Çiller ve Erdoğan

Unutulmayacak güncel ilk fotoğraf karesi Varto’dan.

Ekin Wan’ı ödürenler, işkence yaptılar.

Unutulmayan ikinci resim: Kars’da üç HPG’liye öldürüldükten sonra işkence yapılması. 

İkinci resim karesinde, cesetlerin üzerine basarak poz veren askerler vardı.

İnsanı çaresiz kılan bu görüntüler, geriye kalanları dehşete düşürüyor.

Bir yerde Erdoğan amacına ulaştı?!

“Kürt yoktur, varsa ölüdür” merkezli siyaset revaçtadır şimdi.

Çiller dönemine benzetilmesi yanlış olan, yeni bir süreç başlatıldı.

Çiller de dengesizdi.

O da katleden mekanizmanın başında olmaktan “zevk alan”, insanlıkdışı duruşlu, hümanizmadan arındırılmış bir dünyanın kurbanıydı.

Ancak Çiller döneminde, hafıza kapalıydı.

Tarihi bilenler, yollarda Kürdistan’dakiller’e 80 yıllık tarihin hikayesini aktarıyorlardı.

Çiller’in namluya hedef haline getirdikleri, halka ulaşmak için yürüyenlerdi.

Namluya hedef edilen ikinci topluluk, hafızası açılan köyler, kentlerdi. 

Cizre, Kulp, Lice, Şırnak, Batman, Silvan vd.

Çiller döneminde, Diyarbekir hala fiili başkent olmamıştı.

Sopayla oy alınan yıllar.

Köy koruculuğunun, faili meçhul cinayetlerin ve Hizbullah’ın, uyanışı ve direnişi kırmaya yeterli görüldüğü yıllardı, “Çiller yılları”. 

Kürdistan’daki halklar ülkelerinin kimler tarafından işgal edildiğini sesli dile getirecek kadar silkelenmemişlerdi.

Şiddet Kürdistan’ı bir kez daha sarstı.

Silkelenen Kürdistan’lılar, onlarca yıl önce ülkelerinin nasıl işgal edildiğini canlı yaşadılar.

Kürdistan’dakilerin hafızası aydınlandı ve “ara çözümsüzlükler”den sonra, yeni ve başvurulacak son mekanizma harekete geçirildi.

Öyle zannediyordu ki, Kürtler ve Kürdistan’da yaşayanlar, hala sırtlarını Ankara’ya dayayacak kadar manipüle edilebilirdiler.

İşta böyle başladı, başta acemi “Erdoğan yılları”.

Kürdistan’da yaşayan halkların hafızasının berrak olduğu; uyanış yılları.

Dudakları namlu gibi konuştu Erdoğan’ın.

“Kardeşlerim” dediğinde, onu dinleyenler, kendisine biat etmedikleri anlaşıldığı an, Erdoğan’ın gövdesinin bir makineli tüfeğe dönüşeceğini biliyorlardı.

Diyarbekir konuşmalarının ilki ile sonuncusuna kadarı, “kaderi kanıksatmak” stratejisine endeksliydi.

Her defasında pes etmeyenler milyonlardan intikam almak için bileniyor ve yeni bir Diyarbekir çıkarması başlatıyordu.

Sonra, beklenmedik bir gelişmeyle, Türkiye’de, Kürdistan’daki savaş bulutlarıyla üstü örtülen “özgürlük” Gezi’de patlak verdi.

Ankara’nın anlattığı “Vahşi Kürdistan” öyküsününe inanmadıklarını ilan eden hümanizma tutkunu gençler de Erdoğan’ı çıldırtan adımlar attığında, Erdoğan dönemi çoktan çöküşe doğru yol alıyordu.

HDP’nin Kürdistan ve Türkiye’deki halkları birleştiren köprüyü inşa etmesiyle birlikte, Ankara’daki adamın ve sisteminin sigortaları attı.

Kürdistan’da ise, “yeni yaşam” ve umutda dair dolaysız demokrasi modelleri ilan edildi. Ve bir zamanlar ve hala konuşan o adamın dudakları namluya dönüştü.

Eğer varsa silaha dair çatışmalar, bunun mimarı Erdoğan oldu: Çaresizlik. 

Ve eğer varsa umuda dair bir gelecek, bu, geçmişin ve günümüzün dayanılması güç ve insan sabrını harabeye çeviren gelişmelere rağmen, hakka ve eşitliğe dayanan barış için yaşamlarını ortaya koyanların eseri olacak. 

***

Not: Varto’da özyönetim ilan edildiği gün, 35 yıldır görme fırsatından yoksun olduğum kardeşim, 34 yaşında ilk kez görme fırsarı bulduğum yeğenim Eylem’le ve kızkadeşimle Midilli‘deydik. Günün birinde Özyönetilen Varto’da yeniden buluşmak umuduyla!

Yazarın diğer yazıları