Bu dünya bizim

 Uzmanlar geçtiğimiz 10 seneden katbekat sıcak yıllara hazır olmamızı istiyor. Niye mi? Çünkü çağımızın birincil sorunlarından olan küresel ısınma krizi derinleşiyor.

SELMA AKKAYA / PARİS

Avrupa’da Sibirya soğuklarından sonra ”ateş topu” günlerden bahseder olduk. Metro, tren istasyonlarından, televizyon ekranlarından aşırı sıcak karşısında alınan önlemler dizisi ve yaşanacak riskler sıralanıyor. Acil servisler sıcak nedeniyle alarma geçirilmiş, olası orman yangınlarına dair tedbirler alınmaya başlandı.

Söz konusu sıcaklıklarla ilgili söylenen tüm sözlerin önünde küresel ısınma kelimelerinden oluşan bileşkeyi görüyoruz. Küresel ısınmaya kaynak olarak ise sera gazları gösteriliyor. Peki SERA GAZI nedir? Karbondioksit (CO2); Metan (CH4), Nitröz Oksit (NO2), Hidroflorür karbonlar (HFCs) gibi atmosferde kızıl ötesi ışınları tutarak atmosferin ısınmasına neden olan gazlara ya da bileşiklere deniliyor. İşte dünyanın yeni belası sera gazları dünyanın yaklaşık 32 °C daha sıcak olmasına neden olduğu belirtiliyor.

Bu gazların dünyanın ısınmasına olan katkıları, atmosferdeki miktarlarına ve kızılötesi ışığı soğurmadaki etkinliklerine göre değişkenlik gösteriyor. Çağımızın en önemli sorunlarından biri olan küresel ısınmanın en önemli nedeninin bir sera gazı olan karbondioksitin atmosferdeki miktarında yaşanan artış olduğu düşünülüyor.

Sera gazları nasıl artar?

Sera gazı emisyon miktarı atmosferde insan kaynaklı olarak; fosil yakıt kullanımı, ormanların kıyımı, sentetik gübre kullanımı, endüstriyel prosesler ve hayvancılık ile artmaktadır. Doğal yollarla oluşup sera etkisini arttıran gazlar ise bataklıklardan kaynaklanan metan, su buharları, karbondioksit, metan, nitroz oksit ve ozon içeren gazlardır. Özellikle fosil yakıtların enerji amaçlı olarak termik santrallerde, araçlarda, ısıtma sistemlerinde yakılması ve bir yandan da yeşil örtünün azalmasıyla atmosferdeki karbondioksit miktarının giderek artması bu durumu tetikleyen asıl nedenlerin başında sıralanıyor.

Tehlikenin başını 100 şirket çekiyor

Karbon Bildirim Projesi tarafından hazırlanan raporlara bakıldığında bahsedilen tehlikenin başını dünyanın en büyük 100 şirketi çekiyor. Raporda dünyanın en büyük enerji tekelleri ExxonMobil, Shell, BP, Chevron ve Saudi Aramco, en çok karbon emisyonu üreten şirketler olarak tespit ediliyor. Aynı raporda, 21. yüzyılın sonunda ortalama sıcaklıkların 4 derece daha yüksek hale geleceği uyarısı da yapılıyor.

Her yıl sıcaklar artacak!

Bu nedenle  son yıllarda her yaz başında  “cehennem sıcaklarının” geleceğinden bahsediliyor. Peki bu her senenin daha da sıcak olacağı anlamına mı geliyor?

”Elminyo”, yani Pasifik’teki suların normalden daha fazla ısınması anlamına gelen okyanus ve atmosfer olayı var. Bu periyodik olarak görülen bir olay. İklim değişikliği ise bunun şiddetini artıyor. Uzmanlar küresel ısınmanın bir sonucu olarak her yılın ortalama sıcaklığının daha fazla olacağını belirtiyor.

Küresel ısınmanın artması nedeniyle atmosfer daha sıcak, bu nedenle daha fazla enerjisi var. Bundan ötürü normal olmayan doğa olayları artıyor. Hortumlar, seller, uzun süren kuraklıklar ise bunun bir sonucu.

Ölümler de tırmanacak

PLOS Medicine dergisinde yayınlanan araştırmaya göre küresel ısınmanın neden olduğu iklim değişikliğinin önüne geçilecek tedbirler alınmadığı takdirde aşırı sıcaklar nedeniyle ölümlerin giderek artacağı ifade ediliyor. Derginin yayınladığı araştırmada, 2031 ila 2080 yılları arasında aşırı sıcaklar nedeniyle yaşanan ölümlerin Kolombiya’da yüzde 2 bine kadar artış gösterebileceği bildirilirken, Filipinler ve Brezilya’da da sıcaklara bağlı olarak hayatını kaybedenlerin sayısında önemli derecede artış yaşanacağı ifade ediliyor.

