CHP’de son perde inerken yeni bir ‘oluşum’ önerisi!

Veysi SARISÖZEN

CHP’nin tarihi iç hizip savaşları tarihidir.

Daha Cumhuriyet’in ilk döneminde bu hizip savaşı Birinci Meclis’in parti içi muhalefetini tasfiyesiyle sonuçlandı. İzmir Suikast’i davası bir CHP içi hizip kavgasıydı. İdamlarla gerçekleşti. İnönü-Bayar çelişkisi Atatürk’ün Bayar’ı tutmasıyla sonuçlandı. Ve DP CHP’nin içinden çıktı. Ecevit’in “ortanın solu” kavgası İnönü’nün tasfiyesiyle sonuçlandı. Ardından Ecevit’le CHP’nin de yolu ayrıldı. Bunu Baykalcı hizip savaşları izledi. Karayalçın’ı filan saymayalım artık.

Şimdi hizip savaşlarında bu perde, bilinmeli ki son perdedir.

Çünkü, bugüne kadar CHP’deki hizip savaşları aslında “devletin içindeki” hizip savaşlarının bu partiye yansımasından başka bir şey değildi. Bu da doğaldır. Çünkü CHP’yi belirleyen onun tabanı değil, devlet bürokrasisiydi. Bu bürokrasi kendi içinde hapşırınca CHP nezle oluyordu. Devlet partisi olmak böyle bir şeydir.

Sermayenin zayıf olduğu ilk yıllarda Kemalist iktidar bir tür “Bonapartist” özelliğe sahipti. Devlet giderek hakim sınıfın devleti haline geldikçe, CHP de giderek “müzmin muhalefet” partisi olmaya dönüştü. Devletin CHP ve CHP’nin devlet üzerindeki etkisi adım adım zayıflamaya başladı.

Ayrıntıya girmeyelim. Son 15 Temmuz “kontrollü” darbe, CHP’nin devletle ilişkisini ince bir iplikle Ergenekonculara ilişkilenmek dışında neredeyse tümüyle anlamsız hale getirdi. Eski devlet aygıtı yıkılmakta, yenisi inşa edilmektedir. Ve Ergenekoncular her geçen gün daha fazla AKP atına oynamakta. Devletin yüzünü yeniden CHP’ye dönmesi artık hayal. Bu hayal devam ederse CHP AKP’yle kader birliği yapan Ergenekonun basit bir oyuncağından başka bir şey olamaz.

CHP “devletini”, ordusunu, hariciyesini, yargısını kaybetmiştir. Kemalist devlet eliyle yaratılan “CHP’li sermayenin” de yerinde artık yeller esiyor. O şimdi “tabanıyla” başbaşadır.

İşte şimdiki hizip savaşı bu geçmişin son kalıntısı olarak yaşanmakta. Bundan sonrası CHP’nin ya “inhitatı”, çöküşü olacak ya da CHP bu defa “yönetim ile taban” arasındaki çelişkinin bir sonucu olarak bölünecek. Bölünürse ortaya nasıl bir “yeni” çıkacağını bugünden bilemeyiz. Ama gidiş burayadır.

CHP’nin bugünkü krizi karşısında HDP’nin bileşeni olan sosyalistlerin çok büyük bir misyonu var. Ege’nin, Akdeniz’in, Karadeniz’in sularıyla Dicle-Fırat’ın suları arasında “kalaslardan” oluşan bir köprü değil, fakat devrimcilerin kanıyla sulanıp çelikleşmiş “esnek” bir köprü kurmak.

ESP İbrahim Kaypakkaya’nın anısına, Türkmen Alevileri Kürt Alevileriyle, Tülay Hatimoğluları ve arkadaşları tüm Alevileri Alevi Araplarla, EMEP’liler Deniz Gezmiş posterlerini taşıyan CHP’lileri HDP’yle, Devrim Partisi Çayan’ın resimleriyle yürüyenleri Dersim’de, Amed’de Apo’nun resimleriyle yürüyenlerle, TİP’li arkadaşlar tıpkı Birinci TİP gibi, Türkiye’nin CHP’li aydınlarını Kürt aydınları ile birleştirebilir.

Ama bunun için yeni bir dile ve sekter olmayan bir “ortak programa” ihtiyaç var. Dil, eski “Kemalizm eleştirisinin” yerine ortak idealleri, örneğin “özgürlükçü laisizm” gibi hususları esas alabilir. CHP’lilerin Mustafa Kemal’e, sosyalistlerin Deniz, Mahir ve İbrahim’e, Kürt Özgürlük Hareketinin Öcalan’a duyduğu saygıları, herkesin değerlerine ortak saygı esasında birleştirmek zor değildir. Program ise eski “AB karşıtlığını” temel alan söylemler yerine, elbette “AB yanlısı” olmayan, ama “AB yanlılarına” açık olan bir yaklaşımla ele alınabilir. Program “sosyalist” olmayabilir, ama “sosyalizme açık” olabilir. “Demokratik özerklik, Ortadoğu konfederasyonu” programından elbette söz etmiyoruz. Ama program bu hedeflere de “açık” olmalıdır. Programı HDP’nin ya da sosyalist partilerin programları olarak sunmak yerine, “CHP’lilerin, HDP’lilerin ve sosyalist partilerin programlarına açık” bir program olarak düşünmek de mümkündür.

Bu söylediklerimden hareketle, buna konumuzun dışında olan dindar kitlelerin özlemlerine, değerlerine yönelik yaklaşımları da eklerseniz, geleceğin “Anayasası”nı özetlediğimi kolayca görebilirsiniz. Geleceğin anayasası nasıl “sosyalist” ya da “kapitalist”, “dinci” ya da “ateist” bir anayasa olmayacaksa, “ortak program” da öyle olmalıdır. Geleceğin anayasası faşizme, militarizme, sömürgeciliğe, erkek egemenliğine ve ekolojik barbarlığa kapalı, ama bunun dışındaki bütün programlara açık olacaktır. Böyle bir gelecek anayasası temelinde, bu
anayasanın rüşeymi olan bir ortak programda halkı birleştirmek için, bütün partilerin varlıklarını korumaları koşuluyla yeni bir “oluşum” için “beyin fırtınasına” olan ihtiyaç açıktır.

Telaşa mahal yok. HDP’ye ve sosyalist partilere alternatif bir oluşumdan söz etmiyorum. Sözünü ettiğim model şu anda Almanya’da Die Linke liderleri Wagenkneht, Lafonten ve arkadaşları tarafından hayata geçirilmek üzeredir. Bu yazı kişisel bir düşünme önerisidir.

Yazarın diğer yazıları