Büyük devrimi dayatan gelişmeler

ABD’nin Suriye’den askerlerini çekeceğini açıklamasından bu yana ilgili tüm güçler perde arkasını anlamaya ve yorumlamaya çalışıyor. Kimisi blöf, kimisi taktik diyor. İşbirlikçiler panikliyor. Fırsatçılar ortalıkta cirit atıyor. Durum ne olursa olsun orada yaşayan halklar ise öz güçleriyle direneceklerini ve demokratik devrimi büyüteceklerini haykırıyor.

Çekilme sebebi olarak DAİŞ’in büyük ölçüde geriletildiği söyleniyor. İnsanlığın başına musallat olmuş DAİŞ bitsin diye Kürt halkı başta olmak üzere halkların büyük bedeller ödeyerek savaştığı biliniyor. Fakat DAİŞ’i besleyen güçler, bitmesini istemedikleri gibi ihtiyaç duydukları alanlarda kullanmaya devam edeceklerdir.

İran savaşı kapıda

DAİŞ Suriye topraklarında nasıl kullanıldıysa İran, Irak ve diğer devletlerin topraklarında da kullanılabilir. Bu ihtimal çok güçlenmiş bulunuyor. Bir süredir Germiyan-Kerkük hattında yer yer DAİŞ ile yaşanan çatışmalar bu alanlardaki DAİŞ yığınağının arttığının ifadesi oluyor. İran’a bağlı güçlerin bu şekilde zayıflatılması hedefleniyor. Tüm bunların anlamı ABD hesabına göre savaşın İran’a doğru kaydırılmasıdır. Bu durum Suriye’de savaşın biteceği anlamına gelmiyor.

Savaşın bitirilip siyasi çözümün gelişmesini en fazla Kürt halkı istiyor. Fakat Erdoğan-Bahçeli-Ergenekon diktası ekonomik ve siyasi çöküşlerini önlemek için Suriye’yi savaşsız bırakmamaya yeminlidir. ABD’nin çekilme açıklaması bile birçok güç tarafından savaşın yoğunlaşacağının işareti sayılmıştır. Oysa KCK Eşbaşkanlığının açıkladığı gibi Türkiye başta olmak üzere tüm dış güçler Suriye’den çekilse gerçekten siyasi çözümün önü açılacak; hatta şu an herkese hayal gibi gelse de Suriye Ortadoğu’nun İsviçre’si haline gelecektir. Kuzey ve Doğu Suriye’de inşa edilen demokratik toplumsal model Suriye devletini bu yönde bir dönüşümle çözüme kavuşturacak kadar iddialıdır. Ne var ki Türkiye’deki faşist rejimin önlemeye ve yok etmeye çalıştığı da bu demokratik yapıdır. Demokraside kendi sonların görüyorlar. Demokratik bir rejim yerine DAİŞ ile komşuluğu tercih etmelerinin sebebi de budur. Yani Türkiye’deki faşist rejim, siyasi çözümün önündeki en büyük engeldir. ABD, Rusya ve Avrupa Birliğinin ortak çıkarlarının kesiştiği noktaya doğru gidilirken nihayetinde Türkiye’ye tavır alacakları belirtilebilir.

Şu an için ABD’nin çekilme kararından ne anlaşılıyor? Ortadoğu’da yoğunlaşan savaş 3. Dünya savaşıdır. Peki ABD gerçekten 3. Dünya Savaşından çekiliyor mu? Buraya kadar mı yani, son dünya savaşı bitiyor mu? Böyle bir şey yok! “Keşke giden gitse de savaş bitse” diyenler var. “Belki topraklarımız saldırıya uğrar ama özgürlük çizgimiz korunur” diyenler var. Ama bölgede savaş bitiyor diyen hiç kimse yok. Savaşın bitmesi tüm Ortadoğu halklarının özlemidir. Fakat böyle bir durum olmadığına göre aslında savaşın yeni bir evresinin hazırlığının yapıldığından bahsedilebilir. Savaşın bitirilmesi değil bölge geneline doğru yayılması ve büyütülmesinin hazırlığı yapılmaktadır. Dengeler de buna göre değişmektedir; yeni denklemde Türkiye’ye verilen rol Suriye halklarına karşı DAİŞ’in rolünü oynamasıdır. Çünkü DAİŞ şimdi İran’a karşı lazım!

