Cesaret öylesine bulaşıcıdır ki, Saray bile ‘cesur yürek’ oldu!

Belli ki HDP, açlık grevi ve ölüm orucu sonucunda Hükümetin ve Adalet Bakanı’nın İmralı’ya avukatların gidişine “izin” vermesini sevinçle karşılamış. Sevinmek kötü değildir. O nedenle yapılan bir açıklamada bu “izin” vermeyi “Hükümetin ve Sayın Adalet Bakanı’nın cesur kararı” olarak yorumlamış. Biraz gereğinden fazla “incelik” yapmış.

O nedenle bir kere daha bu “iznin” anlamı üstünde durmak iyi olur.

Ancak “anlam üstünde durmadan” önce, okurlarıma, geçtiğimiz gün Ahval’de Amed Dicle ile yapılan kapsamlı röportajı okumalarını önermek istiyorum. Linki şu: https://ahvalnews.com/tr/yankilar/amed-dicle-abdye-arabuluculuk-teklifi-turkiyeden-gitti-sdg-ile-pazarliklar-var

Bu röportaj yaratılmak istenen kafa karışıklığına, şimdiye kadar çok güzel bir ilaç olmuş. Bunun yanında PKK yöneticilerinin peş peşe yaptıkları açıklamaları okuduğumuzda, örneğin Bese Hozat’la yapılan görüşmeyi dinlediğimizde, neyin ne olduğu herkes için açık seçik hale gelmiş.

Derken CHP’li vekil, Prof. Kaboğlu “tecrit hukuk dışıdır” deyince kafalardaki “algı” karışıklığı durulmaya başlamış.

Şimdi gelelim şu “izin” işine. Önce verilen “izin” ile ilgili “zamanlamaya” dikkat çekelim.

PKK Önderi’nin mesajı, İmralı’da avukatlara verilmedi. 2 Mayıs’ta yapılan görüşmeden sonra 5 Mayıs Pazar günü bizzat devlet tarafından avukatlara iletildi. Avukatların mesajı okumaları, değerlendirmeleri ve yapacakları basın toplantısına “hazırlanmaları” da hesap edildi. Ve mesajın kamuoyuna açıklanmasının 6 Mayıs günü gerçekleşeceği bu hesaba dahil edildi.

6 Mayıs günü YSK’nın, bizzat Erdoğan-Bahçeli tarafından verilen “emir” gereği İstanbul seçimini iptal edeceğini biliyorlardı ve o nedenle mesajın açıklanması ile iptal açıklamasının aynı güne gelmesinden “yarar” umdular. Neydi bu “yarar?” Çok açık: İmamoğlu’nun mazbatası “gasp edilecek”, Öcalan’la görüşmeye izin verilecek”, bu ikisi aynı anda açıklanınca, ortalık karışacak. CHP “geleneksel refleksi” ile harekete geçecek. “İmamoğlu’nun mazbatası gasp ediyorlar, ‘terörist başıyla’ görüşüyorlar” diyecek.

Böyle dediğinde önce CHP’nin içi karışacak. HDP oylarına ihtiyaç duyanlarla, iflah olmaz PKK düşmanları birbirine girecek; CHP içindeki derin devlet uzantılarının sesi havuz medyasında gök gürültüsüne döndüğünde, HDP seçmeninin saflarında yenilenecek seçimlerde İmamoğlu’na verilecek destek zayıflayacak…

Zihni sinir projesi gibi bir proje yani.

Ama bu defa tutmadı. Bu basit “zamanlama” oyunu işe yaramadı. CHP’nin sağduyulu kesimleri bu oyuna düşmedi. Düşmeyince ne oldu? “İzin” koalisyonun içini karıştırdı.

Karıştırınca ne oldu? İmdada Bahçeli yetişti. Ve verilen “iznin”, “hanımefendi” diye saygıda kusur etmediği Leyla Güven’in direnişi nedeniyle verildiğini açıkladı. Yani “hükümetin ve sayın Adalet Bakanının cesur” oluşuyla değil, Brecht’in “cesaret anası”nın tıpkısı olan Leyla Güven’in ve dolayısı ile binlerce açlık grevcisinin ve ölüm oruççusunun “cesareti”yle ve Beyaz Tülbentliler hareketinin cesur direnişiyle bu “iznin” verilmek zorunda kalındığını itiraf etti.

Sanıyorum, Erdoğan rejimi için böyle bir “zorda kalmak”, giderek 8 yıldır engellenen avukat görüşlerini yeniden başlatmaktan başka çare bulamamak, bilelim ki, İstanbul’da uğradığı ve uğrayacağı yenilginin fevkinde bir yenilgidir.

İstanbul’daki yenilgi HDP’nin “cesur” kararı ile İmamoğlu’na seçmenin verdiği oylar sayesinde oldu. CHP’nin verdiği oylarla dokunulmazlığı kaldırılan Selahattin Demirtaş ve arkadaşlarının “biz hücrelerimizde özgürüz, siz bağrınıza taş basıp, mühürü de demokrasi hanesine basın” demesiyle bu büyük başarı sağlandı. HDP’ye bu tercihi nedeniyle destek veren PKK’nin “savaşta sert, siyasette esnek” tutumunu Kürt halkı anladı.

İmralı’daki yenilgi ise daha şimdiden 8 gencecik insanın yaşamı, binlerce açlık grevcisinin eriyen bedenleri, 30 ölüm oruççusunun hayatları pahasına rejime meydan okumasının ve dün sözde kutlanan “Anneler Günü”nde kolları arkadan kırılırcasına kıvrılan “Beyaz Tülbentli Annelerin” insanlık vicdanını ayağa kaldıran direnişi sayesinde olacak…

“Hükümetin ve Sayın Adalet Bakanının cesur kararına” gelince…

Tam bu “cesaret” hakkında yazacaktım ki, Quto beni uyardı.

“Veysi abe, takma kafana HDP sözcüsü Hükümetin ve Adalet Bakanının direniş karşısındaki tırsıklığını alaya almak için böyle konuşiy, onlarla dalga geçiy. Demeye getiriy ki, ha gayret, biraz daha cesaret…”

Ben size diyorum. Bu Quto büyümüş de küçülmüş. Benim göremediğim her bir şeyi o görmekte. Ve şu yaşımda beni her defasında doğru yola çekmekte. Aşkolsun. Sur çocuğu deyip de geçmeyin.

Onun yaptığı uyarıdan sonra ne demeliyim?

“Tecridi kıralım, faşizmi yıkalım, Kürdistan’ı özgürleştirelim” direnişi işte böyle sonuç veriyor: “Hükümet ve Sayın Adalet Bakanı cesarete geliyor.”

Ha gayret “hükümet ve Sayın Adalet Bakanı, biraz daha cesaret…”

Yazarın diğer yazıları