Büyük gün salı

İngiltere için yarın önemli bir gün. Hükümetteki Muhafazakar Parti, istifa eden Başbakan Theresa May’in ardından yeni liderini bu Salı ilan edecek. O lider de Başbakan olacak. Mesele bundan ibaret değil. Asıl o zaman olanlar olacak ve her şey olabilir.

En çok olası şey ise seçilecek adaya göre erken seçimler bastırılabilir. Örneğin en güçlü aday olarak görünen eski Dışişleri Bakanı Boris Johnson’ın Başbakan olması durumunda erken seçimler yüksek ihtimal çünkü AB’den anlaşmasız çıkışı destekleyenlerin başında geliyor. Johnson’ın Başbakan olur olmaz yapacakları tüm ülkenin dengelerini değiştirecek düzeyde. Öncelikle Bakanları kendine sadık olanlar ile değiştirecek ki zaten bazıları zaten Johnson Başbakan olur olmaz kendileri istifa edecektir. Adalet Bakanı David Gauge ve Dışişleri Bakanı Phillip Hammond bu kişilerin başında geliyor.

Sert Ortadoğu politikaları ile bilenen Johnson, İran’a savaş açabilir. Başbakan olur olmaz AB ile anlaşması için sadece 12 haftası ve bu 12 hafta içerisinde bir orta yol bulmazsa 31 Ekim’de anlaşmasız çıkacak. 3 yıldır May hükümetinin Brexit yüzünden tamamen kulak arkası ettikleri Ulusal Sağlık Servisi (NHS), artan işsizlik ve fakirlik oranı, tavan yapan emlak fiyatları gibi milli meseleler de tamamen açmaza girebilir. Zira, tavsiye almayı sevmeyen ve yapması gerekenleri erteleyen kişiliği ile bilinen biri. Gerçekten çalışmak yerine tamamen şov yapma eğiliminde olduğu da doğrudur.

Güçlü aday dediysem de desteğinin öyle yüzde 50’lerde olduğu düşünülmesin. Johnson’ın sevmeyeni seveninden daha çok. İşte temsili demokrasinin (dolaylı demokrasi) en büyük handikaplarından biri kuşkusuz bu. Daha büyük sayıda kişiler adına çok az kişi karar verebiliyor olması. Muhafazakar Parti ve bu ülkenin başına musallat ettikleri Brexit yüzünden Boris Johnson gibi faşist ve aşırı liberal bir lider başbakan olabiliyor.

Arkasında duran ve AB’den çıkmak isteyen güçlü Muhafazakar işverenler ve milyonerler sayesinde yenilmez olduğunu gösteren Johnson’un adaylığından korkanlar yavaş yavaş adaylıklarından çekildiler. Öyle ki parti içerisinde Johnson’ın destek oranı yüzde 71’lere kadar çıktı. 2005’te yüzde 68 ile seçilen David Cameron’dan bile yüksek. Al birini vur ötekine. Brexit belasını Britanya’nın başına musallat eden Cameron değil miydi?

İngiltere her daim sosyalistlerden korktu. Erken seçimler ihtimali durumunda İşçi Partisi’nin sosyalist lideri Jeremy Corbyn’in karşısında daha sağlam aday olacağı düşüncesiyle Johnson kendi parti içerisinde bunca desteği aldı. Johnson’u sokakta sorsanız kim sever diye sorsanız pek olumlu yanıt almazsanız. Ama Corbyn mi, Johnson mu başbakan olsun peki diye sorulsa Johnson tercih edilir. İngiltere’de bir sosyalistin başbakan olmasından ziyade bir faşistin başbakan olması ‘ülkenin refahı’ için daha iyidir algısı hakim kısacası. Bu algının mimarları da istedikleri politikaları bastırabilecek ve yüksek vergilerden kaçacak zenginler.

Yazarın diğer yazıları