Avrupa’da yüzde 200 artış

Dergi aynı zamanda Kuzey Yerküre’de sıcak hava dalgalarının etkilerinin sınırlı olacağını ancak yine de ABD ve Avrupa’da sıcak hava dalgasının artışıyla yaşamını yitirenlerin sayısının yüzde 200’e kadar artış gösterebileceğini belirtiyor. Dergiye söz konusu araştırmayı yapan Yuming Guo, özellikle tropikal ve alt tropikal bölgelerde sıcak hava dalgalarının daha çok görüleceğini belirtirken, “İklim değişikliğini azaltabilecek ve insanların sıcak hava dalgalarına adapte olabileceği bir yol bulmadığımız takdirde sıcak hava dalgasına bağlı olarak yaşanan ölümler gelecekte büyük oranda artacak” ifadelerini kullanıyor.

Devletler suçlu arıyor

Bütün uzmanların üzerinde uzlaştığı konu ise iklim değişikliğine yol açan kirleticilerin yeryüzüne salınışı hızla artıyor. Eğer böyle devam ederse, bu yüzyılın sonunda yeryüzünün ortalama yüzey sıcaklığının 4 °C yükseleceği gerçeği! Peki bunun mimarı ülkeler ne yapıyor?

Sera gazları ve küresel ısınma nedeniyle Aralık 2015’te Paris İklim Zirvesi’nde 195 ülkenin delegelerinin oy birliği ile Paris Anlaşması imzalanmıştı. Yoksul ve az gelişmiş ülkelerin, iklim değişikliğini 1.5 derecede sınırlandırma talepleri, uzun vadede ekonomileri karbonsuzlaştırma ve yüzde yüz yenilenebilir enerjiye geçiş hedefi, ülkelerin farklılıklarına saygı duyan esneklik mekanizmaları gibi önemli maddeler bulunuyordu. Dünyayı kirletme konusunda başı çeken ABD söz konusu anlaşmadan çekilmişti.

Uzmanlar devletlere dokunmaktan korkuyor

Küresel ısınma sonucu yaşanan felaketler insanlığı vururken, uzmanlar ”Sera gazı ve kirlilik salınımını azaltmak için karbon içeren yakıtların azaltılması gerekir; bunun için ise devletler enerji fiyatlarını sübvanse etmesin, yakıt fiyatları artsın; bu fiyat artışları sonucunda emisyon azalacaktır” diyor.  Uzmanlar ısrarla işin kaynağını göstermekten kaçıp böylesi trajikomik önermeler geliştirebiliyor!

Oysa sanayi devrimi denilen süreçten bugüne ve ardından gerçekleşen küreselleşme ile son yarım asırdır neo-liberalizm ve kapitalizmin dünyaya ”alternatifi olmayan sistem” olarak tanıtılan seri üretim ve tüketim ilişkileri, sömürü bugün ki küresel ısınmanın asıl nedenidir. Küresel ısınmanın hızlı ilerleyişin olduğu bu dönemde uzmanlar devletlere duyduğu korku nedeniyle sorunun kaynağını sadece  “insan aktiviteleri” olarak dile getirse de, asıl sorunun insan aktivitelerini yaratan ekonomik ilişkiler ve küresel ekonomik sistem olduğu dillendirilmemektedir.

Dünya kendiliğinden bu hale gelmedi

Kirlenen hava ve suyun, değişen iklimin ve gün geçtikçe yaşanmaz hale gelen dünyanın kendiliğinden bu hale gelmediği açık. Örneğin; 194 ülkenin sonuçlarını geçerli olarak ilan ettiği Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin 2007 yılında yayınladığı rapora göre, “İnsan aktivitelerinden kaynaklanan küresel sera gazı salınımı sanayileşme öncesinden beri artmakta olup, 1970 ve 2004 yılları arasında yüzde yetmiş oranında artmıştır.” Raporun aynı bölümünde sera gazı salınımında bahsedilen yıllar arasında en büyük payın fosil yakıtlar kullanılması sonucunda ortaya çıkan karbondioksit ve endüstriyel tarım sonucu ortaya çıkan azot oksit olduğu vurgulanıyor.  Buna ek olarak kapitalist üretimin ve bu üretimin mümkün kıldığı tüketimin sebep olduğu katı ve sıvı atıklar da doğada kısa zamanda çözülemedikleri için doğada birikmekte ve esaslı bir kirlilik yaratmaktadırlar.

