Çiçek kadın değil mi?

Kadın özgürlük mücadelelerinin yükseldiği, görünür olduğu bir çağın içindeyiz. Bunda Kürdistan kadın özgürlük mücadelesinin büyük payı vardır. Özgürlük mücadelesi yükseldiği kadar erkek egemenliğinin de kadın karşıtlığında, kadın katliamında vahşette sınır tanımadığını, giderek kadın düşmanlığının sistemleştirildiğini de görüyoruz. Kadın cinsi, bir başka ırk gibi görülerek kadın düşmanlığı geliştiriliyor. Özünde kadın şahsında insanın insan düşmanlığı yaratılıyor.

Kürdistan kadın özgürlük mücadelesinin kadın özgürlüğünde derinleşmesinin en büyük nedenlerinden biri, Kürt kişiliğinin kadının içinde olduğu duruma yakın olmasıdır. Önder Apo’nun kadın mücadelesini toplumsal mücadelenin en ön sırasına koyması zaten bu mücadelenin gelişmesinin temel sebebidir.

30 yılı aşan bir süredir gelişen Kürdistan kadın özgürlük mücadelesi, Rojava devrimiyle sesini tüm dünyaya duyurmuştur. Rojava devrimi ve jineoloji konulu çalışmalar, Kürdistan kadın özgürlük mücadelesinin evrenselleşen yanlarıdır. Her iki mücadele boyutunda da tüm dünyadaki devrimci mücadelelerdeki kadınlar Kürt kadınlarını, Kürt kadınının mücadelesini tanımış, Kürdistan’a gelmiş, Kürdistan’da kendi özgürlük savaşçılığının yeni adımlarını atmıştır. Her bir adım, Kürdistan kadın özgürlük mücadelesinin de evrenselleşmesi anlamına gelmiştir. Bugün, biraraya gelen, Kürt-Arap-İspanyol ya da başka birçok farklı ulustan kadının kadın kurtuluş ideolojisi etrafında aynı dili konuşmaları, evrenselleşen Kürdistani özgürlük değerlerine işaret ediyor.

Bu evreye kolay gelinmediği biliniyor. Binlerce şehit verilerek bu aşamaya gelindiğine tüm dünya insanlığı şahit. Ortadoğu ve dünya halklarının ve kadınlarının özgürlük mücadelesine büyük öncülük yaptı Kürt kadınları. Ve yapmaya da devam ediyor. Kürdistan kadın özgürlük mücadelesinin öncülük misyonuyla gerçekleştirdiği yürüyüş, 21. yüzyılı kadın özgürlük yüzyılı yapmanın eşiğine getirmiştir.

Tüm bunlara rağmen Ortadoğu ve dünya kadın örgütlerinin, Kürt kadınlarının en son Rojava’da yarattıkları ve Türkiye’nin işgal-soykırım saldırıları karşısında yaşadıklarına karşı sessizliği, kaygı vericidir. Ses çıkaran birçok kurum ve şahsiyet olsa da etkin olamayışları da etkili politik eylem yoksunluğuna bir daha dikkati çekmektedir.

Özellikle Türkiyeli kadın örgütlerinin 9 Ekim’de başlayan Rojava’nın işgal edilmesi ve soykırım saldırılarının sürdürülmesi karşısında, bu vahşet, bu katliam, bu Kürt kadın düşmanlığı karşısındaki sessizlikleri ne demektir?

Kadın özgürlük mücadelecileri olarak bu sessizliğe ne ad koymalıyız?

Bedensel özgürlüğü, bedensel aidiyeti bunca ele alıp işleyen örgüt, kurum ve yapılanmaların Amara’nın işkence edilen cansız bedeni karşısındaki sessizliği nedendir?

Yine yaralı ele geçen Çiçek’in çetelerce darp edilişi, işkence edilişi karşısındaki tutumsuzluk nedendir?

Çiçek’in yüreğini kendi sesimizden duyar gibi oluyoruz: “Ben kadın değil miyim?” diye soruyor bize. Bu soruyu başka zamanlarda başka kadınların sorduğunu ve bu sorunun epey bir dönem sorulduğunu herkes bilir. Ancak Kürt kadınlarının dünya kadın özgürlük devrimine öncülük ettiği bu çağda, Kürt kadınlarının maruz kaldığı vahşet ve saldırılar karşısında dünya kadınlarının sessizliğini herkes bilmez.

Saçlarından sürüklenerek cenazeleri parçalanan Kürt kadınları için kim ne söyledi, ne yaptı?

Kürt kadınları şahsında tüm kadınlara karşı düşmanlık ediliyor. Kadınlar kaçırılıyor, infaz ediliyor, cansız bedenlerine işkence ediliyor. Öldürülen kadın direnişçilerin rahimleri oyulup çıkarılıyor. Kürt kadınlarının direngenliğine ve kadınlığına karşı, Türk faşizmi ve DAİŞ-El Nusra artığı çetelerin düşmanlığı, 90’lı yıllarda Türk faşist rejiminin sergilediğinin aynısıdır.

İşgal saldırılarından dolayı Başur’a ya da Türkiye’ye geçen kadınlara ne oldu? Kaçırılan Êzîdî kadınlara ne oldu? kaçırılan Efrînli kadınlara ne oldu?

Kürt kadınları tek tek kadınların adını anarak dünyanın her yerinde kadın özgürlük mücadelelerine ortak olurken, Kürt kadınlarının mücadelesinin soyut bir ortaklıkta görünmez kılınması kabul edilebilir mi?

Kürt kadınları soyut bir gerçeklik değildir. Direnen Kürt kadını soyut bir gerçeklik değildir. Soyut bir bilgi ya da adı anılmayan, adı anılmaktan korkulan, adı saklanan, adı unutulan bir ortaklaşma değildir. Direnen Kürt kadını Zilan’dır, Beritan’dır, Delal’dir, Viyan’dır, Arin’dir, Leyla Güven’dir. Bugün Rojava’da Zin’dir, Amara’dır, Çiçek’tir.

Kadın özgürlük mücadelelerinin kırılgan noktası, kadın duyarlılığının ırkçı, milliyetçiliği aşmasıdır.

Kadın özgürlük mücadelesi yürüten tüm kadınların bu bilinçle yeniden kendini, özgürlükçülüğünü, ırkçılığını ya da şovenizmini, feministliğini sorgulaması gerekiyor. Çünkü 21. yüzyılın kadın özgürlüğü yüzyılı olması için buna ihtiyaç var.

Yazarın diğer yazıları