Bıçak sırtında siyaset

Türkiye’de egemen basın "umut" satıyor.

Yarış var ve sanki "umut" pazarlanıyor.
Paradoksal bir durum var.
Çünkü, kurtuluş için mücadele edenlerin sloganları, "bir an"dan itibaren, onları "düşman" olarak görenler tarafından "enflasyon"a uğratıldı.
Eskilerde "barış" isteyen anneler, meydanlarda sürüklenerek, tutuklanırlardı.
Şimdilerde, devletin legal TV’lerinde mükim modern giyimli spikerler, hükümet programını okur gibi, "barış" buyuruyorlar.
Newroz’un İstanbul’da ve Van’da yüzbinler tarafından polis ve jandarma müdahalesi "olmadan" kutlanması sevindiriciydi.
Ve yine de Demirtaş "bıçak sırtında siyaset" yaptıklarını belirtti.
Son iki ayda neler olduğuyla ilgili önemli bir tespit.
Devam eden bu süreci destekleyen ve "umut" yazanlara karşı görüş belirten okuyucu mektuplarına göz attım. Yazarlara "dönek" olduklarını söylüyorlar.
Umutlu olmayan ve sürece temkinli yaklaşanlara karşı ise "ortayolcu" diyorlar.
Bir de susanlar var.
Onlarla ilgili yüksek sesle konuşan yok.
Bana göre Kürdistan’daki gücü temsil eden ve tezgaha yakın duranların durumunu en iyi ifade eden belirleme "bıçak sırtında siyaset yapmak" oldu.
Çünkü, size düne kadar "irrasyonal" gösteren bir güç ile aynı masada oturuyor ve masada oturan her iki gücün kafasından geçenlere yanıbaşında oturanların "güven duyması" için, yeni bir tarih gerekiyor.
Ancak gelinen durağın da bir tarihi var.
Şimdiye kadar atılan ve atılmayan her adımın bir tarihi var.
"Bedel ödeyenler", yanı kimlikleri varlıkları yasak olanların, kendilerini "düşman" olarak addedenler tarafından bir an’dan sonra "mutlak var" sayılmaları, bir "ilk" olarak, "tehlikeler dünyasına" açılan kapıya işaret ediyor.
Ancak, Lenin’in, eğer gücünüz varsa, iblis ile ilişkiye geçmekte tereddüt etmeyine denk düşen düşüncesi ile, hepimizin gençliğimizde unutmadığımız o meşhur "bir adım ileri, iki adım geri" betimlemesini hafızalarda canlandırmak istiyorum.
Tehlikeli olan "hafızayı diri" tutmaktan feragat etmek.
Real olan, kolonyal giysililerin, dillerinde bir değişim olduğu.
Real olan, bu "değişim"in tayin edici gücünün, o güne kadar dişle tırnakla kurtuluş için mücadele verenlerde olduğu.
Bu iki gücün "kader birliği" yapmasının mümkün olmayacağı bilinmesine rağmen, birkaç aydır olanlardan sonra, sürecin eskisi gibi devam etmeyeceğini de tespit etmek mümkün.
"Yeni süreç" başladı.
Davalarında haklı olanlarla, işgal güçlerinin temsilcilerinin oturdukları masa şekil alıyor.
Şu anda gelinen noktada, ilk adımda, işgalci güçler var olduklarından dolayı, yaşamak için yola koyulanların geri çekilmesinin talep edilmesi.
Bu durakta tehlikeli bir oyun gibi dursa da tablo, bu "oyundan "haklı olanlar"ın kazançlı çıkmayacakları tespitine karşı duruyorum.
Çünkü, eskilerde, birkaç jandarma milyonları tehdit ettiği için, gerilla doğdu.
O tarih hala zindi duruyor.
Ve gelinen noktada, birkaç jandarmanın değil yüzbinlere varan kolluk kuvvetlerinin dizgin vuramadığı halk yığınlarının, sömürü, işgale karşı verdikleri mücadele, masa oyunlarına kurban gitmeyecek kadar, zengin deneyimlere sahip.
Onyıllarca sınanan iki güç!
Birbirini tanıyan iki kuvvet.
Ve yüreğimde büyüttüğüm, ezilenlerin umudu.
"Bıçak sırtında" olmasına rağmen, korkulacak ne var ki?

Yazarın diğer yazıları