Çatırdayan AKP- Ergenekon ittifakı ve Danıştay kararı

Cihan DENİZ

Önceki bir yazımızda, Ahmet ve Mehmet Altan ile Nazlı Ilıcak hakkında verilen ağırlaştırılmış müebbet kararı ile ilgili olarak, bu kararın beyaz Türk faşizminin 3 kişiden aldığı tarihsel bir intikam olduğunu belirtmiştik. Buna ek olarak, AKP-Ergenekon “ittifakı” içindeki güç ilişkileri bağlamında bu karar ile sembolik bir mesaj verildiğini de eklemiştik.

Bu yönde mesajlar ve gelişmeler gelmeye devam ediyor: Danıştay’ın ilkokulda zorla okutulan andın kaldırılması ile ilgili düzenlemeyi iptal etmesi, MHP liderinin yerel seçimlere ilişkin çıkışı…

AKP Ergenekon ittifakı bir türbülans içindedir ve taraflar buna göre konum almakta, birbirilerine yeri geldiğinde açık ve yeri geldiğinde sembolik mesajlar vermektedir.

Altanlar ve Ilıcak kararını takip eden yine bir yargı kararının da bu sembolik mesajın devamı olarak yorumlanması gerekir. Danıştay’ın ilkokulda zorla okutulan andın kaldırılması ile ilgili düzenlemeyi iptal etmesi, AKP Ergenekon ittifakı içinde asıl patronun kim olduğu ve gidilecek rotanın ne olacağına ilişkin bir mesaj olarak okunmalıdır.

Bu anlamıyla bu kararın pedagojik hedefi talidir. Okullarda bugünkü müfredat zaten yeterince anti-demokratik, tekçi, inkarcı ve asimilasyoncudur. Bu karar ile ırkçı cinsiyetçi, mezhepçi dayatmalar bir adım daha derinleşecek; Türk olmayan çocuklar bir kez daha her gün kendi kimliklerini inkar etmeye zorlanacaktır. Konunun bu yönü çok önemli olmakla beraber; bunu şimdilik başka bir zaman bırakalım ve bu kararı güç ilişkileri bağlamında irdeleyelim.

Girdiği ittifak ilişkilerinin şeklini alan AKP’nin çocukların her gün “Tüküm, doğruyum çalışkanım” demesiyle, çocukların her gün bıkmadan usanmadan “varlığını Türk varlığına” armağan etmesiyle bir sorunu yoktur. Andın kaldırılması da, AKP’nin yaptığı diğer birçok uygulama gibi, içselleştirerek yapılan bir şey değildir. Bunlar, gerektiğinde geri dönülmek üzere, o dönemin ihtiyaçlarına göre atılmış pragmatik adımlardır sadece. AKP, bu andı geri getirmek de isteyebilirdi ve kimse buna şaşırmazdı.

Bununla birlikte, hiç gündemde yokken, AKP bu yönde en başta kendi tabanını böylesi bir düzenlemeye alıştıracak gündem değiştirme operasyonları yapmamışken, Danıştay tarafından alınan bu karar, AKP Ergenekon ittifakı içinde müzakere sonucu alınmış bir karar değildir.

AKP Ergenekon ittifakı bugün bir türbülansa girmiş durumdadır. Bu karar ittifak ilişkilerinin sonucu olarak değil ama ittifakın şu an içinde bulunduğu türbülansın bir sonucudur. 24 Haziran seçimleri sonrasında yeni bir sistemin inşası süreci; ABD, AB, Rusya, İran ve diğer bölge ülkeleri ile olan ilişkilerde gelinen nokta, AKP Ergenekon ittifakının denkleminin yeniden tanımlanmasını gündeme getirmiştir. Henüz hiç kimse bu ittifakın bozulmasını istemese de, ittifakın görünen, görünmeyen bütün tarafları, bu ittifak ilişkisinde konumlarını güçlendirecek, diğerlerinin konumunu zayıflatacak hamleler yapmaktadır.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin dünkü Cumhur İttifakı bitmedi ama yerel seçimlerde AKP ve MHP arasında ittifak olmayacağı yönündeki açıklaması da bu güç mücadelesinin içinden okunmalıdır. MHP ittifakı bozmamakta fakat AKP’yi özellikle İstanbul, Ankara gibi şehirlerde zor duruma sokacak, onu beyaz Türk faşizmine daha da muhtaç hale getirecek adım atmaktadır.

Bu ittifakın içinde taban açısında en güçlü olmasına rağmen en zayıf konumda olan AKP’nin karar karşısındaki şaşkınlığı ve sonrasındaki öfkesi mesajın yerine ulaştığını göstermektedir. Bu tepkiler, sözde karşı oldukları ama kendisi dışındaki belediyeler ve son olarak da muhtar söz konusu olduğunda uygulamaktan bir dakika geri durmadıkları vesayetçi anlayış ile karşı karşıya gelmenin şaşkınlığı ve bir o kadar da korkusudur.

Son gelişmeler bu güç mücadelesinin süreceğini ve giderek daha da sertleşeceğinin sinyallerini vermektedir. Bu durum, barış ve demokrasi mücadelesi verenler açısından aynı zamanda önemli fırsatlar da sunmaktadır. Fakat şurası açıktır ki, ittifak bloku içindeki bu güç çekişmelerinin ezilenler açısında anlamlı olabilmesinin yegane yolu, dün de bugün de aynıdır: güç ve iktidarını artırmak için mücadele eden tekçiliğin farklı yüzleri karşısında, tüm halkların ve ezilenlerin umudu olan üçüncü yolun inşasıdır.

Yazarın diğer yazıları