Cehaleti anlamak

Genç bir kadın İzmit’te belediye otobüsüne biniyor. Oturmak istediği koltuk bir kişi tarafından çanta konularak engelleniyor. Bir süre ayakta yolculuk eden kadın o kişinin çaprazındaki koltuk boşalınca oraya oturuyor.

Birkaç saniye geçmeden çaprazında oturan şahıs “Karşımda oturma kalk, gözüm sana kayıyor” diyerek genç kadını taciz etmeye başlıyor. Genç kadın belki de dedesi yaşındaki bu yobaza sert bir şekilde tepki gösteriyor.

Yobaz sözlü tacizini sürdürerek kendinden son derece emin bir halde diğer yolculara sesleniyor ve “Bu kız ne kadar doğru? Gözüm ona kayıyor” diye soruyor. Yolculardan hiç ses çıkmıyor, ancak genç kadın susmuyor, yobaza hakettiği cevapları veriyor. Bu durum yobazı daha da çileden çıkarıyor ve sözlü saldırılarını devam ettiriyor.

Bir süre sonra otobüs şoförü aracı aniden durduruyor ve sözlü tacize uğrayan kadına “Sus artık! Beyefendi sana bir şey demedi. Yolcuları rahatsız etme. Kimse seni dinlemek zorunda değil!” diyor.

Yobaz şoföre teşekkür ediyor. Genç kadın ise otobüsten inerek aracın plakasını alıyor ve “Asla susup oturmayacağım! Kadınlar böyle adamlar yüzünden korkarak yaşamak zorunda değil” diyerek şikâyette bulunuyor.

Aynı zaman diliminde Isparta’da üniversite öğrencisi genç bir kadın ayrılmak istediği erkek tarafından göz göre göre katlediliyor. Katil, alıkonulduğu evden defalarca kaçmayı başaran genç kadına sokakta şiddet uyguluyor. Mahalle sakinlerinin çağırdığı polisler, genç kadın şikayetçi olmayınca onu biraz sonra öldürecek olan katiliyle bırakıp gidiyor.

Normalde, otobüs şoförünün ve genç kadını katiliyle başbaşa bırakıp giden polislerin derhal görevden alınması, otobüsteki genç kadına sözlü tacizde bulunan yobazın halkı kin ve nefrete teşvik etmekten yargılanması gerekir, ama burası Türkiye.

Burası cehaletin hüküm sürdüğü ve kimseye şans tanımadığı tuhaf bir ülke. O nedenle kamu davası açılacağı yerde, “Gencecik bir kızın başka bir şehirde okuması da neymiş? O da ailesinin oturduğu ildeki üniversiteyi seçseymiş” denilerek ahkâm kesilir sadece. “Ne olmuş yani? Adam kıza biraz nasihat etmiş, niye bu kadar zoruna gitmiş ki?” denilerek her türlü sapkınlık normalleştirilir.

Bilgi çağında yaşıyoruz, ancak revaçta olan cehalet. Edebiyatın, sanatın yasaklandığı, sazın ve sözün zincirlendiği, yazar ve sanatçılar başta olmak üzere aydın kesimin hapsedildiği bir ülkede ne beklenir başka?

“Cehaleti Anlamak” adlı eserinde Daniel R. DeNikola kasıtlı olarak cahil kalan kişinin huzursuz edici gerçeklere kulak asmaktansa yanlış bildiği şeyi tekrarlayıp durarak cehaletini bir bayrak gibi taşıdığını belirtir ve cehalet kültürünün el üstünde tutularak övüldüğünden bahseder. Batıl inançlar, hurafeler, korku ve önyargılarla beslenen cehaletin ideolojik bir hal aldığını söyleyen DeNikola “Cehaletin bir eşiği vardır; o sınırı geçtiğinde kendisini bile tanımaz” der.

İnsanlar ekonomik krizin getirdiği yoksulluk ve kuşatılmışlık nedeniyle topluca intihar ederken, günümüz iktidarı kaşla göz arasında çıkarmayı planladığı 95 maddelik torba yasa teklifinin sahil güvenlik ve göçmenlerle ilgili maddeleri arasına şu anda bakanlık yapan kişiler ve ailelerine ömür boyu bedava sağlık hizmeti maddesini sıkıştırmış, kimin umurunda?

Yasa çıkarsa bakanlar ve yedi sülalesi bu haktan ömür boyu yararlanacak ve cumhurbaşkanlığı bütçesinden karşılanacağı söylenen giderleri de halk ödeyecek.

Emeklilikte yaşa takılanlar ise emekli aylığı alamadığı gibi, yıllarca prim ödedikleri halde bir işte çalışmadıkları müddetçe sağlık hizmetlerinden yararlanamayacak.

İnsanlığın başında cehalet denilen tiran oldukça haksızlıklar da bitmeyecek. O nedenle bilgiden ve bilgeden şaşmamak gerek. Yüzümüz hep bilime ve aydınlığa dönük olsun.

Yazarın diğer yazıları