CHP’nin seçim raporundan sonra TBMM’de kalmanın acayipliği!..

Herhangi bir “gerici iktidara” karşı muhalefet yöntemi başkadır, faşist diktatörlüğe karşı muhalefet yöntemi başkadır.

Eğer bir muhalefet partisi alışılagelmiş sağ hükümetlere karşı yapmış olduğu muhalefetin tıpkısını faşist diktatörlüğe karşı yapmaya devam ediyorsa, o muhalefet faşizmin “resmi muhalefeti” sayılır ve diktatörlükle işbirliği suçu işlemiş olur.

Ama bunun Türkiye’nin somut koşullarında bir istisnası var: HDP’nin muhalefet yöntemi. Konuşu açalım.

Türkiye’de iki muhalefet partisi var: Birisi CHP, diğeri HDP.

Önce HDP’yi ele alalım…

HDP şu anda, gelmiş geçmiş bütün hükümetlere karşı yürüttüğü muhalefeti, faşist diktatörlüğe karşı da yürütüyor. Ama HDP’nin muhalefet yöntemi, hiçbir şekilde yukarıda yazdığım “resmi muhalefet” partisi olma tanımına girmiyor. HDP’nin muhalefeti, gelmiş geçmiş hükümetlerin Kürdistan’da uyguladığı rejimlerin şimdiki rejimden hiçbir fark taşımaması yüzünden “faşist rejimle işbirliği” anlamına gelmiyor. Türkiye’nin genelinde gelmiş geçmiş hükümetler Batı’da “demokrat, yarı demokrat, sağcı ya da dinci, sivil ya da askeri” olsa da  Kürdistan’a karşı şimdiki rejimin yaptığını aynen yapmıştır. Kürdistan’da faşizm yapısaldır. Britanya İngiliz adasında “demokrattı”, sömürgelerde faşist. Aynen öyle. Hükümetlerin Kürdistan’daki baskıları arasında yalnızca “nicel” bir farktan söz edilebilir. Örneğin şu anda Kürdistan 1990’ları yaşıyor.

O nedenle HDP’nin dün yaptığı muhalefetle bugün yaptığı muhalefet arasında en küçük bir çelişki yoktur. Radikal bir muhalefettir: Rejim HDP’yi TBMM’den kovmak istiyor, Kürdistan yerel yönetimlerini gasp ediyor, HDP de zorla, kapıdan olmazsa bacadan rejimin Meclisi’ne giriyor. “Men dakka dukka” yani. Kürdistan açısından ha Ecevit-Özal hükümetleri, ha şimdiki rejim. Nitel bir fark yok.

Kürdistan’da durum bu.

Türkiye’de ise durum farklı. Birkaç yıllık faşist askeri darbe rejimleri dışında, kimisi “örtülü faşizm” dese de, iki darbe arasındaki rejimler sosyalistlere karşı faşist yöntemler kullanan “sağcı ve gerici” rejimlerdi.

Bugün durum değişti.

Kürdistan’daki faşizm, tüm ülkeye yayıldı. Biz boşuna “Kürt sorunu çözülmezse demokrasi de olmaz” demedik. Çözülmedi, faşizm geldi. Saray, yalnız Kürt Özgürlük Hareketine, sosyalistlere karşı zorbalık yapmıyor. Gazetecileri, akademisyenleri, aydınları tutukluyor. Liberalleri hapse atıyor, dünkü ortağı “ılımlı İslamcı” Cemaat’i mahvediyor, Batı yanlısı ordunun generallerini, subaylarını ölümcül işkencelerle tasfiye ediyor. Faşizm aynı zamanda tekelci sermayenin en gerici, en klerikal, en emperyalist ve en terörist kesiminin diktatörlüğüdür. Bu da öyle: Batıcı Doğan Holding’e el koyuyor, Cemaatçi sermayeyi gasp ediyor.

Türkiye tarihi böyle bir rejime  şahit oldu mu? En kabadayı darbe bile en fazla üç yıl içinde kabuğuna çekildi. Bu 16 yıldır iktidarda. Ona faşizm dememiz için her şeyi yapıyor.

Buna karşılık CHP’nin muhalefet yönteminde en küçük bir değişiklik yok. Dün ANAP iktidarına nasıl muhalefet ediyorsa Saray rejimine de aynen öyle muhalefet ediyor.

Aradaki fark şudur: Dün ANAP’a karşı yürüttüğü muhalefet “sahte” değildi. Onunla parlamenter zeminde rekabet ediyordu ve bunun gereğini yapıyordu. Oysa şimdi CHP AKP’yle ya da Saray’la “rekabet” etmiyor. Çünkü “rekabetin” hiçbir koşulu artık yok. Yırtınsa da rekabet edemez. Parlamento işlevsiz. Seçimler hileli. Haberlere bakılırsa, CHP son PM toplantısında 24 Haziran seçimlerinin “hileli” olduğunu kanıtlayan bir raporu görüştü. Buna göre, oyların en az yüzde 4’ü en çok da yüzde 7’si hileli oy. Ve hala raporu açıklamıyor. Aslında hileyi seçim gecesinde de biliyordu. Deniyor ki, nasıl A. Gül’e “aday olma” dediyse, Genelkurmay Kılıçdaroğlu’na da “konuşma” ültimatomunu verdi. İnce de, Kılıçdaroğlu da o nedenle iki gün susmak zorunda kaldı. Demek ki, olmayan TBMM’de ve hileli seçim yarışında, bütün bunları dayatan Ordu karşısında AKP’yle “parlamenter rejimlere” has yöntemlerle rekabet etmek imkansız.

Ama CHP “ediyor.” Sanki seçimler normalmiş, TBMM çalışıyormuş, ordu da eski “CHP’li orduymuş” gibi, tıpkı ANAP’a, AP’ye karşı yürüttüğü “muhalefeti” şimdi de aynıyla yürütüyor.

 “Farklı muhalefet” nasıl yapılır?

Seçimler meşru değildir diyeceksin, (diyor), TBMM fiilen tasfiye edilmiş diye bağıracaksın (bağırıyor), bunları dedikten sonra da TBMM’de “bir gün” bile durmayacaksın. Ama duruyor.

Neden?

Rejimin Kürt özgürlük hareketine , Rojava devrimine, Cemaat’e, Batı yanlısı subaylara, polislere, yargıçlara ve kamu emekçilerine  karşı yürüttüğü savaşa ve Ergenekon’la yaptığı ittifaka meşruiyet kazandırmak için. Bunların dışında yaptığı “muhalefeti” her türlü hükümete karşı yapmıştı, şimdi de aynısını yapıyor.

Ve işte faşist dikta koşullarında buna “muhalefet” denmiyor. Rejimin “resmi muhalefeti” deniyor.

Yazarın diğer yazıları