Bu memlekette evlatlar nerede aranır?

Bu savaş üzerimize kabus gibi çöktü. 40 yılı aştı. 2018 yılı nüfus sayımına göre, 51 milyonun üzerinde insan, 0-40 yaş arasında. Yani memlekette 51 milyonun üzerinde insan, Türk devletinin Kürt halkına karşı yürüttüğü savaş dışında başka bir şey görmedi. Elbette öncesi de var ve elbette herkes farklı biçimlerde bu kirli savaş ve sonuçlarından etkilendi. Ancak herkes için ortak olan şu: Vicdanlarımız ve akıllarımız şovenizmle zehirlendi. Ölümler, öldürmeler olağanlaştı. Acı, başkasının acısıysa canımızı yakmadı. Bu 40 yılın son 17 yılı da AKP ve Erdoğan’la geçti.

Kürt halkının evi barkı yakıldı, yıkıldı. Sadece anılarını yanlarına alarak göç yollarına düşmek zorunda kaldı. 20-30 yıl öncesine gitmeye de gerek yok. Türk devletinin tarihi, halklara karşı işlenen suçlar konusunda o kadar çok tekerrür etti ki. Birkaç yıl öncesini hatırlayın; gözümüzün önünde Cizre bodrumlarında insanlar yakılarak katledilmedi mi? Anneler evlatlarının bedenlerini kokmasın diye yaz sıcağında buz dolaplarında saklamadı mı? Bir halk cenazeleri günlerde yerlerde bırakılarak sınanmadı mı? “Kafirin cenazesi” diye mezardan cenazeler çıkartılmadı mı?

Tüm bunları iktidarlar “Türk” bir devlet, “Türk” bir toplum yaratmak için yaptı.

Tüm Türk halkı adına ne kadar utanç verici bir durum değil mi?

“Türkçe konuş, çok konuş.” Diyarbakır Hapishanesi’nde 12 Eylül dönemi zulmünü anlatan bu sloganı unutmak mümkün mü? İnsanın anadilinin bir başka halka karşı işkence aracına dönüşmesi ne büyük bir utanç değil mi? Ben bu utancı, bu sözü her duyduğumda yaşadım. Bu savaştan benim halkıma, Türk halkına düşen de utanç oldu.

Bu savaş milyonlarca hayatı birbirinden ayırmadı mı? Anneler, babalar evlatlarından, evlatlar anne ve babalarından, kardeşler, eşler, sevgililer birbirlerinden.

Fatma Kurtulan’ın bir sözünü hiç unutmam. Milletvekili seçildiği dönemde, iktidar medyası PKK saflarında olan gerilla eşini gündeme getirmişti. O zaman söylediği “Kürt sorununun yarattığı bir sonucum” sözü tam da bu ayrılıkları, özlemleri anlatmıyor mu?

Kimileri mezarda, kimileri hapiste, kimileri dağda, kimileri sürgünde.

Kimileri de bir bilinmez de. Geride kalanlar çeyrek asrı aşan süredir o bilinmezliğin arasında evlatlarının kemiklerini arıyor.

Bu savaş o kadar çok şey kaybettirdi ki bize. Düşünsenize, anneler evlatlarının kemiklerine ulaşmak için mücadele ediyor. Bir mezarı olsun istiyor.

Tüm bunlar neden?

Devlet yaşasın diye.

Devlet “tek” yaşasın diye, Kürt halkına karşı yürütülen bu sömürgeci savaş nedeniyle.

Kürt halkı ise yaşamak için direnişi seçti. İnsanın en doğal hakkı elbette, baskıya karşı direnmek, zulme itiraz etmek.

Haliyle de PKK, Türk devletinin sömürgeci politikalarının bir sonucu olarak ortaya çıktı. Tıpkı, Filistin’de kurtuluş örgütlerinin İsrail siyonizminin bir sonucu olarak doğması gibi. Ya da dünyanın başka yerindeki kurtuluş hareketlerinin bir baskının sonucu olması gibi.

Kadın, erkek Kürt gençleri, dağları mesken tuttu, istedikleri gibi var olmak için.

Türk devleti kendi “çözümünü” savaş politikalarında gördükçe, sorun derinleşti. Politik, ekonomik, kültürel ve sosyal sonuçları da her geçen gün büyüdü.

Sorunun çözümünün, savaş politikalarının son bulması olduğunu “çözüm süreci”nde gördük. Hatırlayın, cenazelerin gelmediği, halkların birbirine daha da yakınlaştığı günlerdi.

Ancak Erdoğan ve iktidarı, bu çözüm sürecini de “çöktürme planı”nın bir parçası olarak kullanmak istedi, istediği gibi sonuç alamayınca askıya alınan savaş politikasını yeniden devreye soktu.

Sonuç ortada.

Halklara yaşatılan bu acıların sorumlusu kim?

Günlerdir Saray medyasının iddia ettiği gibi HDP olmadığı kesin.

Sorumlu Türkiye devletinin uyguladığı sömürgeci politika ve bu politikanın bugünkü sürdürücüleri olan AKP/Saray diktatörlüğü ve Erdoğan’dır.

Bugün HDP Diyarbakır il binasının önünde çocukları için oturan annelerin yaşadığı acıların müsebbibi de iktidardır, başta da Erdoğan’dır.

Saray medyası günlerdir yalan yanlış haberlerle HDP’yi hedef gösterirken, insanların kalplerini ve bilinçlerini zehirlemeye devam ediyor.

Bu yalan propaganda nedeniyle HDP önünde oturan kadınlar, nasıl bir psikolojik savaşın nesnesi haline getirildiklerinin bile farkında değiller.

Duyguları istismar edilirken, masumiyetleri kirleniyor.

Çünkü oturdukları yer yanlış.

AKP iktidarının kapısına dayanmak zorundalar.

Eğer Kürt sorunu adil, onurlu ve demokratik bir temelde çözülmüş olsaydı, belki de, o gençler özgürlükleri için dağa çıkmayı tercih etmeyeceklerdi.

Kürt halkının istediği gibi yaşamasının koşulları sağlanmış olsaydı, bu savaş hayatımıza kabus gibi çökmeyecekti.

Bu çok açık.

O nedenle, sömürgecilik düzeni yıkılmadıkça, bu düzen demokratikleşmeyecek, barış gelmeyecek ve o çocuklar evlerine dönmeyecek.

Yazarın diğer yazıları