Bütünsel muhataplık: Öcalan, BDP, Kandil

Cezaevlerinde insanlar ölümün eşiğinde.
Türk kamuoyu, yavaş yavaş her asker cenazesinden sonra “ne olacak bu işin sonu” sorusunu daha büyük bir tepkiyle sormaya başlıyor. Ve birden bire soru soran Türkün ve yavaş yavaş zindanlara kulak verenlerin eline yeni bir “oyuncak” veriliyor. “Oyalansın” diye…
İşte, Medya yine “iyi şeyler olacak” diyerek “merak” uyandırıcı yayınlara başladı. Üç BDP’li vekilin Cumhurbaşkanı ile görüşmesi ve Cumhurbaşkanı’nın “malum” tavsiyelerin yanı sıra, Kürt sorunu “çok önemlidir” demesinden sonra “neler oluyor merakı”, Başbakan’ın aşağıdaki laflarıyla bir anda dinmiş oldu:
“Bölücü terör örgütünün parlamentodaki uzantısı bir defa söz sahibi de değildir yetki sahibi de değildir. Onlar bu konuda sadece maşadırlar.”
Laflara bakın: “Terör örgütünün uzantısı”, “maşa”…
Başbakan ağzını bozuyor.
BDP nedir?
BDP Kürt Özgürlük Hareketinin Türk devletine “sunduğu” “silahsız, yasal Kürt siyasi örgütsel alternatif önerisidir.”
Hükümetin başı, “silahsız ve yasal örgüt” “maşadır” dediği zaman ne yapmış olur?
Kürt Özgürlük Hareketinin “silahsız ve yasal örgüt alternatifini” reddetmiş olur. Silahsız, yasal BDP’yi “maşadır, söz sahibi değildir, yetki sahibi değildir” diye “yok” saydığı zaman, “silahlı ve yasa dışı örgüt alternatifini” de “tek” alternatif haline bizzat kendisi getirir.
Sanılanın aksine, BDP’yi “muhatap” olmaktan Kandil ve İmralı çıkarmıyor; hükümet onu “muhatap” olmaktan çıkarmak için her şeyi yapıyor.  
Şimdi kendinizi otuz yıldır savaşan silahlı Kürt hareketinin yerine koyun: Siz bu durumda BDP’yi sizin adınıza “vekil” tayin edip, istişare temelinde “her konuda” Hükümetle görüşmeye yetkili kılmak isteseniz ne dersiniz?
Dersiniz ki, “benim adıma her konuda müzakere yapacak olan yasal muhatap, her bakımdan güvende olmalı, hiçbir tehdit altında olmamalı, müzakerede ona, ‘kabul etmezsen seni tutuklarım, partini dağıtırım’ tehdidiyle hiçbir şey dayatılmamalı”…
Böyle demez misiniz?
Dersiniz. 
Bunu da o tehdit altındaki BDP’ye “güvenmediğiniz” için değil, masaya “eşit haklı” oturmak ve o masadan sonuç almak için yaparsınız.
Şöyle düşünün: Adam tepeden tırnağa silahlı. “Muhatabı” ise silahsız. Birileri ona “oturun şu masaya anlaşın” diyor. Böyle anlaşma olur mu? Tepeden tırnağa silahlı adamın muhatabı silahsız olur mu? Böyle adaletsiz, eşitsiz, çarpık çurpuk müzakere masası olur mu?
Olmaz.
 Böyle bir masada silahlı olan, silahsız olana her türlü hakareti eder, her türlü tehditte bulunur. Muhatabını kamuoyu önünde kepaze etmek için her türlü rezilliği yapar. Buradan sonuç çıkmaz.
Ama masaya her iki taraf da eşit “silahla” oturduğu zaman böyle yapamaz.
Nereden biliyorsun yapamayacağını diye soracak olursanız, ben size derim ki, işte Oslo müzakereleri meydanda. Tutanakları okuyun. O tutanaklarda PKK önderinin “düşmanları” ondan söz ederken “sayın Öcalan” diye söz ediyorlardı.
Eşit koşullara sahip muhatapların müzakeresi tam öyle olur; o sana “sayın” der, sen ona “sayın” dersin.
Eşit koşullara sahip olmayan muhatapların müzakeresinde ise, sen karşındakine ne kadar “canım, cicim” dersen de, o sana “uzantı” diyecektir,  “maşa” diyecektir. Öyle de demekte zaten.
O halde…
BDP’nin eşit haklı muhatap olabilmesi, yani Başbakan’ın tabiri ile “söz ve yetki sahibi” bir muhatap olarak masaya oturabilmesi için, Hükümetin BDP’yi “eşit koşullara sahip, eşit haklı” bir muhatap olarak kabul etmesi gerekir.
Bu demektir ki, tarafların “silahları  eşit” olmalıdır. Her şeyden önce, Hükümet, müzakerede anlaşma olsun olmasın, BDP’nin tam güvenliğini koruma sözü vermelidir. “Hiç kimse tutuklanmayacak, tutuklananlar serbest bırakılacak, temsiliyette eşitsizlik kaldırılacak, yüzde on barajı indirilecek, hiçbir BDP’li vekilin dokunulmazlığı kaldırılmayacak, BDP’nin kitle eylemlerine en küçük bir yasak konmayacak ve hiçbir müdahale yapılmayacak” demelidir.
Demelidir ki, masada eşitlik sağlansın. Demokrasi bunu gerektirir.
Durum bunun tersidir. Hükümet, elindeki devlet aygıtının gücüyle, “yasal ve silahsız BDP’yi” bilerek muhatap olmaktan çıkarmaya çalışıyor.
Bu durumda ne yapılmalı? BDP’yi’ “eşit haklı muhatap” durumuna yükseltmek için ne yapmalı?
Şimdi yapılanın, bin kat daha, yüz bin kat daha fazlası yapılmalı…
“Silahları eşitlemeli”!..
Yanlış anlamayın… Keleşten söz etmiyorum. Kitlelerden söz ediyorum. BDP milyonları harekete geçirdiği zaman, Başbakan’ın “devlet gücünü” “dengeleyecek” ve masaya otursun, ya da oturmasın ona İmralı’yla ve Kandil’le “ortak” olan “sözünü”, “tam yetkiyle” kabul ettirme gücünü bulacaktır. Hükümet İmralı’yı tecrit uygulayarak, BDP’yi kitlesel tutuklamalarla “muhatap olmaktan çıkarıyor”, PKK önderine “enstrüman”, BDP’ye “uzantı ve maşa” diyerek ortamı zehirliyor.
Dağ kendisini “muhatap” olarak çoktan dayattı. İmralı’nın ve Amed’in “muhataplığını” dayatmanın ve bu amaçla zindanlarda direnenleri ölüm yolundan çevirmenin tek çaresi, biricik ilacı, milyonların kitlesel, silahsız serhildanı…

Yazarın diğer yazıları