Bundan sonrası ateş

“Doğmuş olduğun yerde doğmanın ve yüz yüze geldiğin gelecekle karşılaşmanın siyah olmanın dışında hiçbir nedeni yok. Değersiz bir insan olduğunun acımasız bir kesinlikle, mümkün olan her yolla sana iletildiği bir toplumun içine doğdun. Kusursuzluğu özlemen beklenmiyordu: Vasatlıkla barış yapman bekleniyordu.”

ZABEL MİRKAN / İSTANBUL

Böyle diyor adaşı ve 14 yaşındaki yeğeni James’e yazdığı mektupta James Baldwin. Beş kez yazıp beş kez yırttığını söylediği bu mektubun başlığı “Zindanım Sarsıldı”, alt başlığı ise “Azat Edilmenin Yüzüncü Yıldönümünde Yeğenim James’e bir Mektup”. Evet, siyahlardan bahsediyor. Bu mektubun ve “Çarmıhta” ya da “Zihnimin Gölgesinde bir Mektup” altbaşlığıyla yazdığı mektup-denemenin bir araya getirilerek oluşturulduğu kitabın ismi ise “Bundan Sonrası Ateş”. Kitabın ismi Kitabı Mukaddes’ten alınan bir kehanetin bir köle tarafından şarkı haline getirilmesi sonucu ortaya çıkmış. Şöyle diyor şarkının sözleri: “Tanrı Nuh’a gökkuşağını gösterdi. Artık su yok, bundan sonrası ateş!”

James Baldwin, 1924’te Harlem’de (New York, ABD) doğdu. Temizlik işçisi bir annenin oğluydu. Üç yaşındayken annesinin evlendiği fabrika işçisinin soyadını aldı. Liseden mezun olduktan sonra ufak işlerde çalışırken bir taraftan da yazmaya başladı. The New Leader, The Nation, Commentary ve Partisan Review gibi dergilerde kitap tanıtım yazıları ve denemeleri yayımlandı. LGBTİ+ camiasına bomba gibi düşen romanları, insan haklarını savunan ve ırkçılığa karşı yazılarıyla tanınan Baldwin, Rosenwald, Guggenheim, Partisan Review ve Ford Vakfı gibi birçok edebiyat ödülü kazandı. 1987 yılına gelindiğinde ise Fransa’da mide kanserinden öldü.

Harekete geçmek adanmışlık ister

Baldwin’in “Bundan Sonrası Ateş” kitabında yer alan ilk mektup, yeğeni James’e beyazların dünyasını anlatan bir mektup. Sıradan bir mektup asla değil. Zaten bir edebiyatçıdan sıradan bir mektup yazmasını beklemek gülünç olur ama işte burada farklı bir hikâye ve çok farklı bir dinamik var. James Baldwin, ırkçılıkla ilgili düşünülen ama çoğu zaman dile getirilmeyen, sanki ırkçılığa maruz kalmak bile bizim suçumuzmuş gibi davranılan bir yıldan sesleniyor yeğenine. Sadece siyah olduğu için başına geleceklerden bahsediyor ona ama asla bunlarla şöyle başa çıkabilirsin gibi bir öğüt vermiyor. Çünkü aslolanın bireyin kendi deneyimi olduğunu ve ona öğüt verenin babası, amcası olması halinde bile onlara kulak asmamasını söylüyor.

Küçük James’e uzun uzun salık verdiği tek yer ise şu cümlelerle vurgulanıyor: “Harekete geçmek adanmışlık ister, adanmışlıksa tehlikede olmak demektir. Bu durumda, beyaz Amerikalıların çoğunluğunun zihninde tehlike, kimliklerini kaybetmektir. Bir sabah uyandığında parlayan güneşin yanında bütün yıldızların yanıp söndüğünü görmenin senin için nasıl bir his olacağını hayal etmeye çalış. Doğanın düzenine aykırı olduğu için korkacaktın. Evrendeki her değişim, bir bireyin kendi zannettiği gerçekliğine karşı öylesine derinden bir tehdittir ki, bu nedenle dehşet vericidir. İşte, siyah adam da beyaz adamın dünyasında böylesi sabitlenmiş bir yıldız, yerinden oynatılamaz bir sütun olagelmiştir. O yerinden oynadıkça, cennet ve yeryüzü de temellerinden sarsılır. Sen korkma sakın.”

