Çatal dilliler

Dünyanın genelinde kapitalizm ve onu simgeleyen politik zihniyetlere karşı giderek hoşnutsuzluk artıyor. Halkların korosuna bu hafta “yeni” sesler de katıldı. Baskıcı rejime isyan eden İran halkları bunların başında geliyor. İtalya, Gürcistan, Çekya ve İspanya da yeniden hareketlendi. Kolombiya sırada…

Peki bütün bu hareketlenmeler bir ortaklaşmaya dönüşüyor mu, birbirini olumlu bir tarz da etkiliyor mu? Kısmen Güney Amerika için böyle bir durumdan söz etmek mümkün. Gerek Şili gerekse de Bolivya’da sürmekte olan direnişler kıta çapında gösterilerle destekleniyor. Bu anlamda Güney Amerika’da (yerlilerin dilindeki adıyla Abya Yala) hala umut var ama yeterli değil.

Ortaklaşmanın önündeki en önemli engellerden biri dünyaya hakim olan medyanın hali. Yaygın medya (buna düşünce kuruluşu diye sunulan yerler de dahil) daha önce de çeşitli vesilelerle değindiğim üzere sürmekte olan postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşında bir enstrüman olmanın ötesinde bir işleve sahip değil. Örneğin Trump’ın Erdoğan’la kol kola TC’nin Suriye’de sürdürdüğü işgal harekatıyla ilgili söylediği “ateşkes sürüyor” yalanının egemen medyaca Trump’ın yüzüne vurulmadığı görülüyor. Buna benzer Bolivya’da gerçekleşen “darbe”yi pekala “Morales istifaya zorlandı” diyerek yutturmaya çalışanların olduğu gibi. Bunun aksine bir görünüm sergileyip, örneğin Güney Amerika’daki direnişçilere yakın tutum alan fakat İran ya da Çin’de yapılan protestoları görmeyen/iktidarı destekleyen haber kanalları da var. Ya da mevcut paylaşım savaşında kendine göre bir işlev yükleyip provokatif videolar üretenler de. Bu olumsuz örneklerden ilki “tarafsızlık” adına egemenlerin zulmünü desteklerken diğeri “direnişi geliştirmek” şiarıyla hareket ettiğini söylüyor. Fakat her ikisinin de aklının en nihayetinde SETA’dan farklı işlediği söylenemez.

İnsanların gerçeği öğrenmeleri onları ne derece hareket ettirici olur ayrı mesele, fakat önümüzde o evreye gelebilmemiz için gerçeğin ne olduğu, nasıl ve ne yaygınlıkta paylaşılabildiği gibi büyük sorunlar var. Öncelikle direnenlerin birbirlerini başkalarının (bu başkalarının bize gerçekte “düşman” olduğunu da hesaba katarsak) dolayımı olmaksızın birbirini duyabileceği iletişim ağlarına ihtiyacı var. Örneğin Uygurların ne yaşadığını öğrenmek için hiç de yan yana gelmekten hoşlanmayacağımız birilerinin finanse ederek yaydığı “söz”e muhtaç olmamalıyız. Şililer bu işe biraz kendilerine has çözümler bulmuşlar. Muhtemelen geçmiş tecrübe, örgütlenme ve dayanışma deneyimlerinin de etkisiyle yarattıkları öteden beri eylemleri kaydeden, yayımlayan bir yerel medya ağları hazırda var. Sosyal medyayı da aktif bir biçimde kullanarak bunları yaygınlaştırıyorlar. Bir anlamda kendi eylemlerini kendileri çekip, propagandasını da kendileri yapıyorlar. Belki biraz da bu yüzden parlamentodaki partilerin iktidarla uzlaşmasına pabuç bırakmadılar, önlerini görebiliyorlar. Çünkü önlerine ışığı tutan bizzat kendileri.

İnsanları gönüllü köleliğe sürükleyen, zihnimizin içini bile görmeye teşebbüs eden panoptikon devletlerin her geçen büyüdüğü, bir taraftan da çatal dillilerin yalanlarıyla sarıp sarmaladığımız dünyada elbette yerel çabalar bir birimizi duymamız ve sesimizi büyütmemiz için yeterli değil. Özgürlük istiyorsak maddi dünyanın sınırlarını zorlayarak “eleştirinin kılıcı”nı bir kere daha bileyip, birlikte öğrenmenin, ortaklaşmanın yollarını da bulmalıyız…

Yazarın diğer yazıları