktı. Dostluğun altından ihanet belirdi. Bu satırları yazdığımız sırada, Türk ordusu Hewlêr’in üstüne çöküp gasp, talan ve kırım yapmak üzere hazırlıklarını tamamlamış, vuruş anını bekliyordu.

Neçirvan Barzani’yi boğazda ağırlayan dostları, gırtlağına sarılmaya hazır cellattı. Sebep de nasıl yaşayacaklarına dair karar vermeye hazırlanmaktı.

Türk siyasal örgütlenmesi olan AKP, MHP ve CHP Kürtlerin canını alıp yurtlarını gasp konusunda, tek ağız, yek karar, bir ve beraberdi. Onlar, işini görmeye hazırlanan celladın ardında, koruma duvarıydı. Osman Baydemir, onlara karşı Kürtlerin sesiydi.

Oysa Hewlêr, Osman Baydemirlerin dünyasına karşı diye dün, kendi cellatlarıyla ittifaklar kuruyor, dostluk gösterilerine çıkıyordu. O dostlar, bugün canını almak üzere başına üşüşüyordu.

Dün, “sıkı dostları" memnun etmek için, kardeşlerini düşman belleyen Güney yönetimi, tek başınaydı, yalnızdı. Yazık…

Dostları ise tarihi kinlerini bileyerek, “Kürtlere karşı birleşiniz" çağrıları yapıyor, daha dün birbiriyle dalaşan, karşılıklı sövüşüp savaşan Iraklılar, Persler ve Türkler, kırk yıl sonra, ilk defa New York’ta Kürt düşmanlığında dostluk tazeliyor, ittifak kuruyorlardı.

Ancak, Hewlêr Kürtlük demek değildir. Kürtlerin, maganda hücumuna seyirci kalacağını sanmıyorum.

Yazarın diğer yazıları