‘Cahil’

Cihan DENİZ

Türkiye’yi çepeçevre saran karanlığı dağıtmak için cezaevlerinde açlık grevinde olan çocuklarının sesine ses katmak için haftalardır eylemde olan Kürt analarının maruz kaldıkları, sömürgeciliğin ne olduğu bir kez daha bizlere hatırlatmalıdır. Kürt analarının haftalardır cezaevleri önlerinde karşı karşıya kaldığı baskı ve zulüm polislerin, jandarmaların bireysel tutumları veya baskıcı bir rejimin sıradan uygulamaları olarak değerlendirilemez. Analar tüm bu haksızlıklara, hukuksuzluklara en başta Kürt oldukları için, Kürt olarak çocuklarıyla beraber sadece Kürtler için değil bu coğrafyada yaşayan tüm halklar için barışın, demokrasinin ve özgürlüğün gelmesi uğruna mücadele ettikleri için maruz kalmaktadır.  İlk günden itibaren anaların maruz kaldığı her şey, ne kadar makyaj yapılırsa yapılsın özü zerre kadar değişmeyen sistemin sömürgeci karakterini gözler önüne sermektedir.

Sarte’nin çok yerinde olarak belirttiği gibi “sömürgecilik bir sistemdir.” Bir sistem olarak sömürgeciliğin evrensel bir özü vardır ve bu öz çok farklı biçimlerde kendini ortaya koysa da asla değişmemektedir. Tarih boyunca sömürgecilik, sadece kaba bir köleleştirme, yer altı ve yerüstü kaynaklarının talan edilmesi, değildir. Buna her zaman maddi olmayan bir unsur eşlik eder. Sömürgecilik aynı zamanda egemen ulusların boyunduruğu altına aldığı halkları aşağılaması, küçük görmesidir.

Sömürgecilik tüm tarih boyunca bir tür “akıl” yürütmedir. Sömürgeci akıl her zaman kendini “ileri” bir konumda görmektedir. Sömürgeleştirdiği halklara ise” geri”, “barbar” ve buna benzer akla gelebilecek her türlü sıfatı layık görmektedir. Sömürgeci kendi tekeline aldığı “akıl” ile kendi gibi olmayanı küçümsemektedir. Kendi gibi olmayan, kendi gibi düşünmeyen ve en önemlisi de özgürlüğünü isteyen halkları hor görmektedir. Her şeye rağmen sesini yükseltenlerin ise sesini boğmak için ise tüm “medeni” araçları kullanmaktan bir an geri durmamaktadır. Bu sömürgeci zihniyetin tarih boyunca değişmeyen özelliğidir.

Dahası, bu sözde” ileri – geri”, “medeni – barbar” ikiliği temelinde halkların sömürgeleştirilmesi meşrulaştırılmaktadır. Bu çarpık bakış açısı sömürgecilerin zihnine öyle bir kazınmıştır ki, kendi halkı için demokrasiyi, özgürlüğü savunma iddiasına olan Stuart Mill gibi bir liberal, konu sömürgelere geldiğinde insan aklı ile dalga geçen gerekçelerle sömürgeciliği savunmaktadır. Mill’e göre Hindistan’da İngiliz sömürgeciliğinin işlevi Hindistan’da yaşayan cahil, geri, barbar halkların ilerlemesine ve onların “muhasır medeniyetler seviyesine” çıkmasına yardımcı olmaktır. Ne kadar da tanıdık…

Başta da belirttiğimiz gibi, Kürt analarının maruz kaldıkları bu gözle okunduğunda daha bir anlam kazanmaktadır. Kendi aklını kutsayıp Kürtlerin aklını hakir görmenin son örneği, Bakırköy Cezaevi önünde gözaltına alınan analara ilişkin düzenlenen tutanakta anaların eğitim durumuna ilişkin olarak “cahil” yazılmasıdır.

Cahil…

Bu yazılan tesadüf olarak alınamaz. Bugün Kürtlere sömürgeci sistemin bakışı nedir diye sorulsa belki de hiçbir cevap bu tek kelime kadar hakim sömürgeci zihniyetin Kürtlere bakışını özetleyemez. Uzun uzun kitaplara, makalelere gerek yok. Tek bir kelime egemen ulusun Kürtlere bakışını özetlemek için yeterlidir. “Kürtler cahildir. Cahil oldukları için ne talep ettiklerini, ne yaptıklarını bilmemektedirler. Cahil oldukları için aklı temsil eden egemen ulusun aklına, yönlendirmesine muhtaçtırlar.” Bu bakış açısına göre Kürtler ancak cahil olma halinden çıktıkları anda, egemen ulusun aklı ile aydınlandıkları anda (aslında asla gelmeyecek bir anda) yani kendi özlerini inkar edip egemen ulusun içinde eridikleri anda söz söyleme hakkına, eylemde bulunma hakkına sahip olacaklardır. O ana kadar onlara düşen egemen akılın ışığın susmak ve kaderine razı gelmektir. Razı olmadıkları an da ise “cahil” olarak damgalanmaktadırlar ve her türlü adaletsizlikle karşı karşıya kalmaktadırlar.

Anaların eğitim durumuna “cahil” yazanların temsil ettiği zihniyetin 1938’de Dersim’e sözde “medeniyet” getirme adına büyük katliamlara imza atanların temsil ettiği zihniyetten zerre kadar farkı yoktur. Bu anlamıyla faşizmin renginin beyaz mı yoksa yeşim mi olduğunun bir önemi yoktur.

Kuşkusuz, egemen aklın sınırlarını yıkanlar için en büyük cehalet, kendi aklına dayanarak halkları boyunduruk altına alabileceğini düşünen tekçi, sömürgeci akıldır. Gerçek cehalet, sistemin eğitim kurumlarından değil ama yaşamın ve mücadelenin içinde özgürlüğün gerçek anlamını içselleştirmiş Kürt analarının temsil ettiği bilgeliği cehalet olarak gören zihniyettir.

Öyleyse, bugün aydın olma iddiasına olan herkese düşen, bu toprakların kadim bilgeliği ile bu coğrafyada yaşayan tüm halkların özgürlüğü için mücadele eden anaların yanında olmaktır. Onların aydınlattığı özgürlük ve barış yolundan yürümektir.

Yazarın diğer yazıları