Cerablus’un işgali başlangıç mı!

Rojava devrimine olan düşmanlığını ilk günden beri gösteren TC yönetimi, bu amaçla elinden geleni yaptı. Kürt düşmanı dinci-ırkçı çetelerin hepsine de kucak açtı, besleyip büyüttü ve Kürtlerin üzerine saldırttı. DAİŞ çetelerinin döktüğü kanlardan Erdoğan ve AKP hükümetleri sorumludur. Sadece onlar da değil, bu politikalara açık ya da örtülü destek veren Kılıçdaroğlu ve Bahçeli gibi sözde muhalefet liderleri de bu katliamlarda suç ortağıdırlar.

Türkiye yönetimi Rojava devrimini ezmek için oradaki çeteleri desteklemekle kalmadı. Yıllardır Rojava’yı kuşatıp nefessiz bırakmak için her şeyi yaptı. Tel örgülerle, hendeklerle, duvarlarla, ambargolarla Rojava’yı boğmak istediler. DAİŞ çeteleri de silahlı saldırılar ve katliamlarla halkı susturmak istedi. Bu saldırılar Kobanê kuşatmasında zirveye ulaştı. Ama DAİŞ çetelerinin Kobanê’de bozguna uğraması ve o günden beri her geçen gün güç kaybederek Rojava’dan sürülmesi Türkiye yöneticilerini iyice korkuttu. Desteklediği, besleyip büyüttüğü DAİŞ, El Nusra ve diğer çeteler halkların direnişi karşısında bozguna uğruyordu. Ayrıca bu çeteler dünya kamuoyunda da teşhir olmuştu. Bu nedenle Türkiye DAİŞ’e müdahale bahanesiyle Rojava’ya girme gerekçesi yaratmaya başladı.

Türkiye’yi yönetenler uzun zamandır Rojava’yı işgal etmeyi ağızlarında geveliyorlardı. Yetersiz kalan, bozguna uğrayan DAİŞ çeteleri yerine doğrudan müdahale etme kararındaydılar. Kuzeyde yaptığı katliamları, yıkımları orada da tekrarlamak ve halkı sindirmek istiyorlardı.

Türkiye’nin bütün politikalarına yön veren Kürt politikasıdır. İçte ve dışta bütün anlaşmalar, bütün gelişmeler Kürt politikasına göre şekillenmektedir. Türkiye’nin savaş politikaları da, barış politikaları da Kürtleri ezmek içindir. Bu konuda iktidarı da muhalefeti de her zaman işbirliği içindedir.

İmralı’da Sayın Öcalan ile yıllarca sürdürülen ve 28 Şubat’ta ilan edilen Dolmabahçe mutabakatı da bu nedenle havada kaldı. Savaş o boyuta geldi ki ya bir anlaşmayla ve siyasi çözümle sonuçlanacak ya da ya da çok daha şiddetlenerek sürecekti. Savaşı aynı düzeyde ve yıllarca sürdürmenin olanağı yoktu. Dolmabahçe mutabakatı doğrultusunda bir siyasi çözüm arayışı statükocu-vesayetçi egemen yapının korkulu rüyası oldu. Çünkü böyle bir çözüm onların sonu olacaktı.

 Bu nedenle, diyalog sürecine ve mutabakata karşı çıkanların asker-sivil hepsi de Erdoğan şefliğinde birleşip yeni bir savaş cephesini oluşturdular. O günden beri de açık olarak bir soykırım süreci başlattılar.

7 Haziran seçimlerini, meclisi, hükümeti geçersiz hale getirerek Kürdistan’ı yeniden işgal ve talan hareketini başlattılar. Bu saldırı Cerablus’un işgaliyle Rojava’ya kadar ulaşmış oldu. Sömürgeci işgalciler orada kalıcılaşmak ve adım adım Rojava devrimini ezmek için her melaneti yapacaklardır. Halkı teslim alma harekatı bir bütün olarak Kürdistan’ın her parçasında sürmektedir.

Bu konularda HDP dışında Erdoğan’a muhalefet eden kimse yoktur. Bu da Türkiye’de Kürt soykırımına karşı çıkan bir muhalefet yok demektir. Hepsi birden iktidardadır.

Türkiye’ye egemen olan bu ırkçı-işgalci-sömürgeci politika savaşı çok daha yaygınlaştırma, şiddetlendirme ve uzatma potansiyeli taşıyor.

Öcalan yıllardır savaşı sınırlamak, durdurmak ve çözümü güçlendirmek için çaba gösterdi. Onlar ise çareyi Öcalan’ı tecrit etme politikasında buluyorlar.

KCK’nin son çağrısı da yeni bir diyalog başlatmayı öneriyordu. Demokratik kamuoyu da bu çağrıyı destekliyordu.

Antep katliamı ve Cerablus işgaliyle KCK’ye hayır diyenler, halkı teslim alacaklarını zannedenler daha kanlı çatışmaların ve boğazlaşmaların kapısını açtılar.

Türkiye’nin işgali hem halklara düşmanlık, hem de uluslararası hukuka göre açıkça suçtur. Tüm ezilenler işgalcilere karşı çıkmalıdır.

İşgalciler hesap vermekten ve DAİŞ gibi bozguna uğramaktan kurtulamazlar.

Yazarın diğer yazıları