CHP seçimle darbeyle yapamaz, Türk ise Kürtle her şeyi yapar!..

Evet. Darbe bastırıldı. Cumhurbaşkanı bu darbe teşebbüsünü “lütuf” olarak değerlendirdi. Ona göre böylece, “ordu temizlenecekti”.

Ordular “temizlenemez”.

Bunun sebebi, savaşa giren her ordunun attığı ilk adımla birlikte “kirlenmesidir.”

Şu anda tutuklanan darbeciler, örneğin şimdi tutuklanan 2. Ordu Komutanı Orgeneral Adem Huduti ile 2.Ordu Kurmay Başkanı ve Malatya Garnizon Komutanı Tümgeneral Avni Angun neden “darbeci” olarak “kirlendi”? Çünkü bu  “kirlenen” iki “darbeci”, Cizir ve Sur’daki soykırım saldırılarını yönettiler. Bakın size bir şey söyleyeyim:

Erdoğan’a şimdi üniforma giydirip, Cizir’i ve Sur’u yıkmakla görevlendirin, ertesi gün kendi Sarayı’nı bombalayan bir darbeci olarak kirlensin.

Orduda “temizlik lütfunu” biz Saray-Kışla rejimine bırakalım.

Ve şunu soralım: Bu darbe teşebbüsünün bozguna uğraması, Türkiye’deki demokrasi güçleri bakımından bir “lütuf” olabilir mi?

Bu sorunun yanıtını vermek için, “demokrasi güçlerinin temel sorunu nedir?” diye soralım. Demokrasi güçlerinin temel sorunu şudur: Fırat’ın Batısındaki demokrasi güçlerinin “AKP rejiminden kurtuluşu” orduya, ordunun müdahale ya da darbesine bağlamış olmalarıdır. CHP’nin geniş tabanındaki “orduya bel bağlama” geleneği, bu partiyi “sünni saldırılarına” karşı biricik “güvence” sayan geniş Alevi kesimlerinde de yansımasını bulmuştur. Böylece Kürdistan’a karşı “savaş aygıtı” olan ordu, Fırat’ın Batısında Türkler için bir “kurtuluş ordusu” gibi algılanmıştır. Bu yüzden, son darbe girişiminin bozgunundan sonra, büsbütün güçlenen “saray-kışla” rejimine karşı Kürdistan özgürlük güçleriyle, Batının laik toplumsal güçleri bir türlü birleşme imkanı bulamamıştır.

İşte şimdi son darbe teşebbüsünün “hazin” sonu, Fırat’ın Batısında “Orduya bel bağlama”, “darbelerden medet umma” eğilimine tahminlerin çok üstünde bir darbe indirmiştir. Şu anda Fırat’ın Batısında AKP’nin oylarıyla yarışma umudu olmayan laik, ulusalcı, sol milliyetçi kesimler için ilk bakışta “artık hiç bir kazanma umudu” kalmamıştır.

İşte bu çok “iyi” olmuştur.

Çok iyi olmuştur, şimdi Fırat’ın Batısında şu soru gündemin ilk sırasına yerleşmiştir:

“Seçimleri kazanamıyoruz; darbe yapamıyoruz, ne yapacağız? AKP rejimiyle nasıl başa çıkacağız?”

Bu soru, sivil demokratik halk blokunun kapısını açacak olan sihirli anahtardır. “Seçimle olmuyor, darbeyle olmuyor, nasıl olacak?” diyen her Türk ulusalcı, her laik, her sol-ulusalcı, her Türkmen ve Kürt Alevi, “CHP’nin seçim zaferinden, Ordunun darbe zaferinden umudunu kestiği gün”, gelip kafasını taşa vurduğu demokrasiye açılan granit kayanın önünde, “açıl susam açıl” diyecek; kapı açıldığında o kapının arkasında kırk yıldır direnen, şu son bir kaç yıl içinde dünyanın en dehşetli terör örgütüne karşı Rojava Devrimini zaferden zafere taşıyan Kürdistan halk güçleriyle göz göze gelecek ve kucaklaşacaktır.

Bu birlik yenilmez bir mücadele birliği olacaktır.

Fırat’ın Batısında “dirençli, cesur, ilkeli ve ahlaklı” güçler vardır. Örneğin AKP zulmüne boyun eğmeyen Akademisyenler, Özgür Gündem’le dayanışmada bulunan gazeteciler, şimdi Fırat’ın Batısına seslenebilirler. Milyonlarca laik Türk insanını, Kürt insanıyla birleşmeye çağırabilirler; “ne CHP’nin seçim zaferinden, ne ordunun darbe zaferinden umut var; umut Fırat’ın Batısıyla Doğusunun birliğinde” diyerek sağlam bir “ahlak ve vicdan köprüsü” kurabilirler.

Özellikle Türkmen ve Kürt Alevi aydınları; Alevi toplumunun kendine has, muazzam tarihi misyonunu bilince çıkartabilirler; birbirine düşman edilmek istenen Türk ve Kürt halkları arasında “kardeşlik köprüsünü” kurmak, Aleviliğin en büyük tarihsel misyonudur. Tarih Aleviliğin önüne bu büyük misyonu şu son darbe bozgunundan sonra bir kere daha kuvvetle koymuştur.

Saray-Kışla rejimi darbeyi bozguna uğratarak, demokratik cephenin önündeki en büyük engeli de yıkmış bulunuyor: CHP’nin seçim zaferinden medet yok; ordunun darbe zaferinden medet yok; medet halkların birliğinde, kardeşliğindedir.

Darbe teşebbüsü, asıl "halkların birliği" bakımından "lütuf" olmuştur…

Yazarın diğer yazıları