Türkiye Suriye’deki halklara saldırtılmak istenirken çete güçlerinin ağırlıklı bölümü İran’a karşı kullanılmak üzere komşu ülkelere kaydırılabilir. Odağında bu kez İran yer alırken Türkiye’nin rolü bu savaşı Kuzey ve Doğu Suriye’de sürdürmektir. AKP-MHP faşizmi zaten bu rolü oynamaya can atıyor; hele ki yerel yönetim seçimleri için böyle bir işgal savaşını can simidi olarak gördükleri açıktır. Fakat bu kez Rusya ile anlaşmaları o kadar kolay değildir. NATO üyesi Türkiye’nin ikide bir Suriye topraklarına girmesi ne Rusya ne de İran’ın işine gelmemektedir; hele ki ABD çekilme açıklaması yapmışken…

Hesapta DAİŞ ile Haşdi Şabi’yi çatıştırmak, bu şekilde İran’ın dış cephelerini temizlemek vardır. Suriye bir anlamda İran’ın ön cephesiydi; ABD orada sonuç aldığı için mi çekiliyor? Uzun süre İran’a karşı bu taktiği uyguladılar fakat istedikleri kadar sonuç alamadılar. Bu sürecin uzamasında artık fayda görmüyorlar. Askerlerinin ne kadarını çekecekleri belli değil fakat İran’a karşı yeni taktik hamleler için geri çekilirken, Fırat’ın Doğusuna saldırma açıklaması yapmış olan Türkiye’yi Rusya’yla karşı karşıya bırakacak bir planı da devreye koyuyorlar. Komplo 1999’da olduğu gibi iki yönlü işliyor. Çekilme açıklamasından sonra Erdoğan’ın saldırıyı ertelediklerini açıklaması bu konudaki zorlanmayı açıkça ortaya koymuştur.

Her halükârda Türkiye’deki faşist diktatörlük savaşın her türlüsünden yararlanıp iktidarını korumak isterken küresel güçlerin piyonu olmaya devam edecektir. Bu nedenle Kürt halkı ve dostlarına düşen tarihi görev ve tek çare bu faşizmi yok etmektir.

Ulusal birlikten kaçılamaz

Öte yandan ABD’nin PKK yöneticilerine yönelik kararı ve hemen ardından YNK’nin Tevgera Azadî’ye karşı yasa dışı saldırgan tutumunun bu planın parçası olarak geliştirildiği iyice netleşmiştir.

Bu plana göre Güney Kürdistan zemininde demokratik çizgi tasfiye edilip alternatif olabilecek bir güç bırakılmayacak. 1998 Washington anlaşmasına benzer bir durum söz konusu olsa da “Özgürlük Hareketinin tasfiyesi karşılığında Güney’de Bağımsız Kürdistan Devleti” kurulması gibi bir durum söz konusu olamaz. Bu sözler büyük bir aldatmaca olup Kürdü Kürde kırdırma politikasının ifadesidir. Özgürlük Hareketinin Güney zemininden çıkarılması YNK veya diğer örgütlere güç vermez, tam tersine onların da tasfiye edilmelerine yol açar. Fakat şu da bir gerçek ki hiçbir güç halkın bağrında siyasi, fikri, kültürel olarak yer etmiş olan Özgürlük Hareketini Güney Kürdistan’dan çıkaramaz.

YNK bu gelişmelerin kendisini de zorda bırakacağını göremeyecek kadar güncel çıkarlara kapılmış ve bu nedenle de KDP’nin 2014 yılında demokratik kurumlara yaptığının aynısını yapıyor. Önder Öcalan üzerindeki tecride karşı eylem yapan gençlere saldırıp gözaltına almaları da bunu göstermektedir. Maxmur’a Şengal’e saldırı olurken hiç sesini çıkarmayan YNK Süleymaniye’de en demokratik tarzda eylem yapan gençlere saldırıyor. Hızını alamıyor Kelar’deki Kültür ve Sanat Merkezini tamamen kanunsuz şekilde kapatıyor. Kültürel soykırım karşısında Kürt ve Kürdistan kültürünü en fazla koruyan ve yaşatan Kültür ve Sanat Merkezini kapatmak YNK’yi büyütmez. Tüm düşmanları Kürtlere karşı saldırıya geçmişken YNK’nin de eş zamanlı olarak demokratik Kürt kurumlarına saldırması çok manidardır. Dertleri ne olursa olsun tüm saldırıları kınıyoruz. Sanırsınız ki Süleymaniye ya da Kelar değil faşizmin başkenti Ankara’dır ve saldıranlar da Süleymaniye veya Kelar Asayişi değil de sanki faşist Türk polisi veya MİT elemanlarıdır. YNK mevcut tutumuyla rahmetli Mam Celal Talabani’nin son dönemde Kürt güçleriyle yarattığı dostluğa sahip çıkmadığı gibi Kürdistan’a da hizmet etmiyor; aksine tarihin kara sayfalarına geçecek eylemlerde bulunuyor. Fakat bu hale düşmüş olsa da tüm Kürdistani güçlere düşen görev YNK’yi bu yanlıştan döndürmek olmalıdır. Çağrımız nettir: YNK ulusal birlikten yana tavır almalı, içine düştüğü büyük yanlıştan dönmeli ve daha fazla ertelemeden, Irak genelinde yasal statüsü bulunan Tevgera Azadî başta olmak üzere kapattığı basın, kültür vb. kurumların demokratik haklarını tanımalıdır.