Riskler ve tehlikeler

Hükümetler tarafından etkili politikaların benimsenmemesi durumunda daha da kötü bir hal alacağı tahmin edilen iklim değişikliği ve bundan kaynaklanan olumsuz etkiler, IPCC Special Report on Climate tarafından şu şekilde açıklanmaktadır:

– Küresel hava sıcaklığı 2100 yılına kadar geri döndürülemez bir biçimde 4 ile 9 Santigrat derece arasında artacaktır.

– Sıcaklığın 1,5 ile 2,5 Santigrat derece arasında artması sonucunda yeryüzündeki tüm bio-çeşitliliğin yüzde 20’si veya yüzde 30’u tamamen yok olacaktır.

– Sıcaklığın 1,5 ile 2,5 Santigrat derece arasında artması sonucunda temiz su kaynaklarının tahmin edilemeyen bir bölümü tuzlu sulara karışarak yok olacaktır.

– Sıcaklığın 1 ile 3 Santigrat derece arasında artması sonucunda tarımsal verim düşecek ve yetersiz beslenme küresel bir sorun haline gelecektir.

– Sıcaklığın artması sonucunda eriyen buzullar sebebiyle deniz ve okyanus seviyeleri yükselecek ve şu an deniz seviyesinde olan yerleşim merkezleri sular altına kalacaktır.

– Sıcaklığın artması sonucunda yükselen deniz ve okyanus seviyeleri sebebiyle şu an deniz seviyesine yakın olan yerleşim merkezlerinde sel ve taşkınlar sıklaşacaktır.

– Sıcaklık artışının insan biyolojisini olumsuz etkileyerek, özellikle kardiyovasküler hastalıklara bağlı ölüm sayısı artacaktır.

Adım atmamak için direniyorlar

Neo-liberal ekonomik politikalar izleyen merkez ve çevre ülkelerin yüksek tüketime ve üretime olan bağımlılığı bütün bunların kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır. Sokaktaki insana sorsanız ‘sera gazı nedir’ diye, bilmese de kendisini doğa değişimine karşı daha fazla sorumlu hissederken, emperyalist tekeller ise sessizliğini koruyor. Ortak olarak üzerinde uzlaştıkları şartları yerine getirmemek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Uzmanların önerileri

Uzmanlar ise ”Bu beladan nasıl kurtulacağız” denildiğinde yapılması gerekenleri şöyle sıralıyor:

  • Her yere ağaçlar dikilmeli,
  • Atık sular arıtılmalı,
  • Teknolojik aletler dünyaya zarar vermeyecek şekilde yenilenmeli,
  • Ulaşımda ve taşımacılıkta toplu taşıma teşvik edilmeli ve araçların buhar gücüyle veya güneş enerjisiyle çalışanları üretilmeli,
  • Daha az enerji ile ısınma sağlanmalı,
  • Endüstride daha az enerji tüketen teknoloji sistemleri kullanılmalı,
  • Enerji tüketimi yüksek prosesler, daha az enerji tüketenler ile değiştirilmeli.

Liste bu şekilde uzayıp gidiyor.

Azami kar hırsı

Yukarıdaki önermeleri sıralayan uzmanlar, 7 milyar insanı kontrol altına tutan siyasal sisteme ise dokunmamayı yeğliyor. Oysa bütün bunlar dünya ekonomisini elinde tutanlar tarafından  belirlenmektedir ve dünyanın geleceği söz konusu olsa bile daha fazla kar hırsının önüne hiçbir şey geçememektedir. Daha fazla kar el etmenin, dünyanın ve insanlığın geleceğinden daha önemli görüldüğünü unutmamakta fayda var. Fosil kaynakların, özellikle petrolün keşfinden sonra kendini bu kaynakların kontrolü üzerine konumlandıran emperyalizm, bunun etrafında savaşları körüklerken, sistem olarak kapitalizm, başta küresel ısınma olmak üzere çevre sömürüsünün baş aktörü olarak görülmelidir.

Mevcut veriler çok önemli bir dönüm noktasını işaret etmektedir: Mevcut küresel ekolojik kriz, verilen zararın boyutu ve ekonomik sistemin kökleri itibariyle basit düzenlemelerle aşılabilecek bir kriz olarak gözükmemektedir. İklim sorunu etrafında verilecek mücadele bu nedenle sistemin kendisini hedef almadığı sürece sonuç alıcı olamayacaktır!

Kaynaklar:

*Felipe Carvalho, Economic Development and Environmental Degradation in the era of Neoliberalism, Lund University Department of Political Science.

* John Bellamy Foster, The Ecological Rift: Capitalism’s War on the Earth, Monthly Review Press

* Murray Bookchin, Toplumsal Ekoloji ve Komünalizm, Sümer Yayıncılık.

  •  An Assessment of the Intergovernmental Panel on Climate Change, Climate Change 2007: Synthesis Report, Chapter 2: Causes of Change.

Yazarın diğer yazıları

    None Found