Çeyrek Milyon’dan adaletsizliğe hayır

En zengin 8 erkeğinin dünya nüfusunun yarısına denk düşen 3,6 Milyar yoksuldan daha fazla mal sahibi olduğu günümüzde, Berlin yürüyüşünün ana parolası “Unteilbar” (bölünmez)‘di ve bu yürüyüş, beklenenin ötesinde, anti kapitalist bir ivme kazandı.
Sosyal hakların kısıtlanması, ırkçılık ve savaş endeksli politikalardan rahatsız olanlar Berlin’de meydanlardaydılar.

Yürüyüş öncesi görüştüğüm, çoğunluğu hukukçu olan örgütleyiciler, böylesi bir yürüyüşe 40 bine yakın katılımcı bekliyorlardı.
Beklenen bu sayı bile yürüyüşe katılmış olsaydı, bu da Berlin’deki politik protestoda iz bırakırdı.

Yürüyüş, bilim adamları, yazarlar, entelektüeller, kadın örgütleri, onlarca göçmen kuruluşu ve sanatçılar tarafından desteklendi.
Berlin yürüyüşünün ön hazırlıkları, Chemnitz’deki gelişmelerden sonra kutuplaşan Almanya’daki kamuoyunun reaksiyonunu hesaplamanın zor olduğu bir dönemde, yapılmıştı.

Radikal Demokratlar, eski sosyalistler ve günümüzde de komünist ideallerinden vazgeçmeyenler ve yakından tanıdığımız Kürt halkının dostları yürüyüşün girişimcileriydi.
Merkel’in partisi, radikal güçler tarafından örgütlenen bir yürüyüş olduğundan dolayı, yürüyüşü desteklemeyeceğini açıklamak mecburiyetinde bırakılacak kadar, toplumsal bir güçle karşı karşıya olduğunu önceden görmüştü.

İyi gözlemlendiğinde, çeyrek milyonluk bir katılım, hayrete düşürmedi.
Iraklı bir ailenin bir erkek, bir kadın, iki çocuk ve iki keçiden oluştuğunu belirten Federal AfD Başkanı’nın Federal Parlamento’da Hukuk Komisyonu Başkanı olduğu;
Mültecileri sınır dışı etmeye karşı bir endüstrinin oluştuğunu belirten AfD’nin üç gün önce Bavyera’da yapılan seçimlerde oyların yüzde 10,6’sını aldığı;
Erdoğan’ı devlet töreniyle karşılayan Alman sermayesinin hüküm sürdüğü Almanya Federal Cumhuriyetinde, 1981’den sonraki politik yürüyüşlerin en görkemlisi Berlin’de gerçekleşti.
Yürüyüş bir halk protestosuna dönüştü.

Polis ve mülteci yasalarına, korku atmosferine ve günlük yaşamda toplumsal dayanışmayı engelleyici politikaya karşı olanların “bölünmez” oldukları bir manifestoydu Berlin’deki yürüyüş.

Sosyalist, devrimci ve ilerici gelişmeleri engelleyen savaş, ırkçılık ve uluslararası dayanışmayı engelleyen egemen politikaya karşı olanları birleştiren, anti kapitalist birlikti.
Militarist güçler, polis devletleri ve gizli servislerin kapanındaki politikaya karşı çıkanlar, 10 saat boyunca Berlin’deki sosyal yaşamı etkilediler.

Saat 13:00’de yola çıkanlar, miting meydanına iki saat sonra ulaştılar.
Yürüyüş kortejinin sonunda olanlar, 4,5 saat sonra, saat 17:30’de miting alanındaydılar.
Yürüyüş, eski sosyalist sanatçı Konstantin Wecker ile son onyılların Alman romantizmini seslendiren Herbert Grönemeyer’i bir araya getirdi.
Yürüyüş, ev kadınlarıyla, öğrencileri, üniversitelileri, çocuklarıyla birlikte gelen binlerce ebeveyni biraraya getirdiği için, tarih yaptı.

Yürüyüş, anti emperyalistleri, anti faşistleri, solcuları, hümanistleri, komünistleri, sendikacıları, nineleri, torunları biraraya getirdiği için, tarih yazdı.
Berlin’in Spandau kasabasından yürüyüşe katılan yakinen 40 kişilik inisiyatif ellerinde taşıdıkları “Nineler ırkçılığa karşı” dövizlerle yürüyüşün gözdeleri arasındaydılar.
“Herşeyi unutun, yeniden düşünün” parolası yürüyüşe yeni bir ivme kazandırdı.
Çeyrek milyonluk politik bir nüfus kapitalist krize karşı yürüdü.

Yürüyüş sonunda “hukuk devletini savunma” gibi idealist bir görev dışında geriye kalan şu oldu:
Burjuva rasyonellerinin bertaraf edilmeye baslandığı andan itibaren, faşizm tırmanmaya başlar; demokrat olanların yapması gereken, bugünden başlayarak korkusuz bir duruştur; sonradan “geç kaldık” dememek için.

Yazarın diğer yazıları