Büyümez ölü çocuklar

Çocukların katledildiği bir ülkede, sevgiden, umuttan, gelecekten, eşitlikten, güzellikten bahsedebilir mi insan? 

Şair Şükrü Erbaş, "ölümün adı yok, ölümün yüreği yok, ölüm çocuk büyütmeyi bilmez, ölümün evi yok, ekmeği yok, sevgisi yok" diye ne kadar da doğru söylemiş! 

Bugün Kürdistan’da çocuklara reva görülen de ölüm. Büyütmüyorlar çocuklarımızı, izin vermiyorlar…

Filistin’de taş ataş çocuğu ‘kahraman’ ilan eden, Kürt çocuklarını ise ‘terörist’ diye hedef gösteren pespayeleşmiş bir medyanın esiri olmuş toplum. 

Erdoğan, zamanında "Kadın da olsa, çocuk da olsa güvenlik güçleri gereğini yapacak" lafını elbette boşuna etmemişti. O günlerden başlayan hummalı bir çalışma ile oluşturdukları özel güvenlikçiler de boşuna değildi ve o günden başlayan sistematik çocuk katliamları yaşanıyor.

Hatırlayalım ve unutmayalım. 

Yıl 2004: 1 çocuk (Uğur Kaymaz)

Yıl 2006: 18 çocuk

Yıl 2007: 3 çocuk

2008: 1 çocuk (Yahya Menekşe)

2009: 12 çocuk

2010: 14 çocuk

2011: 31 çocuk (22 çocuk Roboskî Katliamı’nda hayatını kaybetti)

2012: 10 çocuk

2013: 1 çocuk (Behzat Özen, Şemdinli)

2014: 3 çocuk

2015: 18 çocuk

Son 11 yılda yüzlerce çocuğun katledildiği, katledilen çocuklarla ilgili soruşturma ve yargılama süreçlerinin şeffaf işlemediği gibi katillerin korunduğu bir ülkede adaletten bahsedebilir miyiz?

Bir ülke toplumu evladının kanlı ve ölü bedenine sarılı acılı anneye seyirci kalıyorsa, orada vicdandan bahsedebilir miyiz? 

Kendi çocuklarına çürük raporu aldırıp, bedelli askerlik yaptıran, yoksul halkın çocuklarına ölüm fermanı veren muktedirlerin olduğu bir yerde zaten eşitlikten bahsedemeyiz. 

"Türk’ün gücünü göreceksiniz" derken de boşuna demiyorlardı. İşte o güç Kürt çocuklarını katlederken bir yandan da yerlerde sürünen egemenliklerini ispatlıyorlardı. 

Cizre’de "Terörist" diye 7 yaşındaki Baran Çağlı’yı katledip, arkasından Gazze’li çocuklar için timsah gözyaşı dökmeleri de boşuna değil… 

Zamanında Uğur Katledilirken, Ceylan parçalanırken sesimiz daha gür çıksaydı, bugün devletin özel birimleri elini kolunu sallayarak, safari avına çıkmış gibi çocuk avına çıkamazlardı. 

Çocuklar uyurken sessiz olunur, ölürken değil. Susmamak gerek. Sustuğumuz sürece çocukların ölümüne sessiz kaldığımız sürece ne barıştan ne de eşitlikten söz edebiliriz. 

Daimi olan savaş değil barış halidir. O noktaya biz varamasak da çocuklarımız ulaşacak, ulaşmalı. Bu ihtimalin peşini bırakmamalıyız. 

Nasibimize susturan, bezdiren, ezen, ötekileştiren, kutuplaştıran ve kendinden olmayana savaş açan ve Kürtlerin başı çocukken ezilmeli diyen bir iktidar düşmemeli…  

Yazarın diğer yazıları

    None Found