Manifesto gibi mektup

İkinci mektup ise Baldwin’in deneyimleriyle ilerleyen ama sert, çok sert bir manifesto niteliğine sahip bir mektup. Baldwin’in yaşam öyküsüne döndüğümüzde, üvey babasının isteğiyle ya da zorlamasıyla 14 yaşında kiliseye gittiğini eklememiz bu noktada elzem. Çünkü bu deneyim kalıcı bir iz ve/veya hasar bırakıyor Baldwin’de. Oradaki çocukların zorbalıklarına maruz kalmaktan mı yoksa dini öğretilerin ona vereceklerinden mi korkuyordu bilinmez. Lakin kiliseye gideceği gün ayakları bir türlü bedenini sürüklememiş Baldwin’in. Kiliseye girdikten sonra rahip ona doğru yaklaşmaya başlayıp Baldwin’in eşcinsel olmasını ima ederek, cinsel yönelimiyle dalga geçen bir soru sormuş. Yıllar sonra bile bu anı anlatırken ne o günden önce, ne de o günden sonra o denli gerildiğini hatırlamadığını yazacaktı Baldwin.

Eski bir rüya

İş bu mektupta, kilisede geçirdiği günlerden ve ayrıldığı o günden sonra Tanrı’ya ve Hristiyanlık’a inanışında ne türden köklü değişiklikler olduğunu anlatıyor. Tanrı’yla ve kiliseyle ilişkisinin dönüşümündeki esas neden ise sevgisizlik, ayrımcılık ve tabii ki bu Tanrı’nın da ona ve atalarına zulüm eden herkes gibi beyaz bir erkek olduğunu keşfetmesi. Bu keşif anını ise sadece muhteşem bir zekâsı olan birinin kaleminden çıkabilecek -ve asla demagoji içermeyen- şu cümlelerle aktarıyor Baldwin: “Kitabı Mukaddes’in beyaz adamlarca yazılmış olduğunu anlamıştım. Çoğu Hristiyana göre lanetlenmiş olan Ham’ın soyundan gelen, bu nedenle köle olacağı kaderinde yazılı olan biri olduğumu biliyordum.”

Aynı mektubun ikinci bölümünde, Malcolm X’le birlikte katıldığı bir programdan sonra siyahi İslam hareketi ‘Nation of Islam’ın kurucusu Elijah Muhammed’in davetiyle bir yemeğe katıldığını anlatır Baldwin ve bu insanları son derece ilgi çekici bulduğundan bahseder. Aslında ona göre eski bir rüyadan, eski bir fikirden ibaret olan bu topluluk Hristiyan topluluklarına göre sevgi dolu ve daha samimidir.

Eski olan rüya ise şu: “Tanrı siyahtır. Bütün siyahlar İslam’a aittir, onlar seçilmiştir. Ve dünyayı İslamiyet yönetecektir.” Elijah Muhammed her ne kadar ilgi çekici olsa da siyahların dermanının İslam’da veya Elijah’ta olmadığını örtük olarak aktararak ayrılır davetten Baldwin. Bu buluşmadan ona kâr kalanı ise şu cümlelerle aktarır: “Tekrar masanın çevresindeki genç yüzlere baktım, sonra da tarihte kendi topraklarına sahip olmayan hiçbir halkın saygı görmediğini anlatan Elijah’ın yüzüne. Ve masa onayladı ‘Evet, doğru.’”

Negro’lar ile Kürtler

Beyaz Amerikalıların yapıştığı o mitler koleksiyonuna asla inanmamalarının Amerikan Negro’su için büyük bir avantaj olduğunu ve Amerikan Negro’larının geçmişi nasıl kullanacağı, gelecekte ise beyazların cehaletiyle nasıl savaşabileceklerini anlatarak bitirdiği kitap yayımlandığı andan itibaren ABD’deki siyah hareket için bir yol gösterici, bir “kalk borusu” olmuş. Kitabı kapattıktan sonra aklınıza gelen tek şey ise Amerikan Negro’ları ile Kürtlerin nasıl da aynı muameleye maruz kaldıkları ve nasıl da aynı tezgâhlardan geçtikleri oluyor. Birbirinden bu kadar uzak iki coğrafyada yaşanılan iki geçmiş ve iki direniş, mücadelelerin nasıl ortaklaştığınız gözler önüne seriyor.

James Baldwin  / Bundan Sonrası Ateş

Yapı Kredi Yayınları 2006

Yazarın diğer yazıları

    None Found