CHP, kimsesizlerin sesi olamadı

CHP, 1960’dan beri, TC’de darbecilerin başlıca muarızı (karşıtı), hatta onları tökezleten güçtü. 1960 darbecilerini, erken seçime ikna eden, CHP idi. Başbakan ve iki bakanın idam edilmemesi için çırpınan da…

12 Mart 1971 darbecilerinin işkence ile idamlarına karşı dikilen de CHP idi.

Ama daha sonra, topyekün ilkelleşme ile giderek her şey değişti. İşbirlikçilik, Recep Erdoğan liderliğindeki sivil darbe ile doruğa ulaştı. Erdoğan’ın İslamo-Faşist rejimi, insanlık yangını olarak, ülke insanlarını altına aldığında artık, kimsesizlerin hiç kimsesi yoktu. Yangına, bir tas su serpmesi beklenen CHP, sözü gevelemeden söylemek gerekiyorsa eğer, Türk-İslam Faşizmi vicdansızlığının yedek lastiği idi. Ona yan destek ve payanda…

Örneğin, Türk devletinin (TC) başlangıcından beri (1920), orta yerde kanayan bir Kürdistan meselesi, başat Kürt sorunu vardı. Kürtlerin sorunu, aynı zamanda Türklerin de ayağına vurulmuş bir köstekti. Kürtler kadar, onların da kanayan sorunuydu, mesele.

Çünkü, 1920’den beri kesintisiz uygulanan, Kürtleri öldüre öldüre bitirme planı, çıkmaz sokakta sıkışmaydı. Kürtler kadar Türkler de zarar veriyordu. Belki, Kürtlerin kaybı daha büyük, ama onlar da can bedeli ödüyor, ekonomik kayba uğruyorlardı.

TC tarihinde ilk defa, AKP’nin henüz Türk-İslam Faşizmi ruhunu “demokratik duruş“la maskelediği yıllarda, Kürt sorununun barışçıl yoldan çözümü için, bir arayış başladı. Görüşme masası kuruldu. Trafik gelişti. Bunun sonucu olarak, iki tarafta da huzurlu bir rahatlama baş gösterdi.

Ama, insani diyalog yerine Kürtleri öldürerek bitirmeye ayarlanmış ırkçı ruh, yani derin devlet ile kitle tabanı durumdan rahatsızdı. Diyaloga karşı, “teröristlerle görüşüyorlar, vatan elden gidiyor“ goygoyculuğunu başlattılar. Yazık ki, CHP de bu kamptaydı.

İslamo Faşizm, yükselen tepki dalgalarını fırsat bildi. Irkçı Ergenekon çeteleri ve onlara yakın Kemalistlerle birleşip resmen deklere edilmemiş bir koalisyon kurarak, Kürtlere, yeniden baştan topyekün savaş ilan ettiler. Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP de, dışardan destekleyiciydi.

 Recep Erdoğan’ın, Kobanê’yi kuşatan, uluslararası İslami terör örgütü IŞİD (DAİŞ)‘i destekler nitelikli tutumu üzerine Kürtlerin, 6-8 Ekim 2014 tarihleri arasında, sokağa çıkması genel savaş bahanesi oldu. Recep Erdoğan rejimi, Hitler’in Yahudilere saldırısı olan “Kristal Gece“nin, “Türk tipi“ni sahneledi. Güya sivil vatansever Türkler, Kürtlere karşı galeyana gelmişlerdi. Geliştirilen saldırılarla iki günde, 52 kişi katledildi. Evler, iş yerleri talan ve tahrip edildi.

“Türk tipi Kristal Gece“, Kürtlere topyekün saldırının başlangıcıydı. Ama bitmedi. ‘Kristal Gece’, Kürtlere polis-asker kurşunu, cop ve zehirli gazlarla hitap etme, kesintisiz tutuklama ve işkencelerle devam ediyor. Kürtlerin saygın önderlerinin (mesela Ahmet Türk) sokakta sivil giyimlilerin hücumuna uğramasından sonra, Selahattin Demirtaş polislerin tazyikli su saldırısına uğruyor. Milletvekilleri Ayla Akad ve Remziye Tosun polis saldırısında ağır yaralanıyordu.

Kürt milletvekilleri için, artık dokunulmazlık olgusu da yoktu. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, “anayasa aykırı ama evet diyeceğiz“ sözü ile İslamo-Faşist rejime destek çıkıyor, bu sayede Kürtlerin parlamentodan zindana sürüklenmesi sağlanıyordu.

Kürtler, o günden beri, kurt sürüsü tarafından kuşatılmış kuzuları andırıyor. Türk rejimi nezdinde, düşmandır onlar. Mahkemelerde, Polis-askerle ilişkilerinde ve Türk toplumu nezdinde…

Rejimin başı Recep Erdoğan da, günde beş vakit teröristliklerini bağırıyordu. Onun emriyle 10 Kürt şehrinin molozları da savrularak, haritadan siliniyor, sokağa çıkan Kürt nineler, mert bir düşmanın bile onuruna yediremediği muamele ile coplanıp yerlerde sürükleniyorlardı.

Vicdansızlığın evrensel tarihinde kaydı olmayan bir zulümdü. Kürtlerin asfalta yapıştırılıp kopyalarının çıkarıldığı günlerdi. CHP, Türk-İslam Faşizmini onaylarcasına dilsiz, sağır ve kördü.

Üstelik, Faşizmin darbelerinden Türkler de paylarını alıyorlardı. Ne olduğu, kimsenin hala anlayamadığı 15 Temmuz kaosu yaşanmıştı. Ardından gelen katliam, tutuklama furyaları başlıyordu. İşkenceler dönemi ile yaşama hayalleri ve mallar, mülklerin talanı, çalışma hakkının gasp süreci…

CHP, bu vahşet sahnesinde de kimsesizlerin kimsesi, haklının davacısı değildi.

En kötüsü, CHP lideri terör devleti kıstırılıp korkutulmuşu gibi, kendi onurunun da savunucusu, koruyucusu değildi. Sövgü, hakaret ve iftiralara sessizdi. Zalime karşı, iradesi sıfır, bedeni felçliydi CHP. Tepkisiz ve çaresiz…

Ve sonunda olan oluyor ve CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da, Kürtlerin akibetine uğruyor ve “Karanlıkların Prensi“ General Hulusi Akar ile Generallerinin bulunduğu bir yerde, dövülüp başı ezilerek öldürülme hücumuna maruz kalıyordu.

Böyledir Faşizm. Dolaylı yoldan biat eden, hatta parlamentoda parmak kaldırarak destek veren, dışarıda cinayet işlenirken, nineler coplanıp yerlerde sürüklenirken, Selahaddin, İdris Baluken, Kışanak ve arkadaşları zindana sürüklenirken kör bakan, sağır, dilsiz duranların da kurtuluşu yoktur.

Onlar da gün gelir, Türk tipi galeyancıların hücumuna uğrarlar…

Yazarın diğer yazıları