Büyük direniş

12 Eylül faşist-askeri darbesine karşı geliştirilen 15 Ağustos Büyük Direnişi’nin yirmiyedinci yıldönümü yaşanıyor. Kürtler yirmisekizinci 15 Ağustos yılına giriyor. Yeni direniş yılına giriş, başta Kürt gençliği ve kadınları olmak üzere tüm halk tarafından coşkuyla kutlanıyor. Başta atılımın büyük komutanı Mahsum Korkmaz olmak üzere tüm özgürlük mücadelesi şehitleri saygı ve minnetle anılıyor. Her tarafta anma toplantıları, mitingler, kutlamalar, yeni direniş eylemleri geliştiriliyor. Yirmisekizinci atılım yılını Kürtler yeni bir direniş hamlesiyle karşılıyor.
Önce şunu belirtelim: Başta gençlik olmak üzere tüm Kürt halkı 15 Ağustos’u ne kadar büyük coşkuyla kutlasa o kadar yeridir. Çünkü çağdaş anlamda her şeyi 15 Ağustos direnişi içinde kazandı. Cesareti, fedakârlığı, özgür yaşamı, iradeyi, başı dik yürümeyi, onuru ve şerefi yirmiyedi yıllık 15 Ağustos direnişi içinde öğrendi. Özgürlük için silahlı direniş içinde doğup büyüyen yeni bir gençlik, hatta yeni bir toplum oluştu. Bu büyük direniş içinde ulusal diriliş devrimi, demokratik devrim, kadın devrimi başarıldı. Daha nice devrimci hamleler de başarıyla yürütülecek!
Şununla da devam edelim: Kuşkusuz dile kolay yirmiyedi yıl direnmek. Acaba her yılı, her ayı, her günü nasıl geçti? Kaç bin kişi fedaîce savaştı ve ne kadarı şehit düştü? Kaç yüzbin kişi tutuklanıp işkenceden geçirildi? Kaç bin köy yakılıp yıkıldı, ne kadar insan yerinden yurdundan sürüldü? Her türlü zayıflık ve alçakça ihanetler yanında ne büyük kahramanlıklar yaşandı? Belliki bu tür soruları sormak bile çok ciddî bir iş. Ortada eşine ender rastlanır yirmiyedi yıllık direniş var çünkü. Hangi halk özgürlük için yirmiyedi yıl kesintisiz direndi?
Bunlara şunu da ekleyelim: Bu direniş sadece Kürt halkının özgürlüğü için bir direniş de olmadı. Onunla birlikte, başta Türkiye toplumu olmak üzere tüm Ortadoğu halklarının özgürlüğü, demokratik yaşamı ve kardeşliği için de bir direniş oldu. Bugün bu büyük direnişin bu niteliği çok daha açık olarak görülüyor. Gittikçe yayılan ve derinleşen Ortadoğu savaşı, 15 Ağustos Kürt direnişinin demokratik çözümleyici gücünü net olarak gösteriyor.
Biz şunu da çok iyi biliyoruz: Yeminli PKK karşıtları en çok da 15 Ağustos onur ve şeref atılımına karşı çıkıyorlar. Halk direnişe sahip çıktıkça onlar saldırıyorlar. İşte yirmiyedi yıldır bunu yapanlar var ve aynı şeyi yapmaya devam da ediyorlar. Halbuki bir Kürt özgürlüğü varsa ve olacaksa, bu ancak 15 Ağustos direnişiyle var ve onun adıyla da var olacak! Sadece Kürt özgürlüğü mü?! Elbetteki değil! Demokratik Türkiye de 15 Ağustos direnişiyle temsil ediliyor. Bu nedenle, 15 Ağustos’a sahip çıkmayan ve karşı duranlar, kendileri neyi söylerse söylesinler, objektif olarak 12 Eylül rejiminin yanında yer alıyorlar.
Kuşkusuz 15 Ağustos atılım ruhu ve direniş çizgisi yaşıyor ve yaşıyacak! Kürt direnişi bugün de İmralı’dan dağa, Kürdistan’dan yurtdışına kadar her alanda devam ediyor. Kürtler büyük direnişin yirmisekizinci yılını Demokratik Özerklik hamlesiyle karşılıyor. Yirmiyedi yıl önceki ulusal direniş hamlesi bugün Demokratik Özerklik hamlesi olarak devam ediyor.
Peki dünden bugün için çıkarılacak ders var mıdır? Başka bir deyişle, bugünkü görevleri başarmak için 15 Ağustos atılımından çıkaracağımız dersler nelerdir? Elbette bu sorulara cevap vermek de büyük önem taşıyor.
Öncelikle şunu belirtelim ki, 15 Ağustos atılımı normal koşulların ve eşit şartların bir direnişi değildir. 12 Eylül faşist-askeri darbesinin Türkiye ve Kürdistan’da nelere yol açtığını iyi bilmek gerekir. Yaşayanlar cesaretle hatırlamalı, yaşamamış olanlar da araştırıp öğrenmelidirler. 1984 yılında her şeye hakim olan Kenan Evren faşizmine karşı yaprağın bile kıpırdamadığını, faşizmin kendini emin adımlarla kurumlaştırmaya çalıştığını iyi bilmeliyiz. İtirazlar sadece zindanlardaki devrimcilerden var ki, onların da dışarıyı doğrudan etkileme durumu yok.
