Cinsiyet eşitsizliğine son!

Eylem KAHRAMAN

Kadınların yüzyıllardır verdiği cinsiyet eşitliği ve özgürlük mücadelesinin önündeki en büyük engel erkek egemen zihniyet ve sırtını bu gerici zihniyete dayayan kesimdir.

Türkiye’de son zamanlarda kendilerine “Aile Platformu” diyen ve gücünü egemen zihniyetten alan bir oluşum hortladı. Bunların tek bir amacı var; İstanbul’da imzaya açıldığı için “İstanbul Sözleşmesi” olarak anılan Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin iptal edilmesi. Diğer bir talepleri de “Toplumsal cinsiyet eşitliği iptal olsun” şeklindeydi. Geçen gün İstanbul Taksim’den Tünel Meydan’a bu amaçlarına yönelik bir yürüyüş düzenleyeceklerini açıklasalar da sonuçta sekiz kişinin katıldığı bir basın açıklaması yaptılar. Sanki Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği varmış da, bunlar da iptal edilsin diye mücadele ediyor.

Aile içi şiddet gören kadınların korunmasına yönelik çıkarılan 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun magazin figüranlarının elinde oyuncak olmuş durumda. Gündeme gelmek için çabalayan ve bunun içinde birbirine sataşan sanatçımsılar bu kanuna dayanarak reklamını yapıyor. Bir zamanlar evli olup da ayrıldığı kadının evine gizlice kamera yerleştirerek elde edilen görüntüleri medyaya servis eden pek dindar(!), pek ahlaklı(!), pek “erkek” sanatçımsı bile bu kanundan faydalanarak mağdur ettiği, onuruyla, gururuyla, işi ve ekmeğiyle oynadığı kadınlara uzaklaştırma cezası çıkarttı örneğin. Kadınların yüzyıllardır sürdürdüğü mücadele ve uğrunda büyük bedeller ödediği kazanımlar, böyle ucuz ve iğrenç yöntemlerle heba edilmeye, boşa çıkarılmaya çalışılıyor. Böylesi iğrençlikler egemen zihniyetin de işine geldiği için siyasi iktidar olanları sesini çıkarmadan bıyık altında gülümseyerek izliyor. Yasalarda kadının lehine olan ne varsa kaldırılması veya yok edilmesi yönündeki saçmalıklara zevkle müsaade ediyorlar.

Yetersiz de olsa kadınlara yönelik tek bakanlık olan Aile Bakanlığı’nın Çalışma Bakanlığı ile birleştirilmesi olayı durumun ne kadar içler acısı olduğunu açıklamaya yetiyor aslında.

Sadece Türkiye’de ve Ortadoğu toplumlarında değil, kadınlar dünyanın her yerinde haksızlığa, adaletsizliğe, her türlü ekonomik ve fiziksel şiddete uğruyor. Daha bir kaç gün önce Özel Tokyo Tıp Üniversitesi’nin 2011 yılından itibaren sistematik olarak yıllarca kadın adayların giriş sınavı sonuçları üzerinde oynayarak daha az kadının üniversiteye girmesini sağladığı ve okula kabul edilen erkek adayların sayısını bilinçli bir şekilde arttırdığı ortaya çıktı mesela. Sebep olarak da okulu başarıyla bitiren kadınların evlenip çocuk sahibi olduktan sonra işi bıraktığını öne sürerek yaptıklarını savundular bir de. İyi de, bu kadar emek harcayarak doktorluk eğitimini tamamalayan kadınlar neden evlendiğinde işi bırakıyor? Suç sadece kadınlarda mı? Evlendiği kişinin, çalıştığı kurumun, bir bireyi olduğu toplumun, dahil olduğu sistemin hiç mi suçu yok? Ayrımcılık yaparak hemen kadın öğrenci adaylarının sınav kağıtlarına üşüşüyorlar. Aynı kişiler üniversite hastahanesinde acil görevler ve aşırı uzun çalışma saatlerine de atıfta bulunarak “üniversitenin içinde, erkek doktorların üniversite hastahanesini desteklemesi konusunda bir fikir birliği var” diyerek kendilerini savunabiliyorlar.

Kadınlar dünyanın her yerinde katliama, kırıma uğruyor. Bu durum daha anne karnındayken bile başlayabiliyor. Avrupa ülkelerinde bile birçok kadın doktoru gebeliğin yirminci haftasına kadar bebeğin cinsiyetini bilinçli olarak ebeveynlere açıklamıyor. Sebep olarak da bebeğin cinsiyetinin kız olduğunu öğrenen ebeveynlerin hamileliği sonlandırma arayışlarına girişmesi gösteriliyor. Yani, nerede olursa olsun zihniyet hep aynı, değişmiyor.

Bütün bu haksızlıklara, adaletsizliklere, yaşamının tehlikeye atılmasına karşı kadınların kendisinin bir çözüm üretmesi gerekiyor. Bunun için de her kadın kendi evini, bahçesini, iş yerini, bulunduğu tüm alanları bir okula çevirmeli, başta kendisi olmak üzere çevresindeki diğer kadınları eğitmeli ve örgütlemelidir. Eğitimin ulaşılabilir olması çok önemlidir. Kadın örgütleri ve gruplarının kadınları eğitime çağırması yerine eğitimi kadınlara götürmesi daha başarılı sonuçlar alınmasını sağlayabilir.

Yazarın diğer yazıları