Bu ülkede Kürtler ve Aleviler var

Yıllardır Türkiye’de baskı ve zulüm artıp da; insanlarda buna karşı bir şeyler yapalım fikri oluşunca akla hemen; Alevilere ve Kürtlere gitme fikri gelir. Bu yaklaşımın kolaycı bir yanı olsa da çok yanlış olduğunu söyleyemeyiz.

Kendi içinde çokça tartışmalı yanları olmasına rağmen; Aleviler ve Kürtler en azından bir kaç istisna dışında hiç bir zaman antidemokratik bloğunun bileşeni haline gelmediler. Tam tersine biraz eksik biraz fazla, her zaman Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin temel bileşenlerinden biri oldular. 

Kimi zaman devlet her iki tarafla da oynamaya çalıştı; her iki taraftan da korucular devşirmeye çalıştı; ama hem Kürt hem de Alevi vicdanı esas olarak tercihini demokrasiden ve özgürlüklerden yana yaptı; buna değer biçmek lazım!

Burada öyle iç içe geçmiş bir durumla karşı karşıyayız ki; kim ne kadar Alevi, ne kadar Kürt veya Türk bu tartışmaya girmek doğru değil. Kim kendini ne hissediyorsa, ne kadar hissediyorsa o olsun! Burada bir sıkıntı yok; temel mesele kendini tarif ettiği yer üzerinden bu ülkede yaşanan hak ihlallerine karşı sesini çıkarıyor, tavrını; gerek Kürt, gerekse de Alevi kimliği üzerinden ortaya koyuyor mu, koymuyor mu? Ölçümüz bu olmalıdır. 

Hem Alevi kurumlarının hem de Kürt kurumlarının kendi içinde duyarlılıkları var; kendilerine sempati duyan insanların kimi hassasiyetleri, kaygıları var. Bunları aşmak için çaba sarf etmek lazım. 

Eski Kemalist rejim Türkiye’de neredeyse herkesi mağdur etmişti. Kürtler, başta; Dersim ve Zilan olmak üzere önce fiziki kıyıma uğratılmaya çalışılmış; bu da yetmeyince uzun vadeli bir strateji ile sürekli yok sayma, inkar etme siyaseti ile kültürel soykırıma uğratılmaya çalışmıştır.

Aleviler hakeza! Kendi iç dinamikleri ile gelişimi engellenmeye çalışılan Alevilik; bir taraftan devlet tarafından kamusal alanın dışına itilmiş, yok sayılmış; bu yaklaşım da istenilen sonucu vermeyince, kimi düşkün kişilikler tarafından Alevilik devlet İslamının ekti alanında tutulmaya çalışılmıştır. 

İçerden düşkün kişilikler tarafından sürekli düzen içi kalmaya zorlanan Alevi çevreler biraz baş kaldırmaya, demokrasi cephesi ile birlikte davranma eğilimine girince, hemen arkasından devletin sopası devreye girmiş; Maraş, Çorum ve Sivas katliamları gerçekleştirilmiştir. 

Devlet aslında hem Kürtlere, hem de Alevilere aynı katliamcı, inkarcı siyaseti uygulamıştır. “Uzun vadeye yayılmış inkar ve asimilasyon ve dönem dönem vahşice uygulanan katliamlarla; korkutma, kontrol altına alma!” devletin esas politikası oldu.

Çok uzun bir süre bu ikili siyasetle yol alan devletin bu stratejisi Kürt Özgürlük Hareketinin direncinin bir türlü kırılamaması, ve her geçen gün Kürt halkında yarattığı karşılığın artması ile boşa çıkmış, uygulanamaz hale gelmiştir. 

Kürt Özgürlük Hareketinin ortaya koyduğu mücadele Alevilere de alan açmış; Türkiye’de Alevilik biraz olsun rahat nefes almaya; kendi kurumlarını oluşturma, kendi iç dinamikleri ile sivil Aleviliklerini tarif etmeye başlamışlardır. 

Bu ilişki tabiki tek taraflı yürümedi; kendi ayakaları üzerinde durmaya başlayan Alevilik de; Türkiye’de başta Kürtler olmak üzere bütün mağdurların, mazlumların doğal müttefiki haline geldi.

Bu ülkede kimin başı sıkışsa; „Bu ülkede Kürtler ve Aleviler var, onların kurumları var!” noktasına gelmiştir. Bununla gurur duymak, buna değer vermek lazım! Her yerde Alevi ve Kürt kurumları varlıkları ile insanlara güven veren, insanların gidince kendilerini buldukları yerlere dönüşmüşlerdir. 

Yıllarca devletin propaganda aygıtlarının birbirlerine düşmanlaştırmaya çalıştığı; Kürtler ve Alevilerin birlikte çalışma, sorunları birlikte çözme sürecine girmiş olmasını bu ülke için bir şans olarak görmek ve bunu büyütmek, buna diğer halkları ve inançları da katmak lazım. 

Yazarın diğer yazıları