İşte böyle olumsuz koşullarda gerçekleşti 15 Ağustos tarihi atılımı! Peki bunların bugün açısından ne önemi var? Birincisi, eğer bilinçlenirse bir halk en olumsuz koşullarda bile tarihi değiştiren atılım yapabilir. İkincisi, bir eylemin büyüklüğü zaten gerçekleştiği koşulların özellikleriyle belirlenir.
12 Eylül faşist rejiminin Kürt soykırımını zirveye taşıdığı bilinmektedir. Kürt dilini ve kimliğini yasaklamaktan her türlü vahşî yöntemle ezmeye kadar yapmadığı kalmamıştır. Sadece var olan direniş örgütlerini ezip dağıtmak değil, bir daha direnişe ve bunun için örgütlenmeye hiç kimsenin cesaret edemeyeceği bir ortamın yaratılması hedeflenmiştir. İşte böylesi tarihin en karanlık rejimine karşı önce Amed zindanı direnmiş, sonra da Kürt dağı ayağa kalkmıştır. Sonuç mucizevî sayılacak bir direniş olmuştur.
Bunları niçin belirtiyoruz? Birincisi, artık bir daha böyle direniş olmaz diyenler var. Böylelerini yalanlamak istiyoruz. Bunlar geçmişte de vardı. Devrimciler kan ve can vererek özgürlük atılımını geliştirmeye çalışırken, böyleleri “Terörizm” diyerek bu kutsal direnişe saldırıyorlardı. İkincisi, 15 Ağustos’un normal koşullarda gerçekleştiğini sananlar var. Bunların da doğruyu öğrenmesi gerekiyor. 15 Ağustos atılımı zayıfın güçlüye, hakkın zulme, mazlumun zalime, inancın ve bilincin maddi güce karşı direnişi oluyor.
Bugün Kürtlerin koşulları belki yirmiyedi yıl önceki kadar karanlık ve olumsuz değildir. Çünkü yirmiyedi yıllık direniş gerçekten de önceden öngörülemeyecek düzeyde büyük gelişmeler yaratmıştır. Kürtler tarihin en büyük önderliksel çıkışlarından birini başarmışlardır. Eskinin köle ve teslim olmuş Kürdü gitmiş, yerini özgürlük için kahramanca direnen Kürt insanı almıştır. Parti, gerilla ve direnen halk gerçeği ortaya çıkmıştır. Kürt direnişi özgürlük peşinde koşan insanlığa coşku ve heyecan vermektedir.
Elbette bunlar önemli ve tarihi gelişmelerdir. Fakat inkâr ve imha tümden aşılamamış, Kürt soykırımı devam etmektedir. Hem de daha ince ve sinsi yöntemlerle yürütülmektedir. Küresel gericiliğin başı ABD ile bölgesel gericiliğin başı AKP el ele vermiş Kürt soykırımını tamamlamak istemektedir. Bunun için yürütülen saldırılar 1984’tekinden az değildir. İki haftadır Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan avukatlarıyla görüştürülmemektedir. Bunun çok önemli sağlık ve güvenlik durumu içerdiği açıktır. Bütün barışçıl çözüm çabalarına rağmen Kürt Halk Önderi’ne böyle davranılması, elbette tüm halka karşı davranış olmaktadır.
Dahası AKP’nin siyasî ve askeri operasyonları devam etmektedir. Her gün dağlarda Kürt gençleri vuruluyor. Her gece evler basılıp kadın-erkek Kürt insanları tutuklanıyor. Demokratik siyasete yönelik soykırım operasyonları devam ediyor. “KCK Davaları” 12 Eylül askeri mahkemelerini çoktan geride bırakmış bulunuyor. 12 Eylül cunta faşizminin yerini AKP faşizmi almış durumda.
İşte 15 Ağustos direniş atılımı bu tür koşulların olduğu bir ortamda gerçekleşti. Faşist baskı ve zulme karşı demokratik insanlığı savunma mücadelesi oldu. Demek ki şimdi de koşullar benzer. Kürt soykırımı devam ediyor ve Kürtlerin varlığı ve özgür geleceği tehdit altında. O halde buna karşı yeni direniş hamleleri geliştirmek de bir zorunluluk. Bu gerçeği tüm Kürtlerin çok iyi görmesi gerekiyor. Yirmiyedi yıl önce karanlıklar nasıl gerilla hamlesiyle aydınlatıldıysa, şimdi AKP karanlığının da Demokratik Özerklik hamlesi başarıya götürülerek aydınlatılması gerekiyor.
Kürt gençliğinin, 15 Ağustos gençliğinin, Apocu gençliğin bu görevleri başarıyla yerine getireceğine inanıyor, tüm 15 Ağustos direniş şehitlerini saygı ve minnetle anarken, herkesin 15 Ağustos direniş ve diriliş bayramını kutluyorum!..

Yazarın diğer yazıları