Öte yandan KDP ise Kuzey Suriye halklarının devrimine katılmak yerine ne yazık ki ENKS üzerinden Türk işgalciliğine endeksli politikalar izleyerek ulusal birliği kendisi açısından anlamsız hale getiriyor. Bu durumun sürmesi çok büyük bir tarihsel bir hata ve derin bir gaflet olacaktır. Oysa halkımız ve KCK yönetimi her fırsatta KDP’yi de büyük komplo karşısında büyük düşünmeye, ulusal ve bölgesel devrim fırsatını değerlendirmeye ve Kürt halkının düşmanlarına karşı birlik olmaya çağırıyor. KDP’nin bu süreçte izleyeceği siyaset önemle takip edilecektir. Çünkü her komplonun gizli-saklı yönleri vardır ve ancak uygulanan politikalara bakılarak kimin nerede durduğu anlaşılabilir.

Kürt halkı bu süreci uluslararası komplonun yeni bir aşaması olarak okumuştur; çekilme taktiği de bunun devamı olarak görünmektedir. Böylece Türkiye ile Kürtleri Suriye’nin her cephesinde çatıştırarak herkesi güçten düşürmeyi hedefliyorlar. Yine Önder Öcalan üzerindeki tecrit bu temelde derinleştirilmiştir. Tüm yaşananlar Suriye’den Irak topraklarına, buradan da giderek İran’a dek yayılacak yeni bir savaş dalgasının hazırlığı olarak görülebilir.

Büyük devrime hazırlanmak lazım

Dünya savaşını çıkaranların, küresel sermayedarların, tüm Ortadoğu’yu milliyet ve mezhep savaşlarına boğanların, diktatörlüğün, faşizmin, çetelerin, işbirlikçilerin hepsi aynı çizgide buluşuyor olsa da bu güçlerin kendi aralarındaki çelişkiler savaşın her an yeni denklemler üzerinden yürüyeceğini gösteriyor.

Ortadoğu daha büyük savaşların içine çekilmek istenirken asıl hedef halkların iradesini kırmaktır. Bu durum karşısında bölge halklarının korkup yılması sağlanmak isteniyor. Fakat bu kez hesapları tutmayacaktır. Çünkü halkların karşı koyma ve direnme potansiyeli her zamankinden daha fazladır. Hatta büyük savaş içinden büyük bir bölgesel devrim çıkaracak kadar fazladır. Dengeler de buna daha fazla olanak sağlayacak durumdadır.  Devrimin domino etkisinin en şiddetli olacağı yer faşizmin hüküm sürdüğü Türkiye’dir; faşist rejim devrildiğinde tüm halkların özgürlük ve demokrasi özlemlerinin önü açılacaktır. Kapıdaki büyük savaşın sadece piyonu konumunda olan AKP-MHP-Ergenekon faşizminin en zayıf olduğu döneme girilmiştir. Böyle olmasa sivil halkın yaşadığı iki yer olan Maxmur mülteci kampı ve çok büyük acıları olan kutsal Şengal topraklarına saldırırlar mıydı? Şimdi tam da halkların direniş ve özgürlük savaşını yükseltecekleri bir zamandayız. Ne Rojava Devrimi dış güçlere dayanılarak yapıldı ne de Kuzey ve Doğu Suriye’de kazanılan zaferler! Binlerce özgürlük şehidinin, milyonlarca halk kahramanlığının emeği var ortada. Özgürlük ve demokrasi çizgisinden bir milim geri çekilmeyecek bir halklar iradesi ortaya çıkmıştır. ABD ile DAİŞ’e karşı askeri-taktiksel ortaklık yapıldı fakat çekilmesi özgürlük mücadelesi yürüten halkları değil sadece sırtını dış güçlere dayayanları hüsrana uğratabilir.

Fakat kimse ham hayalci de olmamalıdır. Ortadoğu’daki savaş sürecek. Kapıdaki büyük savaş bu kez Ortadoğu çapında halk savaşlarıyla ve büyük direnişlerle karşılanmalıdır. Suriye ve Ortadoğu halkları için hayatı cehenneme çevirmiş olanlara karşı birlik ruhuyla hareket etmenin ve zafere yürümenin zamanıdır. Soykırım rejiminden hesap sormanın, faşizmi yenmenin, 3. Dünya Savaşını gerçekten bitirecek olan Ortadoğu Demokratik Devrimini gerçekleştirmenin zamanıdır. Büyük devrimlerin tam da böylesine büyük savaş süreçlerinde ortaya çıktığını unutmayalım ve bu büyük inançla mücadeleye sarılalım.

Yazarın diğer yazıları