Çirkine dair

Her yönüyle anlattı "çirkinliği". Bir tarihinin olacağını gösterdi bize.  Oysa biz sadece güzel olandan feyz alır, güzelin acısına üzülür, güzelin neşesine ortak olurduk. Leğenlerden taşırdığımız köpük gibi ilgimiz sadece güzel/güzellik sözkonusu olduğundaydı. Masumiyetin kalitesi de estetikle örülüydü: Güzelse koşulsuz, çirkinse eh işte…

Çünkü çirkinlik yas nedeniydi. Kapanmaydı; kendine, tarihe ve yazgıya… Çirkinlik ad bulma çabasının son durağıydı; tanımsız, kokusuz, his vermezdi hissedişi güçlü birine. Patrick Süskind’in Koku’sundaki gibi… 

Jean- Baptiste Grenouille, kokusuz ve çirkin kahraman; duyusuz, duygusuz, heyecansız ama var… Varlığının yakın çevresi de dahil olmak üzere yaşadığı köyde kimse üzerinde bir katkısı yoktur ve tüm güzellikleri soldurma pahasına kendine kokudan bir insanlık yaratma peşindedir. Sonra tüm güzelliğe ulaşma çabası onu korkunç bir şey yapar. Artık çevrede bir tanımı vardır: Katil ve çirkin! 18. yüzyıl Avrupa’sını anlatır. 

Umberto Eco da Çirkinliğin Tarihi’nde 18. yy döneminin tüm kaba çirkinliğine genişçe zaman ayırmıştır. Mimarisi, kadını, hayatı ve toplumsallığı… Hepsinin içiçe geçtiği, tökezlediği ama her halükarda birbirine kenetlendiği ağrılı zamanları kestirmeden sunar okura. 

18. yy Ortaçağ karanlığıdır… Tüm devinimleriyle insanlığın  saplanıp kaldığı bir büyük çukurdur… Üzerine 3 yüzyıl daha eklenmiş olmasına rağmen hala içinde debelenmekte olduğumuz çukur gittikçe kocamanlaşarak öğütüyor insanlığı. Ve üstelik güzel kokular, güzel elbiselerle içinde olduğunu hissetmememiz için itinayla süslenmiş bir çukur…

Çirkinlik nesnel bir gerçeklikten alegorik bir sapmaya dönüşür. İçinde kaybolmamız beklenir. 

Şimdi çirkinlikten söz ediyoruz evet ve çünkü "Çirkinliğin Tarihi"ni yazan adam öldü. Çirkinliğin Tarihi’nden hemen önce yazmıştı "Güzelliğin Tarihi"ni. Kitap o nedenle Güzelliğin Tarihi’nin tamamlayıcısı niteliğinde.

"Ne de olsa güzellik ve çirkinlik birbirlerini imleyen kavramlar… Demek ki yapmamız gereken birinin doğasını anlamak için diğerini tanımlamak. Ne var ki, yüzyıllara yayılan birçok çirkinlik tezahürü, sanılanın aksine oldukça zengin ve şaşırtıcıdır. Çirkinliğin Tarihi de işte bu örnekleri sunuyor bize".

Örnekleri ise 15 başlıkta toparlamış yazar. En dikkat çekici olanları içinde yaşadığımız hayatta bizi en çok yaralayanlar olması şaşırtıcı olmayacaktır kuşkusuz: Tutku, ölüm, şahadet; kıyamet, cehennem ve şeytan; canavarlar ve kötülük alametleri…

Sonra öteki olanın çirkinliği…

Bunun üzerine fazlasıyla düşünebilir, hırpalayabiliriz hatta kendimizi. "Öteki"ni dil ve düşünce nezdinde ötekileştiren şey de güzel-çirkin/ siyah-beyaz/ iyi-kötü/ yerli-yabancı/ kentli-taşralı ayrımıdır. Taşra merkezdekine göre bir konumsa, güzellik çirkinlik var olduğu için anlamlı, beyaz siyahın yanında tercih sebebi, iyi kötünün örtüsü olduğu için kıymetli… 

Çirkin olan tüm  öteki olandır. Şeklen, ruhen, fiziken ve tüm ayrıntılarıyla örnek olanın ardılı, partikülleri… Çirkin olanın iyi olma hali yoktur mesela. Yaralayıcı, sağlıksız, kokan, berbat, kaba, utandırıcı özelliklerin hepsi vardır çirkinde. Edebiyat da sinema da kötüyü estetize etmeden sadece kötü-olumsuz ve genel kabullerin dışında özelliklerle takdim eder ki, güzele ve iyiye doğru çekimi olan bir toplum var olabilsin. 

Ne mümkün! 

Katledilmiş halklar, doğa talanı, tahrip edilmiş yaşamlar için hepsi "çirkin"di diyen bir tarihin sahiplerinin, aynı kıyımı "daha güzel yapacağız" diyerek yeniden cümle dizmesi, koşa koşa gidilen güzellik midir, saplanıp kalınan çirkinlik mi?

Umberto Eco ölmüş.

Çirkinlik güzelliği soldurmuş ve ne yazık ki daimi…

Yazarın diğer yazıları