Bu ‘reiz’ kimin reisi?..

Dün 12 Eylül’dü. TC’de “Reiz” darbesi hükmünü icra ediyor, ama 1980 darbesinin de yıl dönümü…

Ancak, iki darbenin vahşi dalgalarındaki fark, ayrıntıdan ibarettir. 12 Eylül’ün öncüleri, apoletleri altuni ışıtılı 5 generaldi. Bugünki, “cami parfümlü” bir sivi olan Recep Erdoğan…

Yalçın Doğan, bugünkü yazısında, 5 Generalin darbenin ertesi günü, parlamentoyu temsil görevine başlamak üzere düzenlenen töreni ve o törende terenüm edilen Beethovn’ın Eroica senfonisinin ertesi gün neden yasaklandığını yazıyordu.

Eroica’nın çalındığı törendeydim, ben de. Ertesi gün yayımlanacak yazıda, sadece Türk adaletinin sefaletini yazdım. Türk adaleti, tepeden başlayarak, bugünkü gibi emir kuluydu. Mesela, Anayasa artık yok ama, Anayasa Mahkemesininin tüm kadrosu, darbecilere bağlılık bildirimi için, tören salonunda hazırdı.

Biz gazeteciler, balkonda seyrediyorduk. Başkan önde, üyeler ardında, Prusyalı asker disiplini içinde, kaz adımlarıyla ilerliyor, generaller divanı karşısında şak diye topuk selamına duruyor, tak kırarcasına boyun eğiyorlardı.

O sırada, Yargıtay ve öteki yüksek mahkeme heyetleri teslimiyet için sıra bekliyorlardı.

“Reiz“in Türk adaletini teslim alması ise topuk şaklatmalı, boyun kırmalı değil. Sivilceydi. Rize bayırlarında “çay toplama makası şakırtılı“ydı

İşleyişte, aralarında nüans vardı, elbette. Ama unutmayın ki, Türk tipi devamlılık esasında, arkadan gelen öndekini aratıyordu.

Kürtler ise her zamanki gibi Reiz’in gazabında da altta kalandı. Kürt toplumunda adı duyulmuş, kim varsa yine kurbandı. Reiz ve ondan sadır olan adalet ise tüyler ürperticiydi. Van, Belediye başkanıyken, zindana sürüklenmiş Bekir Kaya’nın eşi Aslı Kaya, adaletin Kürt insanına bakışını, “Savcı, Bekir‘e kinle bakıyor“ diyerek özetliyordu…

Çünkü, Reiz’le uyumun gereğiydi, düşmanca bakış…

Generaller, “Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda çağdaş medeniyeti yakalama” sözü vermişlerdi. O söz uçup havaya karışa dursun, 2016 Temmuzunun “Reiz”i, daha ileriye gidiyor, açları, soyguncu ve talancıları ganimete hucuma hazırlamak için, çağdaş medeniyeti yakalalıp üstünde taklalar atmakla kalmıyor, Avrupalı tefecilerden topladığı borç parayla, Osmanlı ruhunu şad eylemek üzere fethti ruhunu diriltme sözü de veriyordu.

Fetih için en iyi bildiği ve yakın yer, üstelik Batının da düşmanca baktığı diyar Suriye idi. Ordusunu harekete geçirip sınır ötesine geçtikten üç saat sonra, Suriye’nin kalbi Şam’daydı. Generalleriyle yaptığı hesap böyleydi.

Bu hesaba dayanarak, halkına üç vakte kadar, Şam’daki Emeviye Camii’nde “Allaha şükür” namazı kılma sözü vermişti.

Bir an önce, “şükür halleri“ne geçiş için de, ta Çin‘den, Kırgızistan, Özbekistan, Afganistan, Pakistan’dan ganimet avıcısı, kiralık haydutlar getirilmişti. Üst, baş, eğitim derken, 2012 yılında, Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) adıyla Suriye sınırından içeriye “huruç” vaziyetleri…

IŞİD, “Allahu ekber” naraları arasında, var gücüyle kırım, insan kesme, tecavüz, hırsızlık ve talanla meşguldu. İmkanını bulan katiller ve tecavüzcüler ordusuna direniyor, fetih hayalleri berbat halde can çekişiyordu.

Kürtlerin de ana yurtlarını savunmaya başlamasından sonra, hayaller iyice kırıldı. Reiz, Şam’da namaz kılma sözünü bir daha ağzına almadı.

Ama caminin imamı Muaz El Hatip, Ankara’ya getirildi. Şam’da kıldıramadığı namazı Ankara’da kıldırabildi mi bilemiyorum. 15 Temmuz 2016 gecesi, Diyanet İşleri Başkanı Kürt Mehmet Görmez’le birlikte MİT‘in karargahındaydı.

Onun hizmetleri arasında mıydı, bilinmez. Ancak, o gece İstanbul’da asker kesenler arasında, “anlaşılmayan bir dille konuşan eli kanlılar” da vardı. Bunların kim oldukları asla anlaşılamdı.

Fakat MİT’in, IŞİD’çiler arasından derleyip Türk ordusu saflarında faaliyete soktuğu Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)’nun personeli arasında, anlaşılmayan dille konuşan sayısız kişi vardı. Özbekçe, Çince, Uygur, Urdu, Kırgıca ve daha neler…

Bu, “bilinmeyen diller” ilk defa 2015 yılında, Cizre, Şırnak ve Nusaybin’de barbarlığın saldırı sahnelerinde görüldüler.

Öte yandan, Suriye’de IŞİD, ÖSO ve El Nusra Cephesi ya da her gün değişen isimlerle faaliyet gösteren cihatçıların, TC ile sıkı bağları 2012 yılından beri ayan ve dünyaca biliniyordu. Erdoğan’ın son Tahran’da yapılan üçlü toplantıda, çetelere dokunulmamasında ısrar etmesi üzerine, Rusya Cumhurbaşkanı Putin’in, “burada teröristlerin temsilcisi yok” cevabı ağırdı. Büyük bir ithamdı.

Onun da anlayacağı açıklıkla, “Reiz, sen onların reisisin“ demekti.

Öte yandan, Erdoğan “sivil insan hayatı” diye diye, Suriyeyi istila eten çetelere kanat gere dursun, öğleden sonra ekranlara düşen Birleşmiş Milletler raporunda, çetelerle ortaklaşa Efrîn’i işgal eden Türk devleti, savaş suçu işlemekle itham ediliyordu. Hastane ve sivil yaşama alanlarını bombalamak, insan hayatına kıymakla…

Kısacası haydut devlet suçlaması ve savaş suçu nedeniyle cezai işlem yapılır mı? Bilinmez ki!…

Yugoslavya olayı, Saddam ve Beşir’in durumu gösteriyor ki, her şey ahvale, açıkçası dünyadaki dengelerine bağlıdır.

Yazarın diğer yazıları