Celabrus ve El Bab’da iki ayrı dünya çarpışıyor!

Bazı halklar için coğrafya bir avantajken; kimi halklar için ise talihsiz bir dezavantaja dönüşüyor. Kürtler son yüzyılda tam da bu şansızlığı yaşadılar. Üzerinde yaşadıkları zenginlik onlara; "dört parçaya bölünmek, sürgün ve kendi ülkesine yabancılaştırılmaya çalışmak” olarak geri döndü.

Kürdistan, kendi petrol ve gaz yatakları da dahil olmak üzere; dünyanın ispat edilmiş petrol yataklarının yüzde 73’ünün, doğal gaz kaynaklarının ise yüzde 72’sini barındıran bir bölgenin tam kalbinde yer almaktadır. 

Bu yönüyle Kürdistan, hem bizzat doğal gaz ve petrolün olması; hem de Ortadoğu petrolünün uluslararası pazarlara ulaşmasında önemli bir geçiş güzergahı olma anlamında önemli bir bölge olarak öne çıkmaktadır.

Suriye sorununun ülkenin geçmişinden kaynaklanan demokratik bir karakteri olduğu yadsınamaz. Ancak Suriye siyasal coğrafyasını ve Rojava Kürdistan’ını; enerji kaynaklarının bir kısımının doğrudan bu bölgede olması ve aynı zamanda bölgenin önemli enerji kaynaklarının geçiş güzergahında bulunması özel olarak oldukça önemli hale getirmektedir.

İşte tam da bundan dolayı günümüzde; Suriye ve Rojava Kürdistan’ında yaşanan çatışmalar bütün bölge halklarının geleceklerini ve bir birleriyle ilişkilerini derinden etkileyecek bir karaktere sahiptir. 

Bölgede Türkiye’nin başını çektiği gericilik kazanırsa; yine aynı şey olacak, bölgenin enerji potansiyeli, o bölgede yaşayan insanların refahını ve mutlululuğunu artıran bir şey olmayacak; tam tersine, bölge hakları bir birine vurdurularak, AKP etrafında çöreklenmiş rantiye tayfası gasp üzeriden zenginleşmeye devam edecektir.

Artık Celabrus ve El Bab’ın kimin elinde olduğu sorunu sadece; iki Suriye kasabasının kimin elinde olduğu sorununu çok aşmıştır. Hatta sadece Kürt Kantonlarının birleşip birleşemeyeceği sorununun da çok ötesinde bir anlam kazanmıştır.

Celabrus ve Al Bab’ın kaderi artık bütün bir coğrafyanın kaderine dönüşmüştür.

Şimdiye kadar bölgede var olan enerji kaynakları gerici rejimler eliyle insanlara; refah, demokrasi ve eşitlik yerine; sonu belli olmayan şavaşlar ve yoksulluk olarak geri dönmüştür.

Eski Amerika Büyükelçi’si Richard Holbooke; "2008 yılının ilk yarısında sadece ABD’nin yılda yaklaşık 950 milyar dolar, bu hesaplamaya Çin, AB, Hindistan ve Japonya’yı da dahil ettiğinizde ise yılda yaklaşık 2,2 trilyon doların petrol üreticisi ülkelere aktarıldığını” söylemektedir.

Bu kadar büyük miktarda paraların bölge ülkelerine aktarılmasına rağmen, enerji zengini ülkelerin haline bakın; İran halkı gerici rejimin takıntıları yüzünden yoksulluk içinde yaşıyor, Irak’ı konuşmaya bile gerek yok, Libya hakeza, Cezayir ve diğer ülkelerin durumu da bu ülkelerden farklı değil…

Ortadoğu halklarının doğal kaynaklar bakımından zenginliği gerici rejimler eliyle onlara refah yerine; yoksulluk ve savaş olarak dönüyor. 

Celabrus ve El Bab’da mücadele eden Kürtler sadece kendi ulusal geleceklerini değil, aynı zamanda bölgenin demokrasisini ve geleceğini de savunuyorlar.

Yazarın diğer yazıları