Burası Kürdistan!

Devlet kaynaklı cinsel şiddet, Kürt sorununun tartışmaya açılmayan, kapalı kutular içinde saklanan tabularından biri. 1990’lı yıllarda bunun sayısız örneğinin gözaltı süreçlerinde yaşandığı biliniyor. Özellikle 1997 ile 2000 yılları arasında Kürt illerinde yaşayan kadınlara ve yine politik bir nedenle gözaltına alınan kadınlara yönelik devletin uygulamış olduğu cinsel şiddet gerçeği, çok fazla belgelenmiş değil. Kuşkusuz bunun en önemli nedenlerinin başında tabuların ağır basması geliyor. Kadınlar, "Ailemiz üzülür", "Babam dayanamaz" gibi gerekçelerle yaşadıkları hak ihlallerini anlatmazken, bunların tam aksine yaşadığı devlet kaynaklı cinsel şiddeti görmezden gelmeye çalışanlara inat, paylaşanlar da var.
B.G., devlet güçlerinin tecavüzüne maruz kalan kadınlardan sadece biri. Resmi kayıtlara göre 57, kendisine göre 66 gün boyunca yaşadıklarını anlatma cesareti gösteren, o anları anlatırken yeniden yaşarcasına titreyen bir kadın.
Şu an eşi ile birlikte yaşayan B.G. isimli 33 yaşındaki genç kadının 1997 yılında yaşamış olduğu cinsel şiddet, ‘savaş hukuku’ başta olmak üzere hakikat ve adalet duygularının yeniden gözden geçirilmesini gerektiriyor. Yaşadıklarını anlatan B.G., bir gün bunları anlatabilmek düşüncesi ile yaşadığını belirterek, "Bana bunları yaşatanlar cezalandırılsın" diyor.

Öykünün başlangıcı

B.G’nin öyküsü, 15 yaşında Kürt mücadelesini tanımasıyla başlıyor. Mersin’de ailesiyle birlikte yaşayan B.G., o dönemde DEHAP çalışmalarının içinde yer alırken PKK saflarına katılıyor. Astım hastalığı nedeniyle kırsalda çok fazla duramayan B.G. ailesinin yanına Mersin’e dönüyor. Polis, O’nun gerillaya katıldığını bildiği için, ailesi de O’nu korumak adına polise yakalanmaması veya bir daha katılmasını engellemek için evlerinin arka bahçesinde bulunan küçük bir odaya kilitliyor. 3 yıl boyunca bu şartlar altında yaşayan B.G., ailesine yurtdışına gitmek istediğini söylediğinde İstanbul’a giderek, oradan Avrupa’ya gidişin yollarını arıyor. Yurtdışına çıkmak için Irak pasaportu çıkartan B.G., Bulgaristan’da yakalanıyor. Iraklı olduğunu söyleyince önce Türkiye’ye iade ediliyor ve Kırklareli’nde 16 gün nezarethanede tutuluyor. Ardından İstanbul’a getirilerek Yabancılar Şubesi’nde bir gece bekletildikten sonra, Irak’a sınır dışı edilmek üzere Şirnex’in (Şırnak) Silopî İlçesi’ndeki Habur Sınır Kapısı’na götürülüyor. Burada sınır dışı edilmeyi bekleyen B.G., ‘itirafçı’ olduğunu söylediği bir kişinin "Bu Iraklı değil" sözü üzerine, izleri silinmeyen günlerin başladığını söylüyor.
Jandarma Komutanlığı’nın arka bahçesinde bulunan bir kulübeye götürülen B.G., elleri, gözleri ve ayakları bağlanarak, resmi kayıtlara göre 57, kendisine göre ise 66 gün süren insanlık dışı uygulamaya tabi tutuluyor.

O adamların yüzü…

Yapılan cinsel işkencenin ayrıntılarını anlatan B.G., bir karanlığın içinde demir kapıların sesinden başka bir şey duymadığını ve sürekli farklı farklı oldukları belli olan askerler tarafından regl olmasının dahi işkence sebebi haline geldiğini belirterek, aynı zamanda sürekli dövüldüğünü, hakaretlere maruz kaldığını ve taciz edildiğini anlatıyor. B.G.: "Regl dönemi bittikten sonra birkaç kişi geldi. Puslu bir pencere vardı. Oradan biraz ışık içeriye sızıyordu. Gözlerim kapalıydı. Ama o ışığı görebiliyordum. Gece mi gündüz mü olduğunu o ışıktan anlıyordum. Belki de elektrikti yanan, bilmiyorum. İlk haftadan sonra ‘nasıl olsa öldüreceğiz’ diye gözlerimi açtılar. Bana tecavüz ettiler. Sonra kendimden geçmişim. O adamların yüzünü hiç aklımdan silemiyorum" diyerek cinsel işkencenin ilk nasıl başladığını anlatıyor.

‘Yanımda arkadaşlarım öldü’ diyerek tecavüz etti

Yaşadığı cinsel işkence sırasında bir adamın kendisine sürekli, "Yanımda arkadaşlarım öldü" dediğini ve sürekli işkence ve tecavüz ettiğini belirten B.G., Beni sağ bırakmayacağını söyledi. O asker grubu bir daha gelmedi.
Yerine gelen diğer grup sadece ifademi alıp bekletti. Durumum çok kötüydü. Uzanıyordum sürekli; oturamıyordum. Zor bela konu­şa­biliyordum" diyerek yaşadıklarını gözyaşları içinde ifade ediyor. Askerlerin kendisine ölüm tehdidinde bulunduğunu, intihara zorladığını anlatan B.G,: "Uzun namlulu silahlarla gelip öldüreceklerini söylediler. Ondan önce sürekli intihar etmem için zorladılar. Örneğin;, silahı yanıma indirip beni dövdüler, elimin uzanacağı yere silahlarını bıraktılar. İp bıraktılar oraya, prizin olduğunu söylediler. Bana türlü türlü intihar yöntemleri söylediler" diyor.

‘Herşeyi ayrıntılı anlattım ama hakim bir şey demedi’

B.G.’nin gözaltına alındığını öğrenen babası onu aramak için şehirleri dolaşıyor, ancak kızına bir türlü ulaşamıyor. Bu sırada ailenin evini arayan polisler, aileye işkence sesleri dinletiyorlar. B.G. "Toplam 66 gün gözaltına kalmıştım. Beni Cizre’ye gönderdiler. Yaşadıklarımı kimseye anlatmamam için tehdit ettiler. 66 gün gözaltında kaldığım halde, yeni gözaltına alınmışım gibi muamele yaptılar. ‘Seni bırakalım, bir şeyin yokmuş. Ailen de her tarafta seni arıyor, evine git’ dediler. Tekrar aynı işkenceyi yaşamak istemediğimi, yanımda kimliğimin olmadığını söyleyince, beni eve kendilerinin bırakacağını söylediler. Mahkemeye çıkmadan gitmeyeceğimi söyledim. 3 yıldır zaten gizli yaşamanın sıkıntısıyla yaşıyordum. Bir de son yaşadıklarım vardı. İstanbul’dan çıkış, gözaltına alınış tarihim belliydi. Savcılığa gideceğimi belirttim. Israr edince, beni kendi ismimi kullanmadığım ve yeni yakalandığım şartıyla götüreceklerini söylediler" dedi. Kaldığı Cizîr’den (Cizre) Şirnex’e götürüldüğünü söyleyen B.G., askerlerin, kendilerine gelen bilginin yeni gözaltı olduğunu, ancak kendisinin iki aya kadar tutulduğunu ısrarla belirtmesi üzerine, askerlerin telaşlandığını ifade etti. BG, "Üç gün beni orada beklettiler. İfademi almadılar. Kendi istemleri doğrultusunda ifade vermem konusunda beni tehdit ettiler. Kabul etmedim. Daha kötü ne yaşayabilirdim ki? Konuşmaya kararlıydım. Doktora götürdüler. Askeriye oradaydı. Tecavüz ve şiddet gördüğümü, 2 aydır gözaltında olduğumu söyledim. Ben ısrarla rapora yazmasını söyledim ama darp raporundan başka bir şey yazamayacağını söyledi. Yazmadılar. ‘Biz bunu yazmayacağız, emir aldık. Gerekirse seni kaybederiz’ dediler. Sürekli tehdit ediyorlardı. Ben savcıya da davacı olduğumu söyledim, hakime de. Bana işkence yapanları da, nerde yapıldığını bildiğimi de ayrıntılı anlattım, ama hakim bir şey demedi" diyerek yargının kayıtsızlığına dikkat çekti.

Olanları anlatmasın diye saldılar

Amed’e götürüldükten sonra tahliye olan B.G, hemen tahliye edilmesini de bu yaşadıklarına bağlıyor. "Ben 2 ay Diyarbakır Cezaevi’nde kaldım. Beni hiç ummadığım bir şekilde tahliye ettiler. Bu olayları anlatmayayım diyeydi sanki" dedi. Cezaevinden çıktıktan sonra psikolojik destek almadığını belirten B.G., Toplumsal Hukuk Araştırmaları Vakfı’na (TOHAV) gittiğini ve psikolojik danışman olmadığı için destek alamadığını anlattı.

‘Yaşadıklarımı anlatacağım düşüncesi ile yaşadım’

Eşinin desteğiyle yaşadıklarını anlatma cesareti gösterdiğini dile getiren B.G., "Ailemden ve çevremden destek görmeme rağmen, tamamen atlattığımı söyleyemem. İntiharı çok düşündüm. Bazen her şey bana o zamanı hatırlatıyor. Erkeklere 1 metreden fazla yaklaşamıyordum, erkek sesinden tiksiniyordum. Bana bunları yapanların cezalandırılmasını istiyorum. Onların ceza almasını isterim. Tek ben değilim mağdur olan. Sayısız kadının yaşadığı bir travmadır. Japonya’da, Saraybosna’da kadınların yaşadıkları deşifre ediliyor ama Kürt kadınların yaşadıkları gündeme gelmiyor. Yaşadıklarımı anlatacağım düşüncesi ile yaşadım. Bu bana güç verdi" diyor.

EVRİM KEPENEK/ MÜTHA ÇETİN – DİHA/İSTANBUL

Yazarın diğer yazıları